Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

CTP yönetimi neyi bekliyor..?

Beklentilerin aksine CTP’de yaşanan parti içi kriz azalacağına tırmanıyor. Öyle görünüyor ki, 2013 seçimleri sonrası yaşanan ve sümen altı edilip zamana bırakılan krize benzemeyecek bu kez. Onun için CTP yönetimi geçen yıl düştüğü hataya düşmemeli diyoruz ama, yaşananlar gösteriyor ki, bir kez daha geçiştirilmeye çalışılacak gibi görünüyor. Ancak bu, 2013’teki gibi ufak tefek yaralarla değil, çok daha kalıcı hasara gebe sanki…
Önceki gün Mağusa milletvekili Ferdi Sabit Soyer ile Sonay Adem’in, Mağusa eski Belediye Başkanı Oktay Kayalp tarafından kendilerine yönelik iddialara verdikleri yanıt, yenir yutulur cinsten değildi…
Daha bu açıklamaların mürekkebi kurumadan bu kez Mağusa milletvekili Asım Akansoy’dan açıklama geldi. Ne diyor Akansoy Havadis Gazetesi’ne verdiği röportajında, “Bir yıl önce partinin prestiji olduğunu söylediğimiz 250 sayfalık raporu uygulamayan, dikkate bile almayan parti başkanımız ve merkez yönetimimizin bu sonuçlardan ve yaşadığımız gerilimden doğrudan sorumluluğu vardır……Kurultay korkusuyla yaşanan gelişmelere müdahale edemeyen parti yönetimi, günlerce bekleyerek partinin neredeyse duvara vurmasına seyirci kaldı. Sanki partide yönetim yok, merkez yok. Otorite yok. Herkes kendine göre bir merkez. Partide o kadar çok merkez var ki.
Parti merkezindeki odakların kurultay hesapları var olan sorunlara anında müdahale etmemeyi getirdi. Kimse ateşe elini atmıyor. Kimse kişisel yara almak istemiyor, kimse kendi kariyer hesabını zedelemek istemiyor. Hele de bir sol partide asla olmaması gereken küçük hesaplar büyük depremler yarattı. Mesele ne yazık ki budur…”
Aslında Akansoy’un sözleri, sadece CTP içerisinde değil, neredeyse tüm siyasi yelpazeye hakim olan,  otorite boşluğu ve kamplaşmalara dikkat çekmesi bakımından oldukça önemli. Ama ne yazık ki herkesin gördüğünü görmezden gelmek, parti içinde kural olmuş gibi görünüyor. Daha doğrusu mevcut yönetim, yaşanan kavgayı uzaktan seyrederek, kavganın sonucuna göre tavır koyma modundaymış gibi davranıyor… Halbuki yangın, binanın her tarafını sarmış, müdahale edilmemesi halinde, tavan ve tabanın yerle yeksan olacağı gün gibi aşikar.   
CTP’li değilim, hiç bir partili de değilim ama, bu ülkenin bir vatandaşı ve bir gazeteci olarak parti içerisinde yaşananları üzüntü içerisinde izliyorum. Naci Talat’ların, Özker Özgür’lerin ve daha nicelerinin ne zor şartlarda bugünlere getirdikleri CTP’nin durumuna üzülüyorum…
Biz onlardan yeni politikalar, halkın ve ülkenin yararına açılımlar, çalışmalar beklerken, onların birbirleriyle çekişmelerini izliyor olduğumuz için üzülüyorum.
Yıllarca belli bir kesimden “hain” damgası yiyenlerin, bugün kendi partilileri tarafından “hain” ilan edilmelerini ise hiç mi hiç anlayamıyorum…

 

Mal varlığı meselesi…
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, sıradan vatandaşların mal varlıkları beni, hatta toplumun tümünü hiç ilgilendirmez. Aklını kullanan, becerisi olan, çalışkan vatandaşlarımızın, dürüstçe, alın terini akıtarak kazandığı helal paraların hesabında kitabın olmadık ve olmayız da. Yeter ki namuslu yollardan kazanıldığına inanmış olalım.
Ancak… Siyasi partilerde ve ülke yönetiminde önemli yer ve makamlarda bulunan siyasetçilerin mal varlıkları; toplumda her zaman merak edilen konulardır.
Yasa gereği mal beyanında bulunması gereken siyasilerin, gizli ve hemen hemen hiç açılmayacak kapalı zarflar içerisindeki mal beyanlarına baksanız; falan yerde bir ev, iki arsa, yazlık, veya iki daire gibi yüzeysel açıklamalar vardır. Yani sadece kendi isimlerine kayıtlı olanlar. Oysa “Ben temizim1 diyen siyasetçi, yakın aile fertlerinin üstündeki mal varlığını da açıklamalıdır. Herkes de biliyor ki, yamuk yapan, kılıfını da hazırlar ve kendi üstünde öyle ahım şahım bir şeyler bırakmaz.
Bana göre siyasete girenler, mal varlıklarını topluma bu şekilde açıklamak zorunda olmalıdır. Hele de siyasetin yozlaştığı KKTC gibi bir ülkede yaşıyorsanız…
Açıklayamıyorsa o zaman o siyasetçiye kuşku ile bakanlardan rahatsız olmayacak.
Eğer temiz toplum, temiz siyaset diyor ve bunu savunuyorsak, “çalıp, çırpmadıysan” korkacak bir şeyin de yoksa, bütün siyasetçiler mal varlığını, eş ve çocuklarının mal varlıklarıyla birlikte ve de nereden bulduğunu da belirterek, herkesi ikna edecek şekilde açıklamaktan korkmamalıdır…

 

YERİN KULAĞI VAR
SEVİNMELERİ GEREKİR:

Ülkemizdeki 28 belediyenin yarıdan fazlasının batma noktasında olduğunu bilmeyen yok. Birçoğu bırakın yatırım yapmayı, maaş ödeyemez durumda. Son seçimlerde de bu tür belediyelerin neredeyse tamamı el değiştirdi. Bu nedenle kaybettik diye üzülmesinler. Aksine görevi devralan başkanlara teşekkür etsinler. Devrettikleri resmen enkaz…

HESAP SORULMALI:
Birçok belediyenin bugünkü mali yapılarının, eski başkanların kötü ve beceriksiz yönetimleri  sayesinde  olduğunu biliyoruz. Ancak ülkemizde hesap sorma alışkanlığımız olmadığı için ne yazık ki yapanın yanına kar kalıyor. Bu belediyeleri devralan yeni başkanlar, eğer suçları varsa eski yöneticilerden hesap sormalıdırlar. Bunu yaparlarsa bundan böyle kimse, yönettiği kentin parasını har vurup harman savuramayacaktır…

İYİYİ İSTEMİYORUZ:
Prof. Dr. Abdullah Öztoprak, DAÜ rektörü. Batma noktasına gelen üniversiteyi yeniden yüzdürerek, dünyanın sayılı üniversiteleri arasına sokmayı başarmış bir eğitimci. Ama ne hikmetse görevden alınması için hem üniversitedeki sendika, hem de hükümet olmadık yollar deniyor. Önceki günkü aday belirleme seçimlerinde, %90’a yakın onay gören Abdullah hocanın bu başarısı birilerini rahatsız etmiş, üniversiteye siyaseti bulaştırarak batırmak için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyorlar. Toplum olarak iyiye tahammül edemiyoruz ne yazık ki…

ORGAN BAĞIŞI YASASI:
Organ bağışı yasasının Meclis’te kabul edilmesi önemli bir olay. Bu yasa ile bağışlanacak organlar birçok vatandaşımızı yeniden hayata döndürecek. Ancak benim aklıma takılan soru şu. Bizim hastanelerimizde organ nakli yapabilecek doktor ve gerekli cihazlar var mıdır acaba? Bağışlanacak organların ameliyatları nerede yapılacak? Dünyada faaliyet gösteren organ mafyalarını da unutmayalım. Herhalde Sayın Bakan tüm bunları düşünüp, çözümlerini bulmuştur. Yoksa bu yasa da, geçmişte yaptığı “devrim” gibi icraatları gibi elimizde patlamaz… 

BARİ BUNU YAPIN:
Söz verdiğiniz halde Ercan’ın işletmesini geri alamadınız, yeni hava yolu şirketi kurulacağı, hatta filan tarihte uçuşların başlayacağı sözünüzü de yerine getirmediniz. Hepsini anlıyoruz ama, Ercan girişine kurulan barikatlarla vatandaşın soyulmasına göz yummanızı anlamıyorum. Hiçbir sözünüzü yerine getirmediniz, bari bu konuda bir şeyler yapın da, iradenin sizde olduğunu anlayalım…

DAVA MUTLAKA SONUÇLANMALI:
Bayraktar cinayetine, hassas bir konudur diye dokunmak istemedik. Ama iş çığırından çıktı. Şimdi zanlı da öldüğüne göre dosya kapanmayacak herhalde. Her ne isterse olsun, toplum vicdanı yara almıştır. Adaletin yerine gelmesi için gerçeğin ortaya çıkarılması şart. Aksi takdirde zaten var olan güvensizlik, bir o kadar daha artacak. “KKTC suç cenneti” söylemlerine son vermenin yolu, faili meçhuller bırakmamakla mümkün…

GÜZEL DE, EKSİK:
Elektrik Mühendisleri Odası ile Ticaret Dairesi, ülkeye sokulması yasak elektrikli aletleri imha ettirmişler. Güzel bir olay. Yalnız, her ikisinin daha ciddi bir görevi var. Tüketiciyi bilinçlendirmek. Özellikle elektrikli araçlarda neyin sakıncalı olduğu, nelere dikkat edilmesi gerektiği gibi konular kamu spotu haline getirilemez mi..?

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Çağlar: “Bunların olmasının esas sebebi artık giyilen gömleğin dar gelmesidir. Çünkü artık giyilen gömlekte vücudun bazı yerleri açıkta kalıyor. Açıkta kalan yerleri örtünebilmek için bir mücadele veriyor. Demek ki o gömleği vücuduna giyen beyin, yani liderliğin artık bu yapısal değişikliği MYK’sı ile tartışarak, gerçekleştirmesi gerekiyor.”

DİPTEKİLER
Talat Yöntem: Ülkemizde son yıllarda en çok konuşulan ve kullanım yaşının ortaokul sıralarına kadar düştüğü uyuşturucu işi, ne yazık ki önüne geçilemez bir hal aldı. Bu illete dikkat çekmek amacıyla kurulan Uyuşturucuyla Mücadele Derneği Başkanı Talat Yöntem, tasarrufunda uyuşturucu bulundurmaktan dolayı tutuklanmış. Sözün bittiği yerdeyiz…