Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eroğlu rahat değil…

Geçtiğimiz günlerde yazmıştım, seçimler Kıbrıs Türkü üzerinde bağımlılık yaratıyor ve adeta seçimsiz bir hayat düşünemiyoruz diye. Gerçekten de öyle. Hem sürekli seçim olmasını eleştiriyoruz, hem de seçimsiz yapamıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı için önümüzde yaklaşık 8 ay gibi bir süre var ama konuşulan tek konu yine olası adaylar ve kazanma şansları… Vatandaş tabii ki tartışacak. Hem de konu bizzat, memleketin sorunlarına yoğunlaşması gerekenler tarafından gündeme taşınınca, ister istemez tartışılıyor.
Bu kadar uzun bir süre öncesinden düşünmeye başladığımıza göre, umarım sağlıklı değerlendirmeler, doğru seçimler yaparız.
Sağın adayı hemen hemen belli gibi. Büyük bir aksilik olmazsa şimdiki cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu. Zaten hem UBP, hem de DP-UG, bunu çok önceden açıklamışlardı. Zaten Sayın Eroğlu da seçim hazırlıklarına 2013 erken genel seçimlerindeki etkili müdahalelerinden itibaren başlamıştı… Son dönemde de, gerek iki parti içerisinde yaptığı çalışmalarla niyetini koruduğunu gösterdi.
Eroğlu için tek handikap, UBP içerisinde kendisine karşı olan grup ile kök DP’lilerin seçimlerdeki tavrı olacaktır sanırım.
UBP içerisinde önemli bir grup, hükümetten düşürülmelerinin sorumlusu olarak hala daha Eroğlu’nu görmektedir ve bunun “intikamını” Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alabilirler. Diğer taraftan son belediye seçimlerini kaybeden bazı başkanların, kaybetmelerinden Eroğlu’nu sorumlu tuttuklarını ve onların da hesabı görmek için bu seçimleri beklediğini biliyoruz…
DP-UG’de ise UG kanadıyla bir sorunu bulunmayan Eroğlu’nun düşünmesi gereken, partinin DP kanadı… DP tabanının, bir türlü sindirilemeyen UG’lilerin, partiye katılmalarının sorumlusu olarak gördükleri isim Derviş Eroğlu’dur… Ayrıca, Serdar Denktaş’ın takınacağı tavır da önemli… Siz bakmayın Serdar beyin, “Eğer aday olursa desteğimiz Eroğlu’nundur” dediğine. Söylediğinin tam tersini yaptığına ilk kez şahit olmuyoruz…
Sizin anlayacağınız, Eroğlu’nun, oy deposu olarak gördüğü iki sağ parti konusunda çok da rahat olduğunu söyleyemeyiz. Her iki parti içerisinde var olan “Eroğlu karşıtlarını” öyle veya böyle kendi yanına çekememesi durumunda, seçimin çantada keklik olduğunu söylemek oldukça zor. Eroğlu bir yolunu bulup bu küskünleri kendi yanına çekmek zorunda. Haftalardır CTP/DP-UG hükümetinin bozulacağı ve yeni bir hükümet kurulacağı yönünde haberler boşuna yazılmıyor…
Böyle bir ortamda seçim kazanma şansını zora soktuğunun farkında olan Eroğlu, olası rakipleriyle ilgili bazı haberlerin yayınlanmasından oldukça mutlu… İddialara göre, bazı isimlerin gazetelerde yayınlanması ve vatandaşın kafasının karışması için belli merkezlerden servis yapılmakta…
Müzakere sürecindeki başarısı veya başarısızlığını konuşmak, eleştirmek veya övmek bize düşmez. Zaten herkes görüyor, işin içinde olanların konuştuklarını okuyor…
Soldaki dağınıklık her ne kadar şu an için Eroğlu’nun lehine gibi görünse de, yukarıda yazdığım nedenlerden dolayı yaşanabilecek bir sıkıntı ortada duruyor…
Dediğim gibi cumhurbaşkanlığı seçimleri için konuşmak, hatta yorum yapmak için bile erken. Meclis’in açılmasından sonra daha ciddi gelişmeler yaşanabilir. Meclis açıldıktan sonra bu konuda çok daha sağlıklı yorum yapabileceğiz.
Ve son bir not. Son günlerde toplumda dolaşan bir başka iddia, Eroğlu’nun rahatsızlığı nedeniyle, seçimlerde aday olmayacağı yönünde. Allah sağlık ve sıhhat versin, ben, Sayın Eroğlu’nun Nisan 2015 seçimlerinde aday olacağına inananlardanım…
Diğer aday adaylarının pozisyonlarını da değerlendirmeye devam edeceğiz.

YERİN KULAĞI VAR
SALLA KAFAYI, KAP PARAYI:
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, taleplerine ret cevabı veren Spor Dairesi Genel Yönetim Kurulu’nun üç üyesini görevden almış. Memlekette hak-hukuk hak getire. Yasanın da, gücün de siyasilerin elinde olduğunu hala daha anlamak istemeyenlere şaşarım. Görevden alınan bu arkadaşlar bu ülkede geçerli olanın, “salla kafayı, kap parayı” olduğunu unutmuşlar herhalde…

DÜŞÜNDÜRÜCÜ:
2014 yılı için yapılan bir kamuoyu yoklamasında, en çok güvenilen kurumların başında “ordu ve polis” gelmişti. Bugünlerde gündemde olan iki soygun… Birinci soygunun zanlılarından birisi polis görevlisi, diğer soygun girişiminin zanlılarından ikisi ordu mensubu… Konu bu noktada maksatlı olarak istismar edilmekte. Olayın bireysel olduğunu akıldan çıkartmamak lazım… Ancak yine de iki kurumun, örneklerin artmaması adına dikkatli olması gerekiyor.

TİCARET DAİRESİ GÖREVE:
Tabipler Birliği, son günlerde keçi sütünün bebeklere verilebileceği yönündeki reklamlar üzerine bir açıklama yaparak, bunun yanıltıcı olduğunu, aksine bebeklerin sağlığına uygun olmadığını duyurdu. Şimdi milletin kafası karıştı. Uzmanların yaptığı bu duyuruyla birlikte, ticaretten sorumlu bakanlık harekete geçmeli ve işin doğrusunu ortaya çıkartmalı. Neden Ticaret Bakanlığı derseniz, Tüketicileri Koruma Yasası’nın 23. Maddesi gereği. Bakın ne diyor: “İmalatçı-üretici, ithalatçı ve satıcı-sağlayıcı, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özlendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam ve ilanlar yapamaz.” Bu kadar açık yani…

DİŞİMİ KIRACAĞIM:
Okulların açılmasına az bir süre kala, yine öğretmen eksikliği, altyapı sorunları ve devam eden tamiratları konuşmaya başladık. Aslında her yıl yaşanan sorunlar bu eğitim yılında da karşımıza çıkacak. Koca yaz tatilinde yan gelip yatanlar, yumurta kapıya dayanınca telaşa düşüp alelacele bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Yıllardır her yeni ders yılında aynı sorunları tartışmaktan bıktık. Bir kere de öğretim yılına sorunsuz başlasak, dişimi kıracağım…

GÜVEN KAZANAN SUÇLULAR:
Merkez Bankası önündeki soygun girişimi için “Acemi soyguncular” dendi. Acemiliklerine vurgu yapıldı. İlk bakışta ben de “Bu nasıl cesaret” dedimse de, sonra düşündüm. Ülkenin içine düştüğü asayiş zafiyetiyle biz güvenlik duygumuzu kaybederken, suçlular aynı oranda cesaret kazandılar. Mesele bu…

DENETİMSİZLİK HER YERDE: Yaz mevsimi, millet denizde, ama yönetimle ilgili sorunlarımız orada da devam ediyor. Hem Girne, hem Mağusa’dan deniz suyunda kirlilik haberleri geliyor. Yatçıların tümünü suçlayamayız, ancak atıklarını denize bırakanları da bizzat gözlemliyoruz. Önüne gelen deniz araçları kiralıyor, plajların dibinde jet skiler, sürat motorları cirit atıyor. Geçtiğimiz gün Bafra’da 14 yaşındaki çocuk jet ski kiralamış, kaza yapmış. Polis, olayın sonucuyla ilgili. Peki ya denetim? Hiç böyle bir denetim gördünüz mü?

ZİRVEDEKİLER
Vatandaş İnisiyatifi: Karaoğlanoğlu ve Mağusa’da vatandaşlar, kendi bölgelerinde temizlik kampanyaları düzenlemişler. Karaoğlanoğlu Neşet İkiz Sokak sakinleri, Belediye ile birlikte 19 Ağustos’ta geniş bir kampanya ile sahil şeridini temizleyecekler. Mağusa’da ise “Her Daim Dostlar” grubu, Kocareis, Venüs Otel arasındaki sahili temizlemişler, önümüzdeki hafta bir başka bölgeyi temizleme kararı almışlar. Bunlar da bu ülkenin vatandaşı, kirleten de. Sorumluluk, duyarlılık sahibi bu insanlara, diğerleri, en azından kirletmeyerek destek vermeli…

DİPTEKİLER
Teberrüken Uluçay: Tapu Dairesi, rüşvetin dönmesi en kolay olan yer. Ülkede her alanda rüşvetin sözü edilirken, Allah’ı var, uzun süredir Tapu Dairesi ile ilgili bir fısıltı duyulmadı. Hüdaverdi İyikal, tam 9 hükümetle çalışmış bir Tapu Dairesi Müdürü. Emekliliğine bir kaç ay kala görevden alınıyor. Neymiş, yeni proje başlayacakmış. Devlette devamlılık olsa, mevcuttan sonra o Daire içinden biri atanır, zaten aynı yerde çalıştığı için, yeni projeyi yürütmekte zorluk çekmez. Mazeretin mantığı yok. Ama Piyangolar Birimi’nde olduğu gibi, adama göre iş yaratıldıysa, bunu takip etmek de bizlere düşer…