Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kim kazandı, kim kazandırdı..?

Yerel seçimler bitti. Meclis tatile girdi, herkes tatil modunda… Bu tatil havası, biraz da sıcakların etkisi, seçim sonuçlarının partilerde yeteri kadar tartışılmasına engel oldu sanırım. İyi mi oldu derseniz, bence iyi oldu. Hiç olmazsa partiler oturup, adam gibi nerede yanlış yaptıklarını bol bol düşünebilecek, hatta belki çözüm bile üretebilecek…
Birçok kesim tarafından sürpriz diye değerlendirilen yerel seçim sonuçları, gerçekten de siyasetteki bazı taşların yerinden oynamasına neden oldu. “Odunu koysak kazanır” veya “en iyisini ben bilirim” mantığı, bu seçimlerde sınıfta kaldı… Seçmen artık o bildik seçmen değil, bunun da ilk sinyalini 2013 genel seçimlerde vermişti. Ancak o değişimi anlamayanlar, statükoda ısrar edenler, yine kaybetti…
“Yıkılamaz” denen kaleler bir bir düştü. Bu sonuçlardan kaybeden başkanlar kadar, onları bu yarışa sokan ve konjonktürü iyi okuyamayan parti yöneticileri de sorumludurlar. Nasıl ki kazanılan zaferleri kendi hanelerine yazarlar, o zaman kayıpları da başarısızlık olarak kabul etmelidirler…
Bu seçimlerin bir başka vurgusu, seçimi kazanan adayın sanki hiç potansiyeli yokmuş gibi bir havanın yaratılmasına çalışılması…
Örneğin Mağusa ve İskele’de kazanımların nedeni Derviş Eroğlu olarak öne çıkarılıyor. Ama bunu genellemek mümkün müdür? Bu, UBP’de de, DP’de de geleneksel bir politikadır. Öncelik, konjonktür olmuştur, adayın başarı potansiyeli değil. Nitekim, Girne’de Nidai Güngördü’ye verilen desteğin gecikmesi, DP’nin son anda aday çıkartması gibi olaylar bunun örnekleri.
Ancak Lefkoşa’da Mehmet Harmancı’nın kazanmasındaki faktörün Mustafa Akıncı olduğu yönünde konuşmalar yapılmakta…
Mustafa Akıncı’nın da toplumda sevilip sayılan bir siyasetçi olduğuna itirazımız yok. Ama, seçimi kazanan Harmancı’nın hiç mi katkısı olmadı acaba..? Yukarıda da dediğim gibi, “odunu koysak kazanırız” mentalitesi niye bu sefer tutmadı..?     
Dikkat ediniz toplumda yayılan bu tür söylemleri bizler kadar, Eroğlu ve Akıncı da duyuyordur. Ama dikkat edin, her ikisi de bu konuda çıkıp da, “bizim adımız niye öne çıkarıyorsunuz, yarışa giren adayların kazanmasındaki en önemli etken, ortaya koydukları projeler ve kendi potansiyelleridir” diyemiyorlar. Acaba bir yerde bu tür konuşmaları, ileriye dönük siyasi beklentileri için kendilerine avantaj mı sayıyorlar…
Her iki siyasinin de belli guruplar üzerinde etkisi olduğunu ve adayların kazanmasına belli bir katkıları olduğu bir gerçek. Bunu zaten kimse inkar etmiyor. Ancak adayın kazanması için bu katkı yeterli miydi diye de sormak gerek…
O nedenle eğri oturup doğru konuşalım. Lefkoşa’da seçimi kazanan Mehmet Harmancı’yı destekleyen TDP, BKP ve Baraka’nın oy oranı ne, Mustafa Akıncı bu oylara ne kadar katkı yaptı söyleyebilir misiniz..? Seçim sonuçlarına göre % 38 civarında oy alan Mehmet Harmancı’nın toplumdaki potansiyelini, özellikle genç seçmenlerin ona yönelik umudunu göz ardı edebilir miyiz..?
Destek veren siyasi örgütlerin Lefkoşa’daki toplam oyu olsa olsa % 12-13, buna %5 de Akıncı’nın katkısını koysak etti % 18, bilemedin %20… Bu durumda geriye kalan %18 oy, Harmancı’nın şahsına  duyulan güven oluyor…
Son günlerde kamuoyunda, hangi bölgede hangi adayın, kimin desteğiyle seçimi kazandığı konuşuluyor. Bu tür genellemeler de, kendi gücüyle kazanan adayı, bu isimlere bir diyet ödeme durumuna sokuyor. Kazanmak için mutlaka kendi partiniz dışında bir yerlerden destek almanız şart. Ama bu desteği salt bir kişiye ihale ederseniz hem yanlış yapmış olursunuz, hem de kazanan adayı karalamış olursunuz… 
Şimdi yapmamız gereken, propaganda süresince verilen sözleri, projelerin nasıl hayata geçirdiğini izlemek olmalıdır… Bırakın birileri “benim sayemde kazandı” desin. Olayı abartmaya ve de genellemeye gerek yok…     

 

YERİN KULAĞI VAR
GELİRLERİ ARTTIRMAKTAN BAŞKA YOL YOK:
LTB’de maaşların 15 gün için ödenemez olduğunu açıkladı Başkan Harmancı. Peki ama, Fellahoğlu kalsaydı ne olacaktı? Yeniden overdraft kullanamayacağına göre, devletten avans mı alacaktı? Gerçekten merak ettim. Bu arada, Başkan Harmancı’ya tavsiyemiz, vergi konusuyla ilgilenen personeliyle bir toplantı yapsın. Yasaya göre alınması gerekip de, baskı gruplarının marifetiyle yıllar yılı alınmayan bazı vergilerden söz ediliyor. Ve bunların da Belediye’ye önemli bir gelir kaynağı olduğunda ısrarcılar…

“EVETÇİ” 4 BAŞKAN GEREĞİNİ YAPMALI:
Anayasa değişikliklerinin referanduma götürülmesi için Meclis’te temsil edilen tüm partiler onay vermişlerdi. Gerekçeleri ne olursa olsun, onay verdikleri değişiklikler seçmen tarafından ezici bir çoğunlukla reddedildiğine göre, bu değişikliklere “tamamdır” onayı veren 4 siyasi partinin Genel Başkanları, bir araya gelip bu sonucu değerlendirmek zorundadırlar. Bu değerlendirme sonunda ne karar alırlar bilemem ama, istifa konusu da dahil, her şeyi tartışmak durumundadırlar…

NİYE BÜROKRATLAR: Erhan Arıklı Serdar Denktaş ülkeye döndüğünde, başta bürokratlar olmak üzere, Bakanların da değiştirilmesinin gündeme geleceğini söylüyor. Haydi Bakanları anladım, onlar siyasi. Seçimlere katkıları olup olmadığı tartışılsın. Ama ya bürokratlar, onların seçimle ne ilgisi var ki?

DÜĞÜM; GÜNEY KIBRIS-TÜRKİYE:
Dün BRT’de Ticaret Odası Başkanı Fikri Toros’u izledim. Kıbrıs’ta iki taraf ile Yunanistan ve Türkiye Ticaret Odalarının oluşturduğu “Lefkoşa Ekonomi Forumu”nu anlattı. “Rekabetin bayrağı yoktur” diyen Toros, en çok da izolasyonların kaldırılması üzerinde durdu ve KKTC limanlarının uluslararası ticarete açılmasıyla, Türkiye’nin bir çok ürününün KKTC limanları vasıtasıyla Güney Kıbrıs’a gönderilebileceğini, bu durumda önemli bir rekabet olanağı yaratılacağını dile getirdi. Ancak sonuçta benim anladığım, konunun düğümlendiği nokta, Güney Kıbrıs-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesinde…

ŞİMDİ DE HARAÇ ÇETESİ:
Tahsilat çetesi, uyuşturucu çetesi, hırsızlık çetesi derken, şimdi başımıza bir de haraç çeteleri çıktı. Hem de diğerlerinden farklı olarak güpegündüz ve hiç korkmadan ofis basıp haraç istiyorlar. Biraz direndiniz mi de, sonuç belli. Eğer ülkeye giren çıkanın hesabını tutamıyorsak, başımıza daha neler geleceğini bilemeyiz…

TATİL MODUNA GİRDİK:
Memleket ve siyaset tatil moduna girdi. Sıcakların artması, seçim ardından tüm topluma yansıyan rehavetin üstüne bir de Ramazan’ın gelmesi, kimsede iş yapacak hal bırakmadı. Sorunlar, partilerde yaşanan krizler ve tüm toplum Eylül ayına kadar tatile çıktık. Aslında iyi de oldu. Böylece siyasi kavgalardan biraz olsun uzaklaşacağız… 

 

ZİRVEDEKİLER
Aysu Basri Akter: “Kendini ifade etmekte bile zorlanan parti (CTP), içerden ve dışarıdan komplo teorilerine o kadar odaklandı ki, toplumu rahatsız eden kibirlilik hali en üst seviyede algılanıyor. Komplo var mıydı, Eroğlu sahada mıydı, bunlar bir tarafa, bir partinin her şeyden önce bu kadar müdahaleye açık olmama sorumluluğu vardır. Tabanını kontrol edemeyen, her müdahale karşısında yenilebilen bir hareket, zaten yeterince güçlü değildir sonucu çıkar”…

DİPTEKİLER
Acıdan Siyaset Çıkartmak: Önce bir türlü aydınlatılamayan bir cinayet, soruşturma sürecinde hatalar, sonunda zanlının “polis gözetiminde” intiharı. Avukatların söylediklerini de dün Havadis’te bir bir okudum. Onlar da polisin tutumundan şikayetçi. Hepsi tamam da, bunları hemen Polis Genel Müdürü konusundaki siyasi kavgaya ihale etmek de, pek etik olmadı…