Meclis’ten son dönemde geçen yasalar, kısa süre sonra bir şekilde tadil ediliyor.
Dün Meclis’te önce tüm partilerden milletvekilleri Borç İlişkilerinden Kaynaklanıp Tahsil Edilemeyen Borçların Tahsili Yasası’na bir tadilat önerdiler, ardından da Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası’nın tadili gündeme geldi…
Anlaşılan her iki yasa da uygulanmaya başlandıktan sonra aksaklıkları ortaya çıktı.
Bu demokratik sistemin düzgün işlemediğinin göstergesi. Yasaların hazırlanması sürecinde tüm demokratik organların ciddi bir katılımı yok. Buna hem yargı, hem basın hem de tüm diğer meslek örgütleri dahil. Demek ki tasarılar, hazırlık aşamasında da, Meclis komitelerinde ele alınırken de uzmanlarla yeteri kadar tartışılmıyor. Bu konudaki hali pür melalimizi gösteren en somut örnek, Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası’na oy veren UBP’nin komite üyesi Ersin Tatar’ın “Ben okumadım” itirafıdır. Ardından basın örgütleri yasaya itiraz ettiklerinde, bir numaralı eleştirmen yine Ersin Tatar’dı. Tabii siyaseten öyle gerektiği için…
Ülkemizde en iyi yasaları çıkarabilecek insan kaynağına ve tecrübeye sahibiz Allah’a şükür. Ancak bu örnekler, teoriyle pratiğin uyumlaştırılmasında sorun olduğunu gösteriyor.
Sonuç, hem bir zaman kaybı, hem de hoş olmayan bir yap-boz görüntüsü…
*****
KRİZ STRATEJİSİ NEREYE KADAR
Hüseyin Avkıran Alanlı’nın belediye başkan adaylığı konusunda, Serdar Denktaş’ın UBP-DP ittifakını sulandıran ani kararını bir yana koyalım. Diğer yana da, LAÜ Mütevelli Heyeti Başkanlığı konusunu. Hani Serdar Denktaş’ın “Ben bu akşam bu hükümeti bozarım” dediği ileri sürülen konu.
Olaya bu açıdan bakıldığında, Serdar Denktaş ve özellikle DP’nin UG kanadının bir strateji takip ettiği söylenebilir…
Mesajları, hem UBP’ye, hem hükümete. Sanki “Oynamam, bozarım” demeye getiriyorlar.
Her iki konuda da resmi bir açıklama yok gibi. Sadece söylentiler var. Alanlı kendisi hakkındaki kararı havadis’ten öğreniyor, Serdar Denktaş’ı arayıp doğruluğunu teyid ediyor. Hükümet krizi denilen konu ise tam bir spekülasyon deryası. Yine resmi bir açıklama, bir tutum yok. Sanki DP’nin içinde olduğu her iki ittifak da, krizlerle yönetiliyor gibi. Yani söylemeye dilim varmıyor ama, şantaj gibi… Baksanıza CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk de bunu görmüş ve “Kriz diye gösterip bir şeyler değiştirilmek mi isteniyor?” diye açıkça soruyor. Hasan Taçoy’un CTP’den gelen yanıtlar konusunda söylediği “Nasıl rahatsız olduklarını gördük” sözleriyse, “işte şantajı bunun için yaptık” der gibi…
Memleketin onca sorunu varken, kamuoyunu krizlerle oyalamanın karlı olduğunu mu düşünüyorlar bilmiyorum ki. Tabii DP’nin geçmişte CTP ile bu konuda çok tecrübesi var. Bozabiliyor, yeniden kurabiliyor. Sonunda ÖRP gibi bir çirkinliğe de toslayabiliyor…
Bir tek gerçek var, bütün bu olup bitenlerin aslında kimseye bir faydası yok. İnanın sadece halkın midesini bulandırıyor…
YERİN KULAĞI VAR:
BAŞKA SEÇENEK DE VAR:
CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, CTP’nin hükümet kurmak için bir ortağa ihtiyacı olduğunu, ama bu durumun birilerine muhtaç oldukları anlamına gelmeyeceğini söyledi. “Ortağımızla uyum içerisinde sinerji yaratarak ülkeyi germeden bir hükümet çalışması sürdürmek istiyoruz” diyen Erk, eğer bu olmayacaksa başka seçenekleri değerlendirmeleri gerektiğini söylerken, DP’ye gözdağı, UBP’ye de mesaj mı verdi acaba..?
KAPI AÇIK, İSTEYEN GİDEBİLİR:
CTP Yerel Yönetimler Sorumlusu Hakan Kuntay, DP’nin sürekli hükümetten ayrılmakla şantaj yaptığını savunarak, “Koalisyon protokolüne uygun davranmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. DP’nin şantaj mantığıyla süreci götürmesi doğru değil. Kapı açıktır gitmek isterlerse gidebilirler” dedi. Öyle görünüyor ki Serdar Bey, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olacak… Sabrın da sonu var…
KIBRIS KONUSUNDA AÇIKLAMALAR DA ÇELİŞKİLİ:
“Kıbrıs konusunda yapılan açıklamalar kafa karıştırıyor” dediğimizde, açıklama sahipleri kızıyor. Oysa sonuç ortada, ha oldu, ha oluyor açıklamaları ardı ardına gelirken, bir anda “Sorun, kriz, tıkanıklık” açıklamaları gelmeye başlıyor. Son noktaya gelinmiş olsa, bu tıkanıklık yaşanır mı. Onun için halka boşuna umut pompalamayın diyoruz. Bizim buralarda yapılacak çok daha ciddi işler var…
EKONOMİ BAKANLIĞI AÇIKLAMA YAPMALI:
Türkiye Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetimine girmediği için lisansı iptal edildikten sonra KKTC’de faaliyet göstermeyi sürdüren Hedefonline isimli factoring şirketinin iflası açıklandı. Haber önceki gün tüm Türkiye basınında patladı. Şirketin Aralık ayından buyana müşterilerine ödeme yapmadığı, Girne’deki ofisin de bir süre önce aniden boşaltıldığı bildiriliyor. Yatırımcıların şirkete kaptırdıkları paranın miktarı 15 milyon TL. Kaybeden müşteriler kıyameti kopartıyor. Yaptıkları yorumların başında da, “KKTC hükümeti, Ekonomi Bakanlığı ne yapıyor, bu şirketin durumunu bildikleri halde faaliyetine neden izin verdiler” sözleri geliyor…
REKOR İSKELE’DE:
29 Haziran’da 28 belde de yapılacak belediye seçimlerinde adaylar büyük ölçüde belirlenirken, İskele ikisi partili, üçü bağımsız olmak üzer toplam beş adayla rekor kırdı. Şimdiki başkan Orun, eski milletvekili Aslanbaba ve halen DP İskele milletvekili olan Alanlı arasında kıyasıya bir mücadelenin ve ilginç bir seçim döneminin yaşanacağını şimdiden söyleyebiliriz…
ADAYLAR, MESAJINIZ VAR:
Bilmem farkında mısınız, son yağmurlar iki kentimizi fena vurdu. Birisi Başkent Lefkoşa, diğeri ise Mağusa. Her ikisi de CTP’li belediyeler ve bu seçimlerde zorlu rakipler ve ittifaklarla yarışacaklar. Seçimler öncesi meydana gelen bu afetle, sanki tüm adaylara bir mesaj var…
ZİRVEDEKİLER
DP Gençlik Örgütü: “Ülkücü ve Kürt fikir çatışmalarını bazı merciler ve siyasi partiler birleştirici ve sakinleştirici telkinlerde bulunmak yerine, ideolojik körükleme yaparak kaos yaratmayı kendilerine marifet saymışlardır. Bu tarzı benimseyen siyasi kuruluşları kesinlikle kınıyoruz”. Cümle düşüklükleri bir yana, fikrine aynen katılıyorum…
DİPTEKİLER
Mustafa Arabacıoğlu: Milli Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu, 20 İlkokul müdürünün görevden alınması yönündeki YİM kararına saygı gösterip, gereğini yapacağına, olayı popülizmin batağına sürüklüyor. Mahkeme kararına saygı duymayabilirsiniz ama, eğer burası bir hukuk devleti ise, bir bakan olarak yargı kararına uyacaksınız. Yok eğer oy kaygısı ile, kendi siyasi geleceğinizi düşünerek mahkeme kararlarına saygı göstermeyip popülizm yaparsanız, o zaman da kimseden saygı bekleyemezsiniz…
































