Genelde hafta sonları gündemin en zayıf olduğu günlerdir. Ülke gibi siyaset de tatile giriyor. Yazılı ya da görsel basında dişe dokunur bir haber bulmak neredeyse imkansız gibi. Onun için biz köşe yazarlarının günlük yazı için konu bulmada en çok zorlandığımız günler bu günlerdir. Diyeceksiniz ki, “Bu ülkede konu sıkıntısı mı çekilir?..” Haklısınız aslında, nereyi elleseniz yazılacak onlarca konu çıkar…
Örneğin UBP döneminde kurultay uğruna bir günde işe alınan ve hükümet değişikliği ile birlikte işlerine son verilenler, CTP tarafından işe alınan ve UBP iktidarında işlerine son verilen gençler… Kapatılan KTHY ve ETİ çalışanlarının devlete istihdamları, KTHY eski çalışanlarının bir kısmının CAS’a devredilmeleri ve CAS’a ortak olan HAVAŞ şirketinin, “rantabl olmaması” nedeniyle ortaklıktan çekilmesiyle birlikte açıkta kalan 64 CAS çalışanının “mağdur” olup olmadıklarını kendilerinin dahi bilmediği…
Haftalardır eylem yapıyorlar. Önce işlerine son veriliyor, ardından tüm hisselerin devlet tarafından alınıp çalışanların tekrar iş başı yapmaları sağlanıyor. Ancak tek farkla, daha önce 1900 TL olan maaşları, 1560 TL’ye düşürülüyor. Ve kavga da o saat başlıyor. Hükümetin “çözeceğiz” sözleri de bugüne kadar hayat bulmuyor. CAS çalışanları hükümetin önerdiği 1560TL’ye itiraz ederek iş bırakma eylemi başlatıyor…
Sendikalar, “Eşit İşe Eşit Ücret” sloganıyla şok eylemler başlatıyor. Memleketin tüm sektörlerinde sorun var. Başlıca görevi sorunları çözmek, çare üretmek olan hükümet ise, müdür, danışman atamaktan başını kaldıramıyor. Popülist demeçlerle günü kurtarmaya çalışıyor…
Özellikle hükümetin büyük ortağı CTP, seçim öncesi topluma verdiği, “özelleştirme değil, özerkleştirme”, “Askerlik Yasası” ve “Göç Yasası” gibi toplumun büyük bir kesimini etkileyen konularda bırakın iyileştirmeyi, ufak bir adım atmıyor, atamıyor. Göç Yasası diye bilinen ve zamanında ret oyu verdikleri yasanın tadilinden söz etmiyorlar bile. Sadece Meclis’te bulunan birkaç partili vekil, biraz da “ideolojik baskıdan” çekinerek yeni yasa tasarıları hazırlama telaşına düşüyorlar. Veya isim vermeden kendi iktidarlarını en sert bir şekilde eleştiriyorlar.
Örneğin dünkü Adres dergisindeki köşesinde CTP milletvekili Tufan Erhürman’ın yazısı bunun en somut örneklerinden biriydi. Ne diyor Erhürman yazısında; “KTHY personeli CAS çalışanlarından her birinin boynuna bir yafta asıp, üzerine, bu bir insandır. 1988’de KTHY’de çalışmaya başladı. 2010’a kadar 3800 TL maaş almaktaydı. 2010’da maaşı 1900 TL’ye düştü. Şimdi işsiz ve kendisine işe başlaması için 1560 TL öneriliyor yazmak geldi içimden…”
Ve Tufan Erhürman yazısının sonuna doğru ise, kendi ideolojik duruşuna bugün ters düşenlere, yani kendi partisine veriyor bir yerde mesajını, “Hiç de kısa sayılmayacak bir süreden beri, Kıbrıs’ın kuzeyinde solda olduğunu ısrarla söylemeye devam eden bazı kişiler, Macondo kasabasında yayılan hastalıktan muzdarip gibidirler. Bunlar, önce durdukları yerden konuşabilmelerini sağlayan, ‘sınıf’, ‘adil gelir dağılımı’ gibi kavramları unuttular. Sonra, insanları tanımaz, dahası onları rakam ya da nesne değil, insan olduklarını hatırlamaz oldular. Hastalığın biraz daha ilerlemesiyle son aşamaya varıldı: Bu kişiler, kendilerini, ne olduklarını, solda durmanın ne anlama geldiğini de sildiler hafızalarından…”
Bu tümüyle ideolojik bir karşı çıkış. Hem de iktidarda olan kendi partisine karşı.
Yalnızca CAS konusunda değil, diğer konularda da eleştiriler, hükümet kanadının ideolojik temelden uzaklaştığı yönünde.
Benzer söylemleri, CTP tabanından gelen köşe yazarlarından, sosyal medyada görüşlerini ortaya koyanlardan da duyuyoruz.
Benim bu aşamada gördüğüm, CTP içindeki tartışma, bundan böyle gruplar arasında ve isimler üzerinden değil, ideolojik olacak.
OKUR UYARIYOR
Mehmet Bey merhabalar. Ben 2011’den sonra kamuda 100’lerce öğretmen adayı arasından, 10’larca yıl yoğun emek verip ilk 2’ye girerek kadro alan ve hayatımın her anında DÜZEN kurmak için çabalayan, ancak maalesef yüzümüze “2011’DEN SONRASISIN” damgası yemek zorunda kalan bir öğretmenim!
ILO – ANAYASA – İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ… Bütün bunlarda bahsedilen EŞİTLİĞİ aramaktan asla vazgeçmeyeceğimizi ve bu davada sonuna kadar haklı olduğumuzun kesin olarak bilinci içerisindeyiz. Kaldı ki bizler 2011’den sonra bu memlekette öğretmen olmaya karar vermedik! Kendi adıma ben, ta 2000 yılında lise hayatımı tamamladığımda zaten bütün hedefimi o zamanlardan belirlemiş biriyim… Burada; sanki “gençler siz dünyaya geç geldiniz ve artık treni kaçırdınız” manasında karşımıza çıkan hiç bir cümleye bundan böyle saygı gösteremeyeceğimizi bilmenizi isterim! 25-30 yaşında devletin öğretmeni olup da hala daha anne ve babalarımızdan CİDDİ ANLAMDA harçlık istemek durumunda olduğumuz gerçeğini eğer görebilseydiniz, inanın bana “BİLEREK GİRDİLER” başlığı yerine “HAKLI DAVALARINDAN VAZGEÇMEDİLER” başlığını kullanmayı tercih ederdiniz… (A.K.)
YERİN KULAĞI VAR
MAHKEME KARARINI TANIMAYACAKMIŞ:
Serdar Denktaş, Meclis kürsüsünden konuşuyor: “Öztoprak farzı muhal iki yıl sonra mahkemeyi kazandığında ne olacak? Ne olacağını söyleyeyim: Yerine geldiği ondan önceki rektör mahkemeyi kazandı da ne oldu! Görevine iade mi edildi. ‘Kendisi için’ uygulanan yine ‘kendisine’ uygulanacak!”… Bu sözler bence, “mahkeme kararını tanımayacağız” demektir. Hem de Meclis kürsüsünden…
MAHKEMEYİ BEKLEYEMEZMİŞ: Yıkılmaya yüz tutmuş olan binaların yıkılması, belediyelerin bu konuda çaba göstermesi bizim de beklentimiz. Ama yoluyla, yordamıyla. Havadis Gazetesi’nin dün sür manşetten verdiği bir haber… “Şikayet var” diye mahkeme kararını bile beklemeden yıkılan bir ev… Belediye Başkanı’nın yıkma gerekçesi ise daha da ilginç, “Mahkeme kararını bekleyemezdim.” En basit tanımı ile, kendisini mahkemenin üstünde gören bir zihniyet…Başkan diyor ki, mahkemenin vereceği karar beni bağlamaz… Böyle bir sistemsizliğin içinde, hukuk devletinden söz edenlerin akıllarına şaşarım…
TAVURİ’YE HAKSIZLIK EDİLİYOR:
Hükümetin hapiste olan birisini Tiyatrolar Müdürü olarak atamasının yankıları sürüyor. Görevden almak yerine hala daha söz konusu kişiye sahip çıkılması ise işin trajikomik tarafı. Dün bir okurum aradı ve yaşananlarla ilgili olarak,”Bu gördüklerimden sonra Tavuri’ye haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bence Tavuri’ye de uygun bir müdürlük bulunmalı ve hemen ataması yapılmalı. Bana göre o da düzenin mağdurudur” değerlendirmesinde bulundu. Devletin halk gözünde geldiği duruma bakar mısınız…
DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN:
DP-UG “kahvaltılı” istişare toplantısı yapmaya başlamış, yenisini de bu Cumartesi yapmış. Toplantıdan bir fotoğraf gördük. Kimsenin ne bir dosyası, ne bir not defteri var… Katılanların partinin hangi organının üyeleri olduğu belli değil. Doğal olarak neler konuşulduğu da açıklanmadı. Gerçi bizler en azından ağırlıklı gündem maddesinin istihdamlar olduğunu tahmin edebiliyoruz… E, peki bunun ne haber değeri var? Sadece dostlar alışverişte görsün…
İSTİHDAMLAR DURMUYOR:
Mali yönden zor durumda olmasına rağmen, Kıb-Tek’e yapılan istihdamların ardı arkası kesilmiyor. Kurum 20 işçi, 20’de teknisyen olmak üzere 40 kişiyi daha istihdam etmeye hazırlanıyormuş. Nasıl olmasa paralarını biz ödüyoruz ya, kimin umurunda…
YAPIYORLAR DA NE OLUYOR:
Polis Mağusa, Girne ve Güzelyurt’ta huzur operasyonları yapmış. Sonuç… Bilmem kaç yüz tane trafik cezası yazmışlar. Peki ama etrafta kol gezen hırsızdan, uğursuzdan ne haber? Veya sokak aralarında ekmek gibi satılan uyuşturucu satıcılarından kaçını yakaladınız?.. Memleket resmen suçlu cenneti olmuş, siz ise operasyon yaparak trafik cezası yazmaktan öte bir şey yapmıyorsunuz…
ZİRVEDEKİLER
Mine Yücel: Rum tarafının masadan çekilmesi konusunda bence en gerçekçi değerlendirme uluslararası ilişkiler uzmanı ve Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi Direktörü Mine Yücel’den geldi: “Rum tarafının masadan çekilmesine bakarsak benim değerlendirmem son 1 sene içerisinde Rum lideri ekonomik kriz sonrası Avrupa Birliği Troyka ile çeşitli anlaşmalar yaptı. Bu anlaşmalar üzerine toplum içerisinde Rum liderine bakış ekonomik olarak ülkeyi satmış olması yönünde şekil aldı. Bu al ver sürecine girerken de siyasi olarak ülkeyi satmış olma riskini taşımamak için masadan çekilme ihtiyacı hissettiğini düşünüyorum…”
DİPTEKİLER
Faşist Bir Çevreci(?) Örgüt: Partinin adı, “Ekologlar ve Çevreciler Hareketi”… Adına baktığınızda, çağdaş, aydın, doğaya, insan haklarına duyarlı insanlardan oluştuğunu sanırsınız. Tam aksine, ırkçı, faşist bir grup. Güney Kıbrıs’ta anlaşma karşıtı ret cephesinin en fanatiklerinden. Son bombası da şu, Kuzey’de düzenlenecek bir film festivalinin engellenmesi için hükümetlerine çağrıda bulunuyor. Buyurun beyler, nefes almamızı da engelleyin de tam çevreci olun bari…
































