Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Özgürgün yanıltmadı

UBP Genel başkanı Özgürgün, önceki gün katıldığı bir TV programında iç siyasetle ilgili ilginç ve çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Önce CTP’yi devreden çıkartıyor ve “UBP olarak CTP ile asla, kesinlikle hükümet olmayı düşünmüyoruz” diyor.
Ardından DP’yi şöyle yorumluyor: “DP’nin küçük düşüncelerinden dolayı Serdar Denktaş’ın fikirleri de bizim fikirlerimizle uyuşmuyor… Örneğin Serdar Bey sağın büyük partisi hayallerinde ve edalarındadır. DP ile de bu iş birliğinin olmayacağını görmekteyiz. Biz UBP olarak ise böylesi kritik bir süreçte resmin bütününe bakarak, büyük şeyler düşünüyoruz. DP maalesef CTP’nin koltuk değneği olmuştur” .
Özgürgün, bu konuşmasıyla, yerel seçimlerde ittifak ve şimdilik kaydıyla birleşme konusuna sıcak bakmadığını ortaya koyuyor. Aynı zamanda, bugünlerde gerek UBP, gerek DPUG içerisinde, birleşme ve işbirliği için çaba harcayanlara, “Bu iş bensiz olmaz” mesajı veriyor…
12 Ekim 2013’de yine Özgürgün’ün bir konuşmasına dikkat çekmiştim. Bakın orada ne diyordu; “Ben UBP’ye başkan olmak için öne çıkmadım. Partiyi yönetmek, başkanlık yapmak istiyorum. Sorumluluğumu biliyorum. Birisinin partiyi dışarıdan yönetme düşüncesi varsa, onu aklından çıkarsın, buna izin vermem”…
Özgürgün beş ay önce bunları söylerken, benim yorumum şöyle olmuştu; “Hiç kuşkusuz parti içerisindeki Truva atları hem Meclis’in, hem UBP’nin bu şekilde dizayn edilmesinde başrol oynamışlardır. Öyle anlaşılıyor ki ‘birileri’ hala daha tatmin olmamış… Olmazlar tabii… Hedef UBP’den uzakta kalmak değildi ki. Hedef, DP’yi sıçrama tahtası olarak kullanmaktı. Şu ana kadar tıkır tıkır işleyen senaryonun şimdiki adımı, UBP ile DPUG’nin birleşmesinde yaşadığı sıkıntıyı bertaraf etmek, bu birleşme konusuna set çeken azınlığı da ( bazı vekil ve belediye başkanları) “terbiye” etmek için, “B” planını devreye koymak…. Anlaşılan bu adımların ayak sesleri duyulmaya başlamış ki, Hüseyin Özgürgün tekrardan “lades” olmamak için böylesi büyük laflar etmeyi ve ‘başkan’ benim demeyi tercih etmiş”…   
Bugüne dönelim, ne değişmiş, hiçbir şey. Siz bakmayın Özgürgün’ün “partiyi ben yönetirim” dediğine. Aslında olayın böyle olmadığını ve iplerin birilerinin elinde olduğunu o da çok iyi biliyor. Haksız da sayılmaz. Çünkü, kurultayı yeniden kazanmak istiyorsa, ya “abisinin” isteklerini sorgusuz sualsiz yerine getirecek, ya da yerine bunları yapabilecek bir başka figür çıkarılacak… Bu plan da 2015 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin garanti altına alınması planıdır.
Özgürgün gelişmelerin önüne geçemeyeceğini çok iyi biliyor ama, aynı feryadı ediyor, “ben buradayım” diyor. Sebep, alabileceğinin azamisini kopartmak, halihazırda kendisi partinin başındayken Başbakan olmak…  DP’ye “hükümeti bırak da gel” demesinin sebebi de budur…  
Özgürgün önceki günkü programda bir de, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde UBP’nin adayının halen bu görevi sürdüren Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu olduğunu söyleyerek, “Derviş Eroğlu eğer tekrar aday olmayı düşünürse biz yanında yer alacağız ve destekleyeceğiz. Başka partiler ne yapar bilemem ancak bizim tavrımız nettir” diyor. 5 ay önce “Eroğlu UBP’ye hakim” başlıklı yazıda, bunu da tahmin etmiş ve şöyle demiştim; “Kurultay’da ‘arslanlar gibi’ savunduğu ve tüzüğe rağmen Genel Başkan ilan ettiği İrsen Küçük’ü, seçim harcamaları nedeniyle polise ihbar eden Özgürgün, günü geldiğinde, ‘sağda birlik’ adına DP ile de birleşecek, Eroğlu’nun ‘sağın’ lideri olarak Cumhurbaşkanı adaylığını da bizzat kendisi ilan edecektir. Zaten başka türlü o koltukta bir gün dahi oturamayacağını o da çok iyi biliyor”… 
O günlerde biraz iddialı bir değerlendirme yapmışım ama, görüyorsunuz Özgürgün bizi yanıltmadı….   

                                                 
YERİN KULAĞI VAR

İHTİYATLI İYİMSERLİK: Özersay Atina’da, Mavroyannis Ankara’da… Yalnız, her iki taraf da, ortak metni kendine göre yorumluyor. Bu da işlerin kolay olmayacağını gösteriyor. Her iki toplum adada bir çözüme ulaşılacağı yönünde iyimser davransalar da, liderliklerin farklı yorumları bu iyimserliği ihtiyatlı hale getiriyor…

UMUTSUZUM: Eroğlu “Referandumda halkın kabul edeceği bir anlaşma için” çalıştıklarını tekrar etmiş. Bunun zorluğunu eminim kendi de biliyor. Nitekim geçen defa, uzlaşmaz Papadopulos’un imzayı atmayacağı bilindiğinden, “Boşlukları BM dolduracak” denmiş, nitekim Plan’ı referanduma BM hazırlamıştı. Bu kez ortak açıklama, böyle bir durumu yasaklıyor. İllaki liderler imza atacak, ona göre referanduma gidecek. Bugünkü yapıyla ben referandum aşamasına zor gidilir diyorum. Tabii eğer bir sürpriz olmazsa…

GEÇİCİLER DENKTAŞ’A KIZGIN: Kamuoyunda 366 İnisiyatifi olarak bilinen geçiciler, Serdar Denktaş’a oldukça kızgın. Kendilerine verdiği sözü tutmadığını belirttikleri Serdar Denktaş’ı, işten durdurulmalarından sorumlu tutuyorlar. Yapılan sınavın, kamuya girebilmek için normal bir prosedür olduğunu, kendileri için hiç bir ayrıcalık yapılmadığını iddia ediyorlar ve “Serdar Denktaş bize böyle dememişti” diyorlar.

SUCUOĞLU’NUN HAYALİ: Birleşme lobisinin önde gelen milletvekillerinden Faiz Sucuoğlu, “Bizim DP’ye DP’nin bize olduğundan çok daha az ihtiyacımız var. Çok daha önce DP’den olumlu bir tavır bekliyorduk, hayal kırıklığı yaşadık, yapacak bir şey yok” demiş. Milletvekilliğini kazandığı günün hemen ardından, misyonunun sağda birliği sağlamak olduğunu açıkladığı için şimdi hayal kırıklığı yaşıyor. Hemen pes etmeyin Sayın Sucuoğlu, belki de sizin de bilmediğiniz gizli faaliyetler sürüyor olabilir, kim bilir… 

SORUNLAR DURUYOR: TAK’da yine müdür değişimi. Her gelen iktidar, kurumda yaşanan sorunları müdür değişikliği yaparak çözeceğini sanıyor. Neriman hoca, yıllarını bu mesleğe vermiş biridir. Ona bir sözümüz yok. Ancak TAK’ın gerçek sorunlarını çözmeden atama yapmanın ne kuruma, ne  de atanan müdüre faydası olmayacak…  
                                                                                                       
YAPAMAMALARINI SAĞLAMAK LAZIM: Dün bir sevgili dostum sosyal medyada “Devlet imkanlarını kendi çıkar ve menfaati için kullanmak diye bir mevzu söz konusu olmamalıdır” diyordu. Tabii ki olmamalı. Ama  bunca yıldır bu işi politikacıların iradesine bıraktık, olmadı. Fırsatını bulan, yandaşı nemalandırdı. O zaman yapılması gereken, bir kere daha tekrarlanmamasını sağlayacak düzenlemeler yapmak. Bu bakımdan şu günlerde çıkan yasalar önemli. Ancak yeterli değil. Özellikle siyasal partiler yasası ve dokunulmazlıkların ve de hesap sormakla ilgili diğer uygulamaların da bir an önce ellenmesi gerekiyor.

 

ZİRVEDEKİLER:

Hüseyin Işıksal: GAÜ’den Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Işıksal, “Ortak Metin’de herkes skandal noktayı gözden kaçırmış durumdadır. Üstelik tek kelimeyle skandaldır. Hala daha Türkçe aynı metin dolaşıyor etrafta. Türkçe’yi okudum fena değil doğrusu… İngilizcesini buldum. İlk ilgimi çeken şu oldu: Türkçesi yarım sayfa İngilizcesi 2 sayfa. Türkçe nasıl bir dilmiş böyle… Özetledik de şöyle özetledik: nerede aleyhimize varsa tamamı çıkmış. Tamamı… Bu çok ustalıkla hazırlanmış bir metin. Sokaktaki adamın dahi heyecanlanacağı bir Türkçe metin var ortada”…

DİPTEKİLER:
Hasan Taçoy: Değerli milletvekilimiz, bir TV kanalında söylediği “yerel seçimlere tek başımıza gireceğiz” sözünü, 24 saat geçmeden  yalanladı. Hatta programda, bunun partinin görüşü olduğunu da söyledi. Sadece ben değil, herkes öyle anladı ya neyse. Dün de yazmıştım; eğer bunu “Eroğlu fanatiği”  Taçoy söylüyorsa, bilin ki bu iş bitmiştir diye. Demek ki, bitmesi istenmemiş ve böyle bir yalanlama yapılması gerekmiş. Demek ki, ölmek var, dönmek yok, sonuna kadar asılacaklar… Aslında dünya kadar sorunumuz varken, bu fasariyalarla vakit geçirmek beni de eminim sizi de sıkıyor değil mi?