Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hamit Bakırcı, Değirmenlik’te Karayolları Dairesi tarafından işletilen taş ocağının basamak yöntemiyle rehabilite edilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle yüksekliğinin azaltılacağını söylemiş…
Çareye bakın… Bunu söyleyen de, adında “çevre” olan bir bakanlığın bakan koltuğunda oturuyor. Yani çevreyi yıkmaktan değil, korumaktan sorumlu…
O ocağı KKTC’de yaşayan hemen herkes bilir. Lefkoşa Dağyolu’ndan Girne’ye giderken önünüze çıkar, içinizi yakar. “Bu topraklarda doğaya saygısız insanlar yaşar” diye haykırır o dağcık…

Bu sütunlarda daha önce de yazmıştık; hem de devletin işlettiği bir ocak, en vahşi tahribatı yapan ocak diye. Dağın üst kısmı tamamen oyulmuştur. Biraz daha uğraşırlarsa zaten arkasından deniz görünecek.
Şimdi sayın ve muhterem bakan Bakırcı, artık ağaçlandırılamaz duruma geldiği için, dağın yıkılmasından bahsediyor…
Ne kolay değil mi?
Kardeşim babanın evini mi yıkıyorsun.
Yüksekliği azaltmak ne demek? Olduğu gibi dağı yıkmak… Bir daha bir daha okudum, hayretler içinde kaldım… Acaba dünyada başka bir örneği var mıdır..?
Sosyal medyada haberin yankılarını okuduğumda, herkesin aynı tepkiyi gösterdiğini gördüm. Kimisi dalga geçmiş, kimisi bu önerinin kabul edilemez olduğunu, başka uzmanlar bulmak gerektiğini söylemiş. Çok ağır yorumlar da var tabii. Bence bakan Bakırcı’nın akıl verenleri ona bunları da göstersinler.
Bakan Bakırcı’yı geçelim. O gelinen son nokta. Ama kendinden öncekilerin bakış açısından bir farkı yok. Ya ondan öncekiler? Karayolları’nın bağlı olduğu sözde bayındırlık ve ulaştırmadan sorumlu bakanlar? Ya çevreyi korumakla yükümlü olan bakanlar, bürokratlar, o bakanlıklarda çalışan sözde uzmanlar? Hiçbiri “yahu kardeşim duralım artık, bu dağı daha fazla oymayalım” dememiş. Onu demedikleri gibi, şimdi de aynı uzmanlar bakanlarına dağı yıkmaktan başka çare olmadığını söyletmişler… Hepsi birbirinden suçlu. Hem de asla affedilmez derecede suçlu.
Verdikleri zarar insanlık mirasına, doğaya, coğrafyaya.
Bedeli maddi ya da manevi olarak karşılanabilir mi..?
Yerine konabilir mi..?
Cezası nedir..?
Ya da var mıdır..? Olmadığı belli ki, gelen giden aynı cinayeti işlemeye devam etmiş.
Dün bakan Bakırcı’nın muhteşem formülü basına düşünce arkadaşlar aktardılar; bundan yirmi yıl kadar önce adayı ziyaret eden bir Alman jeologun söylediklerini. Adam Beşparmaklar’da o dönemde daha bugünkü kadar yayılmamış olan taş ocaklarına bakmış ve demiş ki; “Eğer bu tepelerden herhangi biri zarar görür ve sahilden Mesarya’ya yeni bir hava koridoru açılırsa, korkunç bir iklim değişikliği olur, Mesarya çöl olur”…
Haydi bakalım Sayın Bakırcı, bunu da başarın…
YERİN KULAĞI VAR
SADECE BİZ SÖYLEMİYORUZ:
UBP ile DP arasında bazı bölgelerde yapılan iş birliğinin tutmayacağını sadece biz değil, DP’nin eski Genel Sekreteri Bengü Şonya da söylüyor. Şonya, “Yarışa girdiğiniz anda yarışacağınız bölgedeki hava, tansiyon ve sürtüşme sizin yarışmayacağınızı tahmin ettiğiniz bölgeyi de etkileyecektir. Dolayısıyla ben bu iş birliğinin çokta başarılı bir iş birliği olacağına inanmıyorum” diyerek, bir yerde bizi haklı çıkarıyor…
ÇOK ZOR SEVGİLİ BİRİKİM: Birikim Özgür, CTP’nin genç, aydın bir vekili. Kıbrıs adasının çevresindeki gelişmeleri yorumlayan bir yazı yazmış. “Gemi karaya vurdu” diyor ve içinde bocaladığımız vizyonsuzluktan yakınıyor. Giderleri azaltıp, gelirleri arttırmanın yolunu bulmaktan, AB’nin belirlediği Güney Enerji Koridoru İnisiyatifi’ne dahil olmayı öncelikli hedef yapmaktan bahsediyor. Ben de diyorum ki, Sevgili Birikim, bu dediklerini yapacak kadrolar nerede? İktidara gelene kadar en güzel geleceği vadedenler, koltuklara oturdukları anda statükoyla uzlaşıyor. Aynen senin dediğin gibi “Ülke siyasetine kişisel ve dar siyasi bakış açısı ile yön vermeye çalışmaktalar”…
SİZ DE YAPTINIZ(!): UBP’nin son dönemde bakanlık yapan milletvekillerinde bir telaş… Kendi dönemlerinde yaptıkları yanlışlar soruşturulmaya başlandığı anda, “Ama siz de yaptınız” demeye başlıyor, soruşturma istiyorlar. İstihdamlar konusu öyle; Nazım Çavuşoğlu’nun Kamu Hizmeti’nin şaibeli sınavları konusunda söyledikleri öyle; Sunat Atun’un, CTP’nin görev aldığı geçmiş hükümetlerin Vakıflar’a yaptığı istihdamlar konusunda geçtiğimiz gün Meclis’e sunduğu yazılı soru öyle… Araştırmalar yapılsın tabii, geç de olsa gelmiş geçmiş tüm usulsüzlükler ortaya dökülsün, biz de bunu isteriz. Yalnız insan merak ediyor, 4 yıl hükümetteyken niye peşine düşmemişler? Ellerini tutan mı varmış..?
BİZ UNUTSAK ARŞİVLER UNUTMAZ: UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, “Dışişleri Bakanlığı benim dönemimde Cumhurbaşkanı ile uyum içerisindeydi” derken milleti yine “geri zekalı” konumuna koyuyor. Kendi bakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Eroğlu ile arasının nasıl olduğunu, zorunlu olmadıkça Eroğlu ile görüşmediğini, saraya kaç kez gittiğini söyleyebilir mi? Ama Özgürgün’e göre biz “geri zekalıyız” ya… Ama biz unutsak, arşivler unutmaz…
KELLE CİĞER SİYASETİ:
Önce Eroğlu ile İrsen Bey arasındaki pilav muhabbeti, ardından CTP-DP görüşmelerindeki ciğer ve yoğurtlu ağırlamalar ve Talat’ın “ciğerini söker” sözünden kıskanmış olacak ki, UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün de CTP için, “Ben bunların ciğerini bilirim” diyerek kelle-ciğer muhabbetine dahil oldu. Mübarekler, sanki siyasetçi değil de sakatatçı gibi konuşuyorlar…
HAKSIZLIK ETMEYELİM:
CTP Milletvekili Salih İzbul, Talat döneminde de çok ciddi müzakereler olduğunu iddia ederek, “Rum tarafında da büyük bir değişim var ve koşullar da çok uygun ama bu defa da bizim tarafta bir isteksizlik var” derken biraz haksızlık ediyor sanırım. Evet, biz işi biraz yavaştan almış olabiliriz belki ama Rum tarafının da bizden pek bir farkı yok sanırım. Hatta onlar bizden daha isteksiz gibi geliyor bana…
ZİRVEDEKİLER
Mehmet Harmancı: TDP Genel Sekreteri Harmancı, bakan Bakırcı’nın ortaya koyduğu plan ve düşünce ile yıllardır söylenen “Meserya’dan bakıldığında denizi göreceksiniz” projesini somuta indirgeyerek, hayata geçirme niyetini açıkça ortaya koyduğunu vurguladı…
DİPTEKİLER
Duymayan Devlet: Mağusalılardan sonra, Laptalılar da bet ofislerin şehir dışına taşınması için seslerini yükselttiler. Dün Havadis’te görmüşsünüzdür, konuşanların bir kısmı bizzat kumar bağımlıları ve onlar da aynı şeyi istiyor. Söyledikleri çok ciddi bir şey var “Devlet, çıkarı için gençlerimizi zehirliyor” diyorlar. Peki, devlet yetkilileri bu sesi duyuyor mu..?
































