Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sağda yeni dönem sinyalleri

Yerel seçimlere yönelik UBP/DP-UG güç birliğinin zirve yaptığı cuma akşamı, iki başkan hem Lefkoşa, hem de Mağusa’da kürsüye çıkıp, seçim sonrası yaşanacaklarla ilgili önemli mesajlar verdiler. Kısa bir süre önce ittifakın bozulmasının ardından birbirleri hakkında demediklerini bırakmayan iki başkanın kol kola katıldıkları Lefkoşa ve Mağusa mitinglerindeki tablo hayli ilginçti…

Özellikle de UBP Genel Başkanı Özgürgün’ün Lefkoşa konuşmasında verdiği mesajlar, oldukça dikkat çekiciydi ve önümüzdeki süreçte iki parti arasında yaşanabilecek iş birlikleri konusunda not edilmesi gereken sözlerdi.
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün, hayatının en anlamlı mitinglerinden birisine şahit olduğunu ve duygulandığını belirterek, “Çünkü bu ülkede bir şeyler oluyor. Bizim bir ideolojimiz var, bir hedefimiz var. Bu hedefimizin, belki bu akşam dönüm noktasına şahit oluyorsunuz. UBP ve DP-UG birlikte miting yapıyor. Bu tarihi bir adımdır, daha ilerisinin ilk adımlarıdır. Yürekten kutluyorum. Yolumuz açık olsun diyorum…” sözleri sağda, önce Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ardından da iki partinin tek bir çatı altında toplanması sinyalini vermesi açısından manalıydı…
Ancak yerel seçim sonuçlarının ardından, iki başkanın son gece verdikleri mesajların arkasında durup durmayacakları konusunda şüpheliyim…
Çünkü çok değil, daha kısa bir süre önce her ikisinin de söyledikleri hala akıllarda duruyor. Örneğin 2 Eylül 2013 tarihinde Özgürgün, Serdar Denktaş için şunları söylüyordu: “Serdar Denktaş’ı 20 yaşından beri bilirim. İktidara gelme, diğer sağ partiyi devlet olanakları ile sömürme ve sağın lideri olma hırsında. Ancak başarılı olamayacaktır. Halk 30 yıldır siyasette olan Serdar Denktaş’ı sağın lideri yapmadı, artık da yapmaz… Demokrat Parti böyle bir parti zaten. Daha önce de bunu yaptılar. Serdar Denktaş’ın siyasi profili bu, hükümete gelecek, hükümet olanaklarını kullanarak diğer sağ partiyi sömürecek, soyacak ve kendine çekecek ama başaramayacak…”
Ve mart ayında iki partinin yerel seçimlere yönelik ittifak arayışlarının bozulmasının ardından nisanda UBP Genel Başkanı Özgürgün; “İttifaka yönelik prensipleri bozan Serdar Denktaş’tır. CTP’ ye yaranmak için hükümette koltuk değneği olarak kalabilmek için ittifakı Denktaş dinamitledi. Benim için ittifak bugün için bitmiştir, kararımızı verdik, yürüyoruz… Gönyeli’de DP, CTP adayına destek verecek. CTP’nin tehlike yaratacağı üç yer var, UBP belediye başkanlarına karşı, üçünde de aday çıkarıp CTP’nin seçimi kazanmasını sağlayacak. Bunlar Lefke, Alsancak ve Serdarlı’dır…” derken; Serdar Denktaş ise “Belli ki bu ittifakın kurgulanmasında yanlış yaklaşım olmuştur ve bunu devam ettirmek mümkün olmadı. İlk kurgudan geldiğimiz noktaya kadar bayağı değişiklikler yaşandı. Ve bu noktada tutumumuz hep olumlu oldu. Kazanacak bir adayın milletvekilli olması ile ortaya çıkarılan sorun bizim açımızdan sorun değildir” açıklamasını yapıyordu. Ve son olarak da Özgürgün’ün son seçimlerde DPUG’den milletvekili seçilen ancak, UBP’ye dönen Zorlu Töre ve diğerleri için söylediği, “DP’ye giden UBP’liler benim gözümde halen UBP’lidir” söylemini eleştiren Serdar Denktaş, benzer bir yaklaşım göstererek; “Özgürgün en kötü dönemde DP’yi bırakarak UBP’ye gitti. Benim gözümde de Özgürgün halen DP’lidir” diye yanıtlamıştı…
Peki cuma akşamı ne olmuştu da bu ikili kol kola girip, böylesi bir görüntü verme gereği duymuşlardı…
Seçimler geride kaldı. Sonuçları nasıl değerlendirecekleri, birlikteliğin devam edecekse nasıl bir zeminde devam edeceği de, iki partinin kendi iç sorunudur. Önlerindeki tek hedef Cumhurbaşkanlığı seçimi. Eğer bir siyasi şekillenme yaşanacaksa, iki partinin tabanları istediğinden değil, sadece Cumhurbaşkanlığı seçimlerini garantileme adına olacak.

YERİN KULAĞI VAR
ŞİMDİ İŞ ZAMANI:
Ve sonunda bitti. Kazananlar, kaybedenler belli oldu. Kazananları kutluyor, kaybedenlerin demokrasiye katkılarına teşekkür ediyoruz. Şimdi kazanan adayların iş yapma zamanı. Propaganda süresince verdikleri sözleri, vatandaşa sundukları projeleri hayat geçirme vakti. Kimsenin bahanesi olmamalı, hepsi de devraldıkları kurumu iyi biliyorlar. Kimse artık bahane dinleyecek durumda değil…

DP-UG’DE ZOR GÜNLER:
Seçimlerin son günlerinde art arda gelen istifalar DP-UG içerisinde var olan DP ile UG kavgasının yeniden alevlenmesine neden oldu. Dünkü seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından parti içerisinde yeni bir krizin yaşanacağı, özellikle parti içerisindeki DP kanadından istifaların süreceği iddia ediliyor…

KÖRÜ KÖRÜNE PARTİCİLİK GERİDE KALIYOR:
Cumhurbaşkanı Eroğlu oyunu kullanırken, meydanlarda kavga ve gürültüyle kampanya yürütmenin modasının geçmiş olduğunu söyledi. Gerçekten de durum bu. Ancak ben bunun nedeninin Cumhurbaşkanı’nın yorumladığı gibi “siyasiler kavgayla değil, iradenin sandığa yansımasıyla seçim kazanılacağını kabul ettikleri için” olduğunu düşünmüyorum. Bence insanlar giderek büyük bir hızla partisizleşiyor. Körü körüne particilik geride kalıyor ve umuyorum ki, bu demokrasimiz için çok daha iyi olacak. Çünkü iyi olan kazanacak…

VAR MIYIZ, YOK MUYUZ:
ABD Temsilciler Meclisi’nin bir Komitesi’nde kabul edilen, “Türkiye ve KKTC’deki dini mekanların takibi” kararına Türkiye Dışişleri’nden tepki geldi. Kararın “mesnetsiz bilgilere ve iç siyasi kaygılara dayandığı”nı vurgulandı, Türkiye’nin konuya gösterdiği hassasiyetlerden örnekler verildi. Karar KKTC’yi de içine alıyor ama, bizim Dışişleri’nden hala ses yok…

UMUT TC’DEKİ SEÇİMLERDE:
Rumca gazeteler, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının tezleri arasında “ışık yılı kadar” mesafe bulunduğunu, bunun da Kıbrıs sorununun çözüm ümitlerini söndürdüğünü iddia ettiler. Gazeteler Anastasiadis’in, “Taraflardan biri dünyada, öteki ayda iken al-ver prosedürüne girilemez. Geriye kalan tek ümit, Türkiye’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra Türkiye’nin olası tavır değişikliğidir” yorumunda bulunduğunu yazıyor. Desenize kaderimiz ve geleceğimiz Erdoğan’ın ellerinde…

EN UYGUN SUÇ CENNETİ:
Sibel Köklü, Türkiye’de bir roman yazarı. Hürriyet’teki röportajında, Kıbrıs’a çok sık gidip geldiğini söylüyor ve bakın son romanı “Aşka Vakit Yok” için ne diyor; “Bazı çevrelerce neredeyse kumar adası olarak görünen Kıbrıs’ın ideal bir suç cenneti olabileceğini düşündüm. Zaten bununla ilgili yeterince örnek vardı”. Romanda, Ergenekon bağlantılı askerler, kumarhanede çıkan kavgalar, işlenen cinayetler var. Nasıl tanıtım ama? Bir yazar gözüyle Kıbrıs… Kızmamak lazım, bizim ısrarla görmek istemediğimizi görenler de var…

ZİRVEDEKİLER 
Eva Kaili: Yunanistan’ın yeni dönem Avrupa Parlamenteri bakın ne diyor: “ İki toplum uluslararası hukuk kurallarına uyarak, saplantılardan ve yayılmacı mantıklardan uzak, bu meseleyi halledebilirler. Belki de çözüm o kadar uzak değil. Atina ve Ankara çözüm için katalizatör olmalıdır. Sorunun çözülmesi halinde Kıbrıs, onca açık yaraların bulunduğu bu bölgede başrol oynar”. Bayan Kaili’nin, AP içindeki tavrını takip etmek lazım, bakalım bu söylediklerini gerçekleştirme adına kendisi neler yapacak…

DİPTEKİLER
Güvenlik Zafiyeti: Ülkemizde kayıtlı avcı sayısının 12 bin, av tüfeği sayısının ise 34 bin olmasının yanı sıra, 1700 adet tabanca taşıyan insan olması oldukça düşündürücü. Bunun iki izahı olmalı; ya toplum olarak silaha karşı bir sempatimiz var ya da güvenlik konusunda zafiyetlerimiz… Yani korunma konusunda polisiye önlemlere güvenmeyip, kendi işimizi kendimiz görmeyi tercih ediyoruz. Kuruova gibi küçük bir köyde 45 av tüfeği bulunması bunun en somut örneği…