Radyo Havadis’te cuma günleri Sevgili Hüseyin Ekmekçi ve Özdemir Tokel ile yaptığımız “Çapraz Ateş” programımızda bu hafta bir de konuk ağırladık. GİAD eski Başkanı Gizem Çeliker Akandere…
Özellikle görüşme sürecinin ivme kazandığı, yıllardır buzdolabına kaldırdığımız Kıbrıs sorununun yeniden ısındığı bu günlerde, bizim de gündemimiz doğal olarak çözüm ve olası bir çözümden sonra Kıbrıs Türk iş çevrelerinin buna hazır olup olmadığıydı. Güney ile rekabet edebilirlik gücümüz ve masada bizi temsil eden “müzakere heyeti”nin yeterli olup olmadığını irdeledik… Konuğumuz Gizem Çeliker, “Biz iş insanları olarak masada, özellikle bizlerle ilgili olarak nelerin konuşulduğunu bilmiyoruz” diyor haklı olarak… Ve devam ediyor, “Olası bir çözüm sonrasında Kıbrıslı Türk iş insanları olarak Güney’le, hatta dünya ile rekabete ne hazırız, ne de hazır değiliz diyemem. Ancak yıllardır dünyaya kapalı bir ülkede yaşayan iş insanları olarak, çektiğimiz sıkıntılar ve zorluklar da malumunuz. Bu zorluklara ve tüm olumsuzluklara karşı yıllardır ayakta durmayı başarabilmişsek, bugün ekonomileri bizden çok daha kötü durumda olan Güney ile rekabet etme konusunda bir sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyorum”…
Gizem Çeliker bizdeki görüşme heyetinin çok daha fazla çalışması, bu sorumluluğun sadece Kudret Özersay’a bırakılmasının doğru olmadığını, müzakere heyetinin mutlaka güçlendirilmesi gerektiğini altını çiziyor…
Hüseyin Ekmekçi’nin konuyla ilgili yorumu ise oldukça ilginçti, “Maalesef hükümet uyuyor. Anastasiadis, ‘al- ver’ süreci için kendine bir ordu kurdu. 70 uzman Rum, müzakerelere hazır. İçinde ‘evet’çi de var, ‘hayır’cı da… Biz toplum olarak Özersay’ın geri dönüşüne sevinmekle meşgulüz. Özersay’a evet, ama yetmez… Hükümet sürecin içine girmek istese de, Saray tarafından tokatlanıyor. Özdil Nami’ye edilmedik hakaret kalmadı. ‘Uzak dur’ denilen hükümet, uzak durmayı ‘emir’ kabul etti. Rum hükümeti olduğu gibi sürecin içinde, KKTC hükümeti ise adeta muhtarlık seçimleri derdinde… Annan Planı süreci, Sayın Talat Başbakan’ken ivme kazanmıştı… Denktaş’a rağmen… Şimdi çözüm isteyenler, hayır’ı yani ‘yüzde 35’ini temsil eden’ ekibin mahkumu oldu…” diyor… Önceki akşam Havadis ekibi olarak, İŞAD ile buluşmamızda da aynı sıkıntı ve kaygılar dile getirildi. Rum tarafında görüşme heyetinin ardında, konularında uzman onlarca kişi tüm enerjilerini bu konuya harcarken, “biz niye böyle bir ekip kuramıyoruz?” denildiğinde ise Derviş Bey’in yakın çevresinden oluşturulan ve neredeyse tümü “hayır”cı olan yaklaşık 100 kişilik “Halk Konseyi” örnek gösteriliyor… Halbuki bu ülkede var olan Ticaret ve Sanayi Odaları, İŞAD, GİAD gibi iş dernekleri ile diğer STO ve sendikaların da bu sürece dahil edilip, fikir ve katkılarını almak, masada elimizi daha da kuvvetlendirip, toplumsal bir konsensüsü sağlamaz mı sizce de?.. Hatırlayacaksınız, Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı olduğu 2008 yılında görüşmeler devam ederken, “çalışma grupları” oluşturulmuştu. Bugün de buna benzer bir yapılanma kesinlikle önemli ve gereklidir diye düşünüyorum… Ama ne yazık ki, bu işe dört elle sarılan ve tüm olasılıkları kendi lehlerine çevirmek için geceli gündüzlü çalışan, dünyaya kendi görüşleri doğrultusunda mesajlar veren Rum heyetlerine karşın biz, konuya müdahil olup, katkı koymaya çalışanları “paralellikle” suçlayıp ekarte etmeye çalışıyoruz… Biz istesek de istemesek de, birileri bizler adına karar verecekler. Önemli olan o birilerinin verecekleri kararlarda, Kıbrıs Türk halkının sadece siyasi değil, ekonomik ve sosyal anlamda da hak ve menfaatlerini, bu adada en az Rumlar kadar hak ve yetkiye sahip olduğumuzu anlatabilmek ve varılacak anlaşmanın kalıcılığını sağlamak olmalıdır.
Anlaşma olsa da olmasa da, Kıbrıs’ın kuzeyinde hayatı yaşanır hale getirmek zorundayız. Devlet yönetiminde olanlar da, daha iyi, daha güzeli yakalamak için her türlü görüşe kulak vermek zorundalar. Zira bu gelecek hepimizin geleceği.
Aksi takdirde ön yargılarımızın kurbanı olur, kendi benzerlerimiz dışında kimseyle ilişki kuramazsak, bir adım öteye gidemeyiz…
YERİN KULAĞI VAR
TALAT DA AYNI GÖRÜŞTE:
Dünkü yazımda müzakerelerin sonucunda ortaya çıkan planın, iki liderin imzasıyla referanduma sunulacak olmasından dolayı, “Umutsuzum” demiştim. Çünkü bu kez BM hakemlik yapmayacak, boşlukları doldurmayacak. Mehmet Ali Talat da hakemlik konusunun ortak metinden dışlanmasını doğru bulmadığını belirtmiş, “Tarafların her konuda anlaşmaları neredeyse imkansız” diyor. Hatta Talat, eninde sonunda hakemliğe ihtiyaç duyulacağı kanısında…
BAŞARININ PARTİSİ YOK:
Çatalköy’ün bağımsız belediye başkanı Mehmet Hulusioğlu, yine bağımsız çıkacağını ve kazanacağını savunuyor. Hulusioğlu, tüm Çatalköy’ün takdirini kazanmış biri. Aslında bu, yerel seçimler öncesi ülkede en çok üzerinde durulan konu. Hulusioğlu gibi bir elin parmakları kadar dahi olmayan çok başarılı belediye başkanları var. Halk da buna bakıyor. Partizanlıkla gelip de yapılanı bozma ihtimaline karşı, başarılı olanı seçmeye karar verilmiş durumda. Partiler bunu gerçekten göz önünde bulundurmalı…
CTP LEFKOŞA’DA ADAY BULAMIYOR: CTP, haziran ayında yapılacak yerel seçimlerde mevcut başkan Fellahoğlu’nun yerine aday gösterecek isim bulmakta oldukça zorlanıyor. Özellikle seçimi kazanmasının ardından, ne hükümet, ne de parti olarak Fellahoğlu’nun arkasında durmayan ve seçim öncesi verdikleri sözlerin hiçbirini yerine getirmeyen yönetimin bu tavrı, aday olmayı düşünen CTP’lileri de kara kara düşündürüyor. Hani haksız da değiller, Kadri Fellahoğlu’nun başına gelenlerin, onların başına da gelmeyeceğini kim garanti edebilir ki?..
NE GÜNLERE KALDIK: Kıbrıslılar yabancıların taneyle alışveriş yaptığını görünce garipserdi, hatta böyle alışveriş mi olur diye gülerdi… Tek muz, iki elma… Yabancılar bunu, geri kalanı çürütüp atmamak için yapardı… Şimdi ise Kıbrıslılar da “tane yöntemi”yle alışveriş yapıyor… Ama yabancılar gibi çürütmemek için değil, alım gücü olmadığı için…
NE PARANI, NE MEMURUNU(!):
Olası bir anlaşmada göz ardı ettiğimiz önemli bir husus var. Türkiye’nin yıllardır düzenli olarak karşılıksız verdiği ve ağırlıklı olarak memur maaşlarına aktardığımız paraları almaya devam edeceğimizi mi düşünüyoruz? Veya bir başka deyişle, Türkiye yine, devlete memurunu ödeyebilmek için karşılıksız para vermeyi sürdürecek mi..? Öyle bir şey yok. O halde sloganların arkasına saklanıp politika yapmak yerine gerçeklere bir bakmanın zamanıdır.
ŞİMDİ Mİ AKILLARINA GELDİ:
Sendikalar 2011 sonrası işe girenlere uygulanan maaşların düzeltilmesi ve “eşit işe eşit ücret” talebiyle eylem yaptı. Destekliyorum… Aynı odada, aynı işi yapan insanlardan birisinin diğerine göre daha fazla maaş alması kabul edilebilir değil. Ancak aradan neredeyse 2 yılı aşkın bir zaman geçti, sendikalarımızın aklı şimdi mi başlarına geldi diye sormak lazım. Yok eğer UBP döneminde yapıldı derlerse, CTP’de neredeyse 9 aydır yönetimde değil mi..? Unuttukları tek şey, siyasette “dün dündür” kuralı…
ZİRVEDEKİLER
Kırılan Tarihi Direnç: Hem Mavroyannis tarafından, hem de Özersay tarafından, görüşmelerin iyi geçtiği haberi geldi. İyi karşılandılar, verimli görüşmeler yaptılar. Basın ne kadar gizlilikten şikayet etse de, işlerin yolunda gitmesi için bir süre bu gizlilik şart. Diplomasinin esası bu… Şimdi görüşmelerin içeriğini ağızlara sakız edip tartışmalara sebep olmanın zamanı değil. Tabii amaç Özersay’ın dediği gibi üzüm yemekse…
DİPTEKİLER
LTB’yi Batıran İstihdamlar: 405’ten, 1100’e… LTB personel sayısı, Kutlay Erk sonrasında bu kadar artmış. Sonra bir kısmı herhalde emekli olmuş, bir kısmı durdurulmuş, sayı şu an 904… Böyle bir yükü, sadece Lefkoşa Belediyesi değil, hiçbir yer kaldırmaz. Yüzde yüz bir artış. Bunu yapanlar daha hala çıkıp da “belediyeye adam alındı” diyenler. Cemal Bulutoğluları’na “dur” demeyenler… “Hangi yüzle”, diyoruz ama umurlarında değil. Lefkoşa’yı pisliğe, belediyeyi batağa gömdükleri yetmezmiş gibi konuşmaya devam ediyorlar. Tabii o sayıyı aşağı çekmek yerine, sendika baskısıyla hepsini kadrolayan şu anki başkanı da unutmamak lazım…
Foto gündem…

KTÖS, KTOEÖS ve KTAMS, “Göç Yasası” olarak adlandırdıkları ve 2011 yılından sonra kamuda işe girenlerin Maaş, Ödenek ve Ücretlerini Düzenleyen Yasa’ya karşı Cumhuriyet Meclisi önünde eylem yaptı. Sendikalar yasanın bir an önce değiştirilmesini istedi
































