Geçtiğimiz gün yazmıştık, CTP 12 geçici istihdam ediyor diye. Tartışma dün Meclis’te alevlendi. Sağlık Bakanı Ahmet Gülle, Karpaz bölgesinde sağlık sorunlarıyla ilgili, ancak doktor ve hemşire değil de, halkı sağlık konularında aydınlatma adına 12 kişiyi istihdam edeceklerini söyledi. Münhal açmadıklarını, açmayacaklarını, ellerinde müracaatlar bulunduğunu da itiraf etti.
Bu yöntem, CTP’nin UBP’yi suçladığı yöntemdir. Zira o 366 kişinin durumu neyse, bu 12 kişinin durumu da aynıdır. Ha ne var, kendileri memur almıyorlarmış, işçi alıyorlarmış. Anlaşılan bu gerekçeyi çok düşünmüş, bulmuşlar. Hiç fark etmez. İşçi alımı için de bir prosedür gerekir, maalesef bu uygulamada da o prosedür izlenmiyor. Geçici işçi” diye vurguladıklarında, sanırsınız ki, sezonluk işçiyi kastediyorlar. Oysa öyle değil…
Sonradan öğreniyoruz ki, meğer bu insanlar, 2009’da UBP’nin işten durdurduklarıymış. Tarım Bakanı Sennaroğlu çıkıp bunu savunuyor. Bölge insanının zor durumda olduğundan bahsediyor ve 2009’da işten durdurulanların sanki yasal bir hakları varmış gibi, yaptıklarını haklı göstermeye çalışıyor.
Ne münhal açılmış, ne sınav yapılmış. Aksine aynen UBP dönemindeki gibi örgüt başkanları, siyasetçi yakınları… Sosyal Hizmet görevlisi olmanın şartlarına sahipler mi, değiller mi, kimse bilmiyor.
Aylar boyunca UBP’nin istihdamlarıyla kafa ütüleyenler, halktan bu yapılanların yanlış olduğu konusunda destek de alanlar, “asla geçici istihdamı yapmayacağız” diyenler, şimdi aynısını, ayak oyunlarıyla, göstere göstere yapıyor…
İstihdamlardan Başbakan’ın haberi olmadığı iddiası var. Umarım el koyar.
Konu 12 kişi olayı değil. Suçlanan, mentalitenin, usulsüzlüklerin durdurulması olayıdır. Olay CTP’nin verdiği sözlerden, birkaç ayın içinde tornistan etmesi olayıdır.
Bu ülkede siyaset, tüm aktörleriyle birlikte umut bırakmadı, adalet bırakmadı, fırsat eşitliği bırakmadı.
Hak olan, açılan münhale müracaat edip, sınavdan geçmektir. Başka hiç bir gerekçe sizi haklı kılmaz. Sadece ve sadece UBP ile özdeşleştirir o kadar…
Ya Rumlar “evet” deselerdi…
24 Nisan 2004 Kıbrıs’ta hem Türkler, hem de Rumlar için önemli bir gündü. Üzerinden tam 10 yıl geçti. O gün, iki toplumun referandumuna sunulan ve “Annan Planı” olarak bilinen anlaşma taslağının iki toplum tarafından oylandığı gündü…
Hatırlayacaksınız, 24 Nisan 2004‘de KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından % 64,91 oranında kabul gördüğü halde, Rum oylarının % 75,38’i ret olduğundan hayata geçirilememiştir…
Ada’da varılacak bir anlaşma için Rumların olmazsa olmazları arasında bulunan, “topraklarına geri dönme” ve “Türk askerinin ada’dan çekilmesi” şartları Annan planında çok açık bir şekilde yer almıştı. Buna rağmen yaşadıkları toprakları terk etme pahasına Türklerin “evet” demesine karşın, Rumlar “hayır” demişlerdi…
Aradan 10 yıl geçti. Eğer 2004’te Rumlar planı kabul etselerdi bugün o çok korktukları asker sayısı 2011’de 6 bine, 2018’de 3 bine inecek ve akabinde 650 sayısı ile sınırlandırılacaktı. Toprak konusunda ise, bugün KKTC’nin elinde bulunan birçok yerleşim yeri, Maraş ve Güzelyurt da dahil, Rumlara bırakılacaktı. Bu durumda Annan Planı’na “hayır” demekle kaybeden kim olmuştur dersiniz..?
Annan planının kabul edilmesiyle birlikte en geç 3 yıl içerisinde birçok yerleşim yeri Rumlara devredilecekti. Yani 7 yıl önce söz konusu bölgeler Rumların mülkiyetine geçmiş olacaktı…
10 yıl geriye gidip baktım. Rumlar “evet” deseydi bugün KKTC sınırları içerisinde bulunan hangi bölgeler elimizden çıkacaktı;
Plana göre, bu bölgelerin yönetiminin Kıbrıs Rum Devleti’ne Birleşmiş Milletler gözetiminde 6
aşamada devredilmesi öngörülüyor:
1. aşama, 104 günde devredilecekler: Ara Bölge, Maraş, Erenköy
2. aşama, 6 ayda devredilecekler: Düzce ve Taşköy
3. aşama, 1 yılda devredilecekler: Bademliköy, Ömerli ve Kırklar
bölgeleri
4. aşama, 2 yılda devredilecekler: Çayönü, Güvercinlik, Akdoğan,
Türkmenköy, Gayretköy, Yeşilırmak ve Soli bölgeleri
5. aşama, 2.5 yılda devredilecekler: Gazimağusa, Haspolat, Alayköy
ve Bostancı bölgeleri
6. aşama, 3 yılda devredilecekler: Korkuteli, Dörtyol, Pirhan,
Paşaköy, Türkeli, Yılmazköy, Şirinevler, Akçiçek, Kozan, Kılıçarslan,
Gürpınar, Özhan, Karpaşa, Mevlevi, Kalkanlı, Akçay, Güzelyurt,
Güneşköy, Aydınköy, Yeşilyurt, Gemikonağı ve Yedidalga bölgeleri…
Yine bir müzakere süreci devam ediyor. Her iki halk da ciddi bir tecrübe yaşadı. Temennim, inşallah bu kez herkes bu tecrübeden yararlanır.
YERİN KULAĞI VAR
DÜN KARA BUGÜN AK:
UBP kurultay döneminde işe, partizanca alındıkları gerekçesiyle aylarca tartıştığımız ve hükümet tarafından işlerine son verilen 88 kişiyi hatırlıyoruz. Ancak görüyoruz ki hükümet, dün kara dediğine bugün çok rahat beyaz diyebiliyor. Hatta Maliye Bakanı Mungan’ın “geçici alınırsa istifa ederim” demesine rağmen, CTP gözünü karartmış. Bu durumda iki yanlış bir doğru mu etmiş oluyor..?
BAKANLAR KURULU KARARI, YASAYLA ÇELİŞİYOR:
Dün, Türklerin Güney’deki mallarıyla ilgili olarak Komisyon’a müracaat etmeleriyle ilgili karar konusunda şüphelerimizden bahsetmiştik. Bir okuyucudan telefon aldık. O da, Kuzey’de mal alanların, Güney’deki mallarından feragat ettiklerini, şu anda Güney’deki Türk mallarının KKTC devletinin malı olduğunu hatırlattı. Bu kararla da KKTC’nin yasaya aykırı bir uygulamaya gittiğinden söz etti. O da doğru. O yasa orada durduğu sürece, bu kişiler bireysel olarak girişim yapamazlar. Takas yapılacaksa, bu devletle, bir Rum arasında olacak. Her ne kadar feragatnamelerin uluslararası hukukta bir geçerliliği olmadığı iddia edilse de, yasa orada duruyor. Bakanlar Kurulu kararları, yasalarla çelişebilir mi? Umarım Meclis aşamasında konu, daha akıllı uslu değerlendirilir.
YETER ARTIK:
Dışişleri Bakanı Özdil Nami sonunda Zorlu Töre’ye patladı. Töre’nin kürsüden söyledikleri için, “Yeter artık” diyen Nami, sözüne karışınca da “Dinlemeyi de öğrenin, yalanlarla değil, doğruyu konuşun” diye Töre’yi payladı… Bilindiğiniz gibi son günlerde Zorlu Töre Meclis’te kendi çoğalttığı bazı haritaları vatandaşlara dağıtarak herkesin dikkatli olmasını istiyordu…
HAYATIMIZ SİYASET:
Müzakereci Kudret Özersay Taşınmaz Mal Komisyonu’na yönelik hükümetin aldığı son kararı değerlendirirken, “Lütfen bu konuyu kısır siyasi tartışmalara, kişisel menfaatlere malzeme yapmayalım ve Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerde mülkiyet bağlamında savunduğu yaklaşımlara halel getirecek adımlardan kaçınalım” dedi. Gel de sen bunu bizim politikacılara anlat. Önüne ardına bakmadan, artısını eksisini düşünmeden, birinin ak dediğine diğeri kara diyecek. Ve korkarım sonuçta bir ucube yaratılacak.
BOŞUNA UMUTLANMAYIN:
KTAMS, Yüksek Mahkeme ile Kaza Mahkemesi’nde 2 saatlik uyarı grevi yaparak, hükümetin kamuda yapılması gereken terfilerle ilgili sorunu çözmemesi halinde eylemlerine devam edeceklerini açıkladı. Boşuna zaman harcıyorlar, 7 aydır Polis Genel Müdürü’nü atamaktan aciz bu hükümetten sorunlara çözüm bulmasını beklemek gerçekten boş…
MECLİS’İN ÇEVREYE EL ATMASI GÜZEL:
Meclis Çevre Komitesi, taşocakları konusunu ele almış. Konuyla ilgili çalıştayların sonuçları bu Komite’de ele alınıp, hükümetle paylaşılacakmış. İyi haber. Bence dağları tıraşlamayı düşünen Çevre Bakanı’nın aklıyla bu iş yürümeyecek. Bari Komite olaya dahil olur da, yeni yanlışlar yapılması engellenir…
ZİRVEDEKİLER
Hüseyin Güven: Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Hüseyin Güven, medyada düzeyin aşağılara çekilmek istendiğini söyleyerek, haklı bir tepki gösterdi. Keşke bu sorun sadece medyayla sınırlı kalsaydı. Ne yazık ki bu hastalık tüm topluma sirayet etmiş durumda. Siyasetçisinden tutun da toplumun tüm katmanlarında bu düzeysizlik yaşanıyor ne yazık ki. Medya ise, genelin bir yansıması sadece…
DİPTEKİLER
Ahmet Gülle: Bakanlığınıza partizanca yaptığınız istihdamları dünkü Meclis birleşiminde haklı çıkarmak için nasıl çırpındığınızı gördüm ve üzüldüm. “Sosyal worker” diye de bir tanım kullanarak partizanca işe alınanları topluma “önemli kişiler” gibi göstermeye çalışmanız gözlerden kaçmadı. Keşke çıkıp dürüstçe, “siz aldınız, biz de aldık” deseydiniz, inanın çok daha dürüstçe olurdu…
































