Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Değişmesi gereken biziz…

Dünyadaki sorunlara bir bakın, bir de bizim ülkede yaşananlara…
Dünyada, hatta çevremizde olup bitenlerden o kadar uzağız ki…
Orta Doğu’da aylardır silahlar susmuyor. İnsanlar birbirlerinin boğazını kesiyor. Bir avuç toprak için yüzlerce insan ölüyor. Dünya soluğunu tutmuş, bizim de yaşadığımız bölgede yaşananları ibret ve kaygıyla izliyor…
Rumlar, “Münhasır Ekonomik Bölge” ilan ettikleri denizlere Türkiye’nin savaş gemisi ve arama gemisi göndermesini protesto etmek için, uluslararası alanda girişimler başlatıyor. Görüşme masası darmadağın oluyor, ilk günlerdeki tepkiler, yerini sükunete bırakıyor…
Dedim ya dünya böylesi sorunlarla meşgulken, biz incir çekirdeğini doldurmayan sorunlarla boğuşuyoruz…
KTHY ve CAS mağdurları, okullardaki öğretmen ve araç gereç eksiklikleri, memur maaşları ve daha onlarca yıl öncesi çözülmüş olması gereken sorunlar…
31 yıl önce kurduğumuz devletin çarklarını döndürmeyi bir türlü başaramadık…
Geçen yıllar içinde önce devlete, ardından siyasetçiye ve son olarak da kendimize olan güven ve inancı kaybettik ne yazık ki…
Basit sorunları bile çözme becerisini gösteremedik, nasıl olmasa birisi çıkar çözer diyerek, hepsini öteleye öteleye yumak haline getirdik. Sonra da içinden çıkmak için, doğru yaptıklarımızı bozmaya, sırf iktidarda kalabilmek adına, tavizler vermeye, zaten olmayan sistemin içine etmeye başladık…
“Bu beceremedi, bu gitsin öteki gelsin” diyerek neredeyse her iki yılda bir seçim yaparak dünyada kırılması zor bir rekora imza attık…
yılları kaçımız hatırlıyoruz. Özellikle genç kuşakların bilemediği ve maalesef çok da araştırmadıkları 1960, 70, 80’li, hatta 90’lı o yılları düşünün… Geçmişte bakanlıklarda bu görevde bulunanların kim olduğunu bir çırpıda sayabilirdik. Çünkü her gelen veya giden bakanla birlikte gelip gitmezlerdi. Bu nedenle de devleti ve devletin işleyişini çok iyi bilirlerdi. Ama şimdi öyle mi? Bugün hangi bakanlıkta müdür veya müsteşarın kim olduğunu sorsam kaçımız doğru yanıt verebilir. En büyük şikayetlerimizden birisi, sık sık dile getirdiğimiz devletin sürekli hantallaşan bürokrasisi, gizli işsizlik ve mali yüklerin temel nedenlerinden biri bu değil mi?
Bırakın müdür müsteşarları, bakanlar sürelerini doldurmadan ya hükümet değişiyor, ya da görevden alınıyor. Böyle olunca da, daha sağı solu öğrenemeden yenileri geliyor.
Dün radyo programımızda Özdemir Tokel’in dediği gibi, bu şekilde “devletin hafızası siliniyor…”
Son 10-15 yıllık döneme bakın. Seçime giren tüm partiler seçim bildirgelerinde, “3’lü kararname” sistemini değiştireceği sözünü vermesine rağmen, “önce ben kendi kadrolarımı kurayım, sonra değiştiririm” mantığıyla, kadrolaşmayı tercih ediyor. Kısacası değişimi hep kendi yandaşlarına imkan sağlama adına yapıyorlar ne yazık ki…
Ve günün sonunda gördük ki, değiştirmek de artık işe yaramıyor. Önce vekilleri, ardından belediye başkanlarını, bürokratları, velhasıl hepsini değiştirmeye başladık. Ama baktık gördük ki, biz değiştirdikçe sorunlar daha da arttı. Sonra oturup kara kara düşünmeye başladık, “bir yerde bir hata var, ama ne” diye…
Aslında değişmesi gerekenin, kendimiz olduğunu bir türlü kabul etmek istemedik veya bu sistemden iyi kötü nemalandığımızı düşünerek elimizi taşın altına koyamadık…

YERİN KULAĞI VAR
DAHA ÇOK BEKLERLER:

Görevlerinden alınan iki eski bakan Ahmet Kaşif ve Hamit Bakırcı, kırgın olmadıklarını söylerken, “Ancak bugün oldu neden görevden alındığımızı bilmiyoruz” demişler. Serdar Bey’in sizi neden görevden aldığını açıklayacağını hiç sanmıyorum ama benim bildiğim bir insanı görevden almak için, ya fikirsel olarak “ters düştüğü” veya “başarısız” olduğu gerekçeleri aranır. Nedeni bunlar mı, onu ben bilemiyorum…

İKİ YANLIŞ BİR DOĞRU ETMİYOR: Birikim Özgür, Özelleştirme Yasası’nda yapılan değişikliğin devlet maliyesine yük bindirdiğinin farkında, buna karşılık maaşının düşürülmesini kabul edeceğini söylüyor. Ancak yöntem bu olmamalıydı. Eminim bunun da farkında. Keşke o KTHY’nin battığı dönemde aklıselim sahibi insanlar olsaydı da, böyle durumlarda dünyanın uyguladığı “tazminat+emeklilik” yöntemlerini uygulasaydılar. O yanlış, şimdi yenilerini getiriyor, hem çalışanlar tam olarak tatmin olmuyor, hem de sistem batma noktasına geliyor. Korkarım yakında değil eski KTHY çalışanları, devlet, hiçbir memurunu ödeyemez duruma gelecek… Haydi yine bağırsınlar, “Bu memleket bizim, biz yöneteceğiz”…

DAÜ, UBP-DP KAVGASININ ÇOK ÜSTNDEDİR:
Serdar Denktaş, rektör değişince, DAÜ’de “iktidar değişikliği” olduğunu söylüyor. Üniversite ve iktidar kavramları yan yana… Sanki güç gösterisi… Nedir bu, siyaset değil mi? Ardından da bunun UBP’yi rahatsız ettiğini belirterek, UBP’den elini DAÜ’den çekmesini istemiş. Yeni tutumu, olayı iktidar-muhalefet çekişmesine indirgemek. Peki ya UBP ile hiç alakası olmayan kesimlerin tepkileri? Senato da mı UBP’li, karşı çıkan basın da mı, sosyal medyada tepki gösterenler de mi. DAÜ mücadelesi, artık genel anlamda demokrasinin, hukukun mücadelesidir ve üniversiteyi siyasetin batağından kurtarma mücadelesidir…

ÖRGÜTLENMEK DAHA UCUZA GELECEK:
Sanayi bölgesi esnafının, sorunları için kendilerinin çaba göstermesinden yanayım. Bunu bir çok defa da dile getirdim. Bakın sadece bu son sel felaketinde, her biri 2 bin ile bin 30 lira arasında maddi hasara uğramışlar. Bunun çok daha azını bir fonda toplayarak örgütlenseler, hem temizlik, düzen sağlanabilir, hem de felaketlere karşı devletle birlikte daha köklü önlemler almaları mümkün olabilir. Mesela son yapılan bentler konusunda iş sadece siyasilerin kafalarına göre ihale açmaları engellenseydi, ortak akıl ortaya konsaydı, adam gibi bir proje ile müteahhitlik ortaya çıkardı, paralar boşa gitmez, olay da tekrarlanmazdı…

BAŞBAKAN NE SÖYLEDİ Kİ:
El-Sen ile Başbakan arasında yapılan görüşmenin ardından, EL-SEN’in sosyal paylaşım sitesindeki hesabından görüşmeyle ilgili yapılan yorum hayli ilginçti… “Dün saat 15:00 itibarı ile biten Sn. Başbakan Özkan Yorgancıoğlu ile yapılan görüşmeden çıkardığımız sonuç; “EL-SEN EL-SEN OLALI BÖYLE BİR KIVIRTMA GÖRMEDİ” dir. El-Sen niye bu kadar kızdı bilmiyorum ama, herhalde Başbakan ortada dönen konu özelleştirme. Hem giderim, hem ağlarım hesabı…

YASALAR BU HAKKI VERİYOR:
İktidara gelmelerinin üstünden bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen hükümet, bürokrat atamalarını bitiremedi. Gün geçmiyor ki gazetelerde yeni bir atama haberi duymayalım. Bu atamalarda o kadar ileri gittiler ki, artık sıra kendi atadıkları bürokratlar geldi. Dün atadıkları birisini bugün görevden almayı normal karşılıyorlar. Nasıl olmasa mevcut yasalar onlara bu hakkı veriyor…

 

ZİRVEDEKİLER
Paylaşımlı Hizmet Projesi: Küçük belediyelerin imkanlarını ortaklaşa kullanmaları amacıyla ortaya konan gayet akılcı bu proje, bir çok açıdan tasarrufu ve verimliliği arttıracak. Şu anda ikisi CTP’li biri bağımsız olan belediyelerde başladığı için sorun yok gibi görünüyor. Ancak yaygılaşma aşamasında, değişik partilerden gelenlerin bu işi sorunsuz sürdürmeleri konusunda kuşkum da yok değil. Malum bizde siyaset aklın önünde gider…

DİPTEKİLER
Tufan Erhürman: “Gerek sosyal medya, gerekse de yazılı medyayla oluşan kamuoyunun, zannedilenin aksine toplumu ileriye doğru değil, geriye doğru çektiğini ve manüpile ettiğini ifade eden Erhürman, “Çünkü her yapılmak istenen şeyle ilgili ‘ben nerede bir bit yeniği bulurum da saldırırım arayışı varsa bu böyledir’”…. Demokraside, ifade özgürlüğü, eleştirme hürriyeti bu değil mi Sayın Erhürman..? Toplum bu kadar ahmak mıdır ki, doğruyu yanlışı ayırd edemesin… Onu mu söylüyorsunuz..?