Dün gün boyu uzun bir aradan sonra Türk ve Rum liderler arasında yeniden başlayan görüşmeleri izledik, dinledik. Benim kafama takılan ve cevaplayamadığım konu, “Umutları yine mi yüksek tutuyoruz?” oldu… Özellikle bazı kanallarda öyle bir hava yaratıldı ki, neredeyse yarın, bilemedin öbür gün adada bir çözüm olacak…
Yine aynı konuşmalar, “barış, çözüm ve dünya ile bütünleşmek…”
Unutmamak lazım ki, tam elli yıldır bu görüşmeler sürdü gitti… Sonuçta taraflarca kabul edilen bir birçok belge olmasına rağmen, son noktayı koymayı başaramadık…
Dün, ülkede estirilen hava çözüm için liderler üzerinde bir motivasyon sağlayabilir belki ama önemli olan iki halkın olası bir referandumda takınacağı tavırdır. Annan Planı döneminde yaşananları, meydanları dolduran on binleri ve çözüme olan istenci unutmadık. O günlerde, “bu kez oldu” diyenlerin arasında bugün sürece temkinli bakanlar var…
O günkü siyasi ortam ve özellikle de Kıbrıs Türk halkı önüne konan, “çözüm ve AB” hedefi tutmuş ancak referandum sonuçlarından sonra yaşananlar, toplumun çözüme olan inancını yerle bir etmişti. Ve her zaman söylediğim, Annan Planı döneminde Kıbrıs Türk halkının önüne bir “hedef” konmuştu. Bu hedef de, yıllardır çözülmeyen Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte AB ve dünya ile bütünleşmekti. Bu hedef için insanlar, yıllardır oturdukları evlerinden, ekip biçtikleri topraklarından kopmayı bile göze alıp “evet” demişlerdi… Ancak günün sonunda verdiğimiz “evet’in hayrını” görmezken, Rumlar “hayır’ın hayrını” bol bol görmüşler, bizler de dağınık evimize dönmüştük.
Her şeye rağmen yarınlara umutla bakmak zorundayız. Dün iyi bir başlangıç oldu. Gelinen noktada, gerek Kıbrıs Türkü’nün, gerekse Kıbrıs Rum’unun, adada kalıcı bir çözüm dışında bir hedefi olmamalıdır. Son yıllarda bir yandan bizim hem ekonomik, hem demokratik anlamda yaşadığımız olumsuzluklar, hem de Rumların içinde bulunduğu ekonomik kriz, tarafların bir çözüme odaklanmasını gerekli kılsa da, tüm geleceğimizi “olası bir anlaşma”ya bağlayıp, yan gelip yatmak da yanlış olur inancındayım… O nedenle içteki düzenlemeler, özellikle de toplumun yıpranan adalet duygusunun, güvensizliğin, ekonomik sorunların giderilmesi için, demokrasiyi olumsuz yönde etkileyen Siyasal Partiler Yasası’nın değişmesi için hiç ara vermeden çalışmak şart. Bunların hiçbiri “çözüm”e endekslenecek işler değil.
Her şeye rağmen umudu yitirmemek, ama o umudun diğer önceliklerimizi ikinci plana itmemesini sağlamak zorundayız.
Bir başka görüşme süreci… Ağustos 1980… Nasıl başladı, nasıl bitti, hatırlayan var mı?
***
Görüşmeler doğal gazla ilişkilendiriliyor…
AB ve ABD’den görüşmeleri selamlayan açıklamalar gelirken, dış basında müzakerelerin başlaması konusundaki yorumlar hep aynı kapıya, doğal gaz konusuna çıkıyor…
The Guardian Gazetesi, uzun bir süre askıda bulunan müzakerelerin bu defa sonuç vermesi için “stratejik nedenler” olduğunu düşünüyor. On yıl önce tasavvur edilemeyecek gelişmelerin bir araya gelmesiyle umut doğduğunu kaydeden gazete, bu çerçevede Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz rezervlerinin ortaya çıkarılmasının bir anlaşmayı acil bir konu haline getirdiği görüşünü dile getiriyor.
Financial Times ise “kısa bir süre önce Kıbrıs ile İsrail arasındaki bölgede ortaya çıkarılan büyük gaz rezervlerinin Türkiye üzerinden boru hattı ile Avrupa’ya taşınabilmesinin” Kıbrıs’ta anlaşma umudunu artırdığını belirtiyor. Kıbrıs Rum kesimindeki banka krizlerinden sonra, artan sayıda insanın bir anlaşmanın, ekonomik büyüme için bir “katalizör” olabileceğini düşündüğünü yazıyor.
Diğer yandan, geçmişte Reuters’in Türkiye muhabirliğini yapmış olan ve Kıbrıs konusunu yakından bilen gazeteci ve Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye / Kıbrıs Projesi Direktörü Hugh Pope, daha temkinli ve objektif bir açıklama yapmış: “Halen masadaki parametrelerde, insanı bir mucize gerçekleşmek üzere olduğunu inandıracak herhangi bir değişiklik yok” değerlendirmesini bulunuyor. Pope, 40 yıl devam eden görüşmelerde, beş büyük tur olduğunu ve onlardan hiç birinin çok uzağa gidemediğini, anlaşmaya varılması konusunda hala birçok zorluğun bulunduğunu belirtiyor.
Bence de doğal gaz konusu, geçmiştekinden farklı bir etki unsuru olarak ortada duruyor. O nedenle bu defaki sürecin diğerlerinden farklı olduğunu düşündürüyor…
YERİN KULAĞI VAR
ESENTEPE’DE HASAN BİRİNCİ SESLERİ:
Haziran ayında yapılacak yerel seçimlerde aday isimleri yavaş yavaş belirlenirken, Esentepe’de Hasan Birinci adı öne çıkıyor. DP-UG’den aday çıkacak olan Birinci’nin, bölgede sevilen bir kişi olmasının yanı sıra, kulüp başkanlığı yapması da bir avantaj olarak görülüyor. Diğer partilerde belirsizlik sürerken, DP-UG’de Hasan Birinci’nin, her partiden oy alabilecek bir güce sahip olduğu konuşuluyor…
EROĞLU DENKTAŞ’TAN DAHA GÜÇLÜ:
Güney’de yayımlanan Politis Gazetesi’nde Katerina Zorba, “Gergin İpte… Eroğlu Rauf’tan Daha Akıllı ve Çok Daha Güçlü” yorumunu yaparak, Eroğlu’nun Denktaş’ın yaptığı hatayı yapmadığını çünkü Ertuğ’un Özersay’la değiştirilmesini kabul etme noktasına varacak kadar Ankara’nın suyuna gittiğini yazdı. Aslında malumun, bir Rum tarafından ilanı bu. Denktaş’la Eroğlu arasındaki duruş farkının da…
EN ÇOK HÜKÜMET SEVİNDİ:
Görüşmelerin yeniden başlaması hiç kuşkusuz en çok hükümet kanadını sevindirdi. Altı aydır zamdan başka elle tutulur bir şey yapmayan hükümet, yükselen toplumsal tepkinin bir başka noktaya çevrilmesini arayıp da bulamadığı bir kurtarıcı olarak görüyor. Toplum olarak zamların, zorlu hayat koşullarının yerine, “acaba bir anlaşma olur mu?” konusunu konuşacağız…
HERKES MEMNUN:
Görüşmelerin yeniden başlaması dünyada da ses getirdi. Türkiye, Yunanistan, BM, ABD ve AB liderlerin yeniden masaya oturmalarını memnuniyetle karşılarken, bundan sonra masadaki performansların ne olabileceği konuşuluyor. Şimdi görev masadaki iki lidere düşüyor. Ya herkesin beklentilerine cevap verecekler, ya da geçmişte olduğu gibi sepetle su taşımaya devam edecekler…
LÜKS HAYAT DEVRİ BİTTİ:
Gazeteler, televizyon kanalları, evlerde, kahve köşelerinde “olur mu, olma mı?” konuşuluyor. Anlaşmanın tek çıkış yolu olduğunu da bilerek. Son yıllarda alıştığımız o lüks yaşam devrinin, artık gerilerde kaldığını kabullenerek. Bir anlaşma olur ya da olmaz, herkes ayağını yorganına göre uzatmak zorunda. Bir parça tarla sat, bir Mercedes al… Yok artık, o devir çoktan geçti. Altında yeni arabasıyla aç yatan çok insan var. Umarım kafaları dank etti. Hala etmeyen varsa onların da edecek… Lüks hayat devri bitti artık. Bunu kabullenmek zor olsa da…
KİMYASAL İTHALATIMIZ TAVAN YAPMIŞ:
Türkiye’nin geçen ay içinde KKTC’ye yaptığı ihracatın başını % 41’le kimyasal maddeler çekiyormuş. 30 milyon 481 bin dolar. Rakama bakar mısınız. Belki içinde hammaddeler de var ama kimyasal deyince benim aklıma tarım ilacı geliyor. Keşke bizim de bu tür rakamları günü gününe açıklayan bir mekanizmamız olsa da, dökümleri görebilsek…
ZİRVEDEKİLER
GAÜ: Üniversitelerimizin birçok yurt dışı emsalleriyle iş birlikleri var ama GAÜ Hukuk Fakültesi’nin, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile yaptığı akademik anlaşma bence hepsinden önemli. Bugüne kadar Türkiye’deki, özellikle devlet üniversitelerinin KKTC’deki üniversitelere olan soğuk bakışını kıran GAÜ’yü kutluyorum…
DİPTEKİLER
BES’in Zamanlaması: BES’in Lefkoşa Belediyesi’nde eylem zamanlaması ilginç. CTP’li başkan Fellahoğlu’nun yeniden aday olacağını biliyorlar. Üstelik de partisi iktidarda olan bir başkan. “Alacaklarımızı şimdi alırsak, alırız” havasındalar. Belediye kurtulmuş, kurtulmamış, Lefkoşalı yeniden pisliğe gömülmüş, çok da önemli değil anlaşılan…
































