Vatandaş eline mührü alınca, eskisi gibi körü körüne vurmuyor artık.
Ölçüyor, tartıyor, siyasilerle hesaplaşmasını orada yapıyor.
İstemediğine, partisi istedi diye zorla oy vermiyor.
2013’te de böyle oldu, 2014’te de böyle…
“Ben değiştim, sen de değiş” diyor. Ya da “değişmezsen, ben seni değiştiririm.”
Fakat ne yazık ki, siyasiler, eski kafada gittiklerinden bu mesajları bir türlü algılayamıyorlar.
Hala daha suçu partilerinin içinde birbirlerine atıyorlar, tablonun tümünü göremiyorlar.
Öyle olunca da yaşadıkları hezimetlere rağmen, oturup soğukkanlı değerlendirmeler yapamıyorlar.
İşte referandum en güzel örnek. “Sen beni yok sayamazsın, aldatamazsın” dedi seçmen. Ama bunu değerlendiren var mı?
Bakın CTP’ye…
Adı disiplinle bütünleşen parti. Darmadağın. Birbirlerini yemekteler. Hazırladıkları Anayasa değişikliğinin reddini filan tartıştıkları yok. Bir “ihanet”tir gidiyor… Vatandaş soğukkanlı izliyor. Bir CTP’linin dediği gibi, “eskiden vatan hainiydik, şimdi parti haini olduk…” dedirtiyorlar insanlara.
Diyorlar ki, başka partilere çalışanlar varmış. Peki geçen yıl genel seçimlerde de, bugün mağdur olduğu söylenenlerin yaptıkları kampanyalar ihanet değil miydi..?
Yine o meşhur rapora geleceğim. Orada yazılanların hepsi açık seçikti. Neden o zaman ihraç konuşulmadı ki..?
Vatandaş partinin içindeki önce disiplinsizliği, sonra da başarısızlığı öyle bir değerlendiriyor ki, farkında bile değiller. Sağlıklı bir değerlendirme yapalım, ilkelerimize sahip çıkalım, hatalarımızı ortaya serip özeleştiri yapalım diyen yok. Bir kaşık suda boğuluyor yılların CTP’si…
Diğer taraftan, elindeki 13 belediyeyi 5’e düşüren Özgürgün, seçim sonuçlarını “Toparlandık, oyumuzu arttırdık, erken seçime gidelim” diye yorumluyor. Yenilen pehlivan güreşe doymaz mı diyelim, yoksa partinin daha fazla dağılmasını önlemek için yapıyor mu diyelim bilemedik.
Yerel seçimler, genel seçim için gösterge değildir ki…. Onu bırakın, bu memlekete yapılacak en büyük kötülük, bir erken seçim olacaktır. Her neyse, ana muhalefette de akılcı bir değerlendirme yok. Belki de diğer partilerde yaşanan kargaşadan kaçmak, gündemi başka yerlere çekmek adına yapılan bir açıklama olarak değerlendirilmeli Özgürgün’ün bu açıklamasını… Nitekim, partinin giden gelen vekili Zorlu Töre açık itirafta bulunuyor; “UBP Anayasaya kerhen evet demiştir, ben ve arkadaşlarım hayır propagandası yaptık”… Özgürgün bunların muhasebesini yapmak yerine, erken seçim hayalinden bahsediyor.
DPUG derseniz başka alem. CTP’de gördüğümüz manzaranın benzeri aslında DP’de de mevcut. Serdar Denktaş çoğu kez yaptığı gibi, başarısızlığını örtmek için yine istifa lafını ortaya atıyor. İstifasının gündeme alınmasını, DP-UG MYK’sı reddediyor. Kendi oluşturduğu MYK’dan böyle bir sonuç çıkacağı belli değil miydi..?
Hatırlayın çok değil, geçtiğimiz yıl genel seçimler öncesinde de “Partim birinci çıkmazsa istifa ederim” diyen Serdar Denktaş, seçimlerin hemen ardından, “İstifa etmem kaosa neden olur, böyle bir durumun yaşanmasına izin vermem” demişti…
Genç adaylarıyla oylarını arttıran, umut veren TDP’de bile aynı kısır çekişmeler. Yahu kaç kişisiniz, kaç yerde aday çıkarttınız? Toparlanalım, kenetlenelim diyeceklerine, Girne’de kendi adaylarını kesmişler.
Oysa baştan söylediğim gibi, vatandaşın uyarısı açık; “Size güvenmiyorum… Ya güven verirsiniz, ya değiştiririm” diyor. Bu kadar açık…
Ne yazık ki bu uyarı siyasileri uyandırmaya yetmiyor. Sonuçları masaya yatıracaklarına, bir kavgadır gidiyor. Akılcı değerlendirmeler, yeni politikalar yerine, her tarafta sansasyonel çıkışlar…
Bu da vatandaşı bir o kadar siyasetten soğutuyor. Ama aynı zamanda partisine sahip çıkamayanı, disiplini bozanı, ülkenin sorunlarıyla baş etme konusunda başarısız olanı siyasetten siliyor…
Ve emin olun, geleneksel KKTC siyaseti, bizzat vatandaşın eliyle yavaş yavaş değişiyor. Bu değişime ayak uyduran kalır, uyduramayan, o hiç beğenmedikleriyle birlikte, siyaset tarihindeki yerini alır…
YERİN KULAĞI VAR
CTP’YE YAKIŞMIYOR:
Yerel seçimler sonrası CTP’de yaşananları hayretle izliyoruz. İki gündür özellikle Mağusa ve Girne’de olanlar, bildiğimiz CTP disiplininin kalmadığını gösterdi. Her seçimin bir galibi ve mağlupları olur. Ancak sille tokat ve küfürle birbirlerine saldırmalarını onaylamak mümkün değil. Birilerinin bunu büyük bir keyifle izlediğini göremiyorlar mı? Kaybettiyseniz, o fatura hepinizin, herkes payını alsın, bitsin.
GÜNDEMİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYOR:
Yerel seçim sonrası darmadağın olan partilerde çalkantı sürerken, UBP Genel Başkanı Özgürgün’ün “erken seçim” çağrısını anlamak mümkün değil. Diğer partiler gibi yerel seçimlerden kaybederek çıkan, oy oranı CTP’nin altına düşen UBP’de Genel Başkanı acaba CTP ve DP-UG’de yaşananların kendi partisinde yaşanmaması için gündem değiştirmeye mi çalışıyor…
YİNE AYNI TAKTİK:
Cumhuriyetçi Türk Partisi Merkez Yönetim Kurulu, bazı belediyelerin niye bu seçimde kazanılamadığı hususunda somut verilere ulaşmak amacıyla çalışma başlatmış. 2013 seçimleri sonrası da aynı uygulama yapılmış, hatta hazırlanan raporda bazı isimlerle ilgili ciddi kanıtlar da bulunmuştu. Ne oldu peki? Hiç… Şimdi de başlatılan çalışmanın sonunda, geçmişte olduğu gibi rapor yazılacak ama hiçbir şey yapılmayacak… Onun için de çalkantılar durmayacak…
NİYE OLMASIN:
2013 yerel seçimlerinde Meclis’i kendince dizayn eden, ardından da Pazar günkü seçimlerde belediyeleri istediği gibi şekillendiren Eroğlu, kendi seçimlerine yönelik taşları yerine oturtmaya başladı. Hem de partileri birbirlerine düşürme pahasına. Bu saatten sonra yapılacak tek şey, karşısına tüm partilerin üzerinde uzlaşacağı ve toplumdan da kabul görecek bir adayın çıkarılmasıdır. Örneğin Türkiye’deki muhalefet partilerinin yaptığı gibi bir “çatı aday.” Kazanmak isterlerse en akılcı yol budur sanırım…
OLACAĞI BU:
Yani şu Meclis’e kızdığımızda haksız mıyız Allah aşkına. Bakın Fellahoğlu hatırlatıyor: “Gecikme faizlerini bağışlayan yasayı yapın, dedik. Bir nakit akışı olsun. Seçime yakın yaptılar, Cumhurbaşkanı’na gitti imzaya ama imzalamadı. İmzalar mı? Hep seçim hesabı…” Peki oy çokluğuyla geçen bu tasarının Cumhurbaşkanı’nca onaylanmamasına, seçim sonrasına bırakılmasına niye kimsenin sesi çıkmadı? En azından bir kamuoyu oluştursaydınız ya. Ne gezer…
CANIMIZ ALLAH’A EMANET:
Bundan iki ay önce de Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde yine anjiyo krizi çıkmış, bir hafta süreyle hastalar YDÜ Hastanesi’ne yönlendirilmişti. O zaman “yoğunluk var alamayız” denmişti. Hatta ameliyat beklerken hayatını kaybedenler olmuştu. Şimdi bu kez de “anjiyo makinesi bozuk” deniyor ve hastalar evlerine yollanıyor. Borç harç para bulan YDÜ’ye gidecek, diğerleri Allah’a emanet. Kader mi diyeceğiz, yoksa kötü yönetim mi? Tabii giden gidecek; hesap, asla sorulmayacak…
ZİRVEDEKİLER
Kadri Fellahoğlu: Kıbrıs Postası’na verdiği mülakatta, “DP ile hükümet olmaz! Ben mühendisim net konuşurum. DP’yi atacaksın ve UBP ile görüşeceksin. UBP ile kuramazsan kalanlar buyursunlar yapsınlar. Bu hükümet böyle sürüncemede artık gitmez. Açık konuşuyorum artık kim ne anlarsa anlasın. Bundan sonra PM’de devam edeceğiz… Kim ölür kim kalır” diyor… Neden bugün? Neden bunlar o günlerde açıkça dillendirilmedi ki…
DİPTEKİLER
CAS Olayı: Aynen KTHY olayındaki gibi bir bocalama. Başbakan “Çare arıyoruz” dediğinde merak etmiştim. Çıka çıka “Hisseleri alma ve yeni şirket” hikayesi çıktı. Bakan Kaşif güvence vermeye çalışırken, bakan Denktaş “Ortak bulamazsak işimiz zor” demekte. Vaka yeni değil. HAVAŞ ortaklıktan çekilmeye karar vereli aylar oldu. Hizmet kalitesi düşmeden, verimliliği sıfırlanmadan, müşteriler bir bir kaçmadan çare bulunsaydı ya. Yazık, bir türlü şu devleti profesyonelce yönetmeyi başaramıyoruz…
































