Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yine ve yeniden trafik

Pırıl pırıl üç genç kızımızı yitirdiğimiz trafik kazasının üzerinden henüz bir hafta geçti. Gazetelere baktım, artık trafik kazaları yetkililerimizin gündeminden düşmüş. Etkili hiçbir önlem alınmamış. İlk gün açıklamalarından sonra sanki her şey süt liman. Oysa kazaların ardı kesilmedi. Gün geçmiyor ki yine canımızı yakan kaza haberleri gelmesin. Üstelik çoğu ölümlü kazalar. Dün yine bir kaza haberi yüreklerimizi ağzımıza getirdi. Yenierenköy’de beş gencimizin içinde bulunduğu araç sekiz metrelik uçurumdan yuvarlanmış. Gençlerin tümü 17 yaşında. Bu kez şanslıydık. Az kalsın beş eve birden ateş düşecekti.
Nedir bu umursamazlık?
Oysa gerçekten çok pratik ve etkili önlemler alınabilir. Yenidüzen Gazetesi’nden genç arkadaşımız Ayşe Güler çok başarılı bir röportaja imza atmış. Emekli Trafik Başmüfettişi Hasan Çerkezoğlu ile yaptığı röportajda, alınabilecek çok pratik ve etkili tedbirler önerilmiş. Gelin bu önlemlere şöyle bir göz atalım:
Çerkezoğlu, çoğu sürücünün araba mekaniği konusunda hiçbir bilgisi olmadığını vurguluyor. Oysa diyor “trafikte yaşamımız bir vidaya bağlıdır.” Gelişmiş ülkelerde ehliyet verilirken kişilerin basit araba mekaniği konusunda da bilgilendirilmesine önem veriliyor. Güney Kıbrıs’ta dahi ehliyet alacak olanlara aracın aksamları eski bir motor üzerinde gösteriliyor. En basitinden araba lastiklerinin ne kadar yaşamsal olduğu öğretiliyor. Türkiye’de de böyle. Sürüş ve kurallarla ilgili sınavlardan başka bir de “motor” sınavı var. Yaz ve kış aylarında araba lastiklerinde olması gereken basınç oranı mesela. Basınç oranı arabanın yoldaki kontrolü için o kadar önemli ki! Kaçımız benzin alırken lastiklerin havasını da bir kontrol ettiriyoruz? Çok azımız.
Çerkezoğlu, arabaların üç yılda bir muayeneye getirilmesinin de bir hata olduğunu vurguluyor. Özellikle eski arabalar için bu süre daha kısa bir zaman diliminde yapılamaz mı? Üstelik, bu muayenelerin ciddiyetle yapıldığını söyleyebiliyor muyuz? Kısa bir göz muayenesinden sonra araç muayeneden geçiriliyor. Özellikle eski araçlar için niye daha uzun ve özellikle yol koşullarında muayene yapılmıyor? Devlet özellikle eski araçların trafikten azaltılması için geçmişte bir kez yaptığı teşvik sistemini neden sürekli hale getirmiyor? Eski arabalara seyrüsefer harcının azaltılması yerine çoğaltılması sistemi niye kabul edilmiyor mesela?
Yapılan kazaların çoğunun kameraların olduğu yerlerin yakınlarında olduğu tespit edilmiş. Yani, sabit kameraların öncesinde ve sonrasında insanımız hız yapmayı seviyor. Niye, önemli anayollarımız üzerinde sürekli trafik kontrol noktaları kurulmuyor? Niye bu kontrol noktalarında araçlı polisler, trafik denetimi yapmıyor?
Gece ve kış koşullarında sürüş şartları çok farklıdır. Yağmurun sicim gibi yağdığı zamanlarda yanınızdan 140 kilometreyle geçen araçlar hiç dikkatinizi çekti mi? Benim çekti. Oysa bu havalarda hem görüş mesafesi kısalır ve hem de arabanın kontrolü zorlaşır. Gece koşullarında da aynı şey söz konusu. Özellikle ışıklandırmanın bulunmadığı yerlerde. Bazı durumlarda 50 km. bile ciddi bir sürattir. Ölümlü kazaların çoğu gece ve olumsuz yol koşulları altında gerçekleşiyor. Bu konuda niye önlemler alınmıyor? En azından yağmurlu havalarda ve ışıklandırmanın olmadığı yerlerde trafik kontrollerinin daha sık yapılması mümkün değil mi?
Çerkezoğlu röportajında şu konuya da işaret ediyor: Bütün yollara en çok 7 yılda bir üst kaplama yapılması gerekiyor. Oysa yirmi yıldır el değmemiş yollarımız var. Bunu yetkililer görmüyor mu?
Ne zaman bu umursamazlık bitecek? Biz yazmaktan usandık. Devlet yetkilileri gazete okumuyor mu? Ben şahsen yaklaşık elli yıldır araba kullanan biri olarak, nedenleri bir bir görebiliyorum. Pek çok uzmanımız hemen uygulanabilecek pratik önlemler öneriyor. Çok mu zor yukarıda saydığımız türden pratik önlemler alabilmek?

 

YERİN KULAĞI VAR

GIDA SEKTÖRÜNÜN KENDİSİ ÇABA GÖSTERMELİ: Marketçiler Birliği, piyasadaki her türlü ürüne dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor; Seracılar Birliği, kaçak üreticiden bahsediyor. Halkı bir o kadar daha endişeye sevk etmekten başka bir şey değil. Bunlar sektörün bizzat içindeki insanlar. Tamam be kardeşim, siz niye ihbar etmezsiniz? Siz niye bir oto kontrol mekanizması kurmazsınız? Sonuçta zarar gören sizler değil misiniz?

ÜNİVERSİTE Mİ TİCARETHANE Mİ: Övünecek tek konumuz olan üniversiteleri de bitirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Dövizdeki yükseliş nedeniyle birçok kişinin üniversite ve özel okullardaki kayıtlarını sildirdiği veya dondurduğu bildiriliyor. Bazı özel üniversitelerin dövizdeki yükselişi göze alıp önlem almak yerine, bunu kar sayması, burasının üniversite mi, yoksa ticarethane mi sorusunu akla getiriyor…

ADAYLAR SERTLEŞİYOR: DP-UG kurultayına sayılı günler kala başkan adaylarının söylemleri de sertleşmeye başladı. Genel başkan Serdar Denktaş ile genel sekreter Bengü Şonya arasındaki söz düellosu, seviyeyi her gün biraz daha düşürerek devam ediyor. Öyle görünüyor ki, kim kazanırsa kazansın ikili arasındaki kavga kurultay sonrası da devam edecek. Geçen yıl UBP’de yaşanan çatlak, bu kez DP’yi etkilemiş görünüyor.

CTP BAŞLATTI, TDP BİTİRECEK: Birçok gencin merakla beklediği yeni askerlik yasasıyla ilgili CTP ilk adımı atmış olmasına rağmen ağır kalınca, olayı TDP üstlendi. CTP’nin özellikle seçim öncesi verdiği “askerlik süresi kısalacak” sözüne rağmen Başbakan’ın bu konudaki açıklamaları kafaları bulandırmış ve konu sürekli ertelenmişti. Bunu fırsat bilen TDP, askerlikle ilgili yasa tasarısını ivedilik istemi ile Meclis’e sunmaya hazırlanıyormuş. Anlaşılan CTP’nin başlattığı işi TDP sonlandırmak niyetinde…

İRADE VE NİYET OLMALI: Vergi Dairesi eski Müdürlerinden Göksel Saydam, ekonomide tedbirin mümkün olduğunu söyleyerek, “Döviz kurunun Türkiye’den daha çok KKTC’ye zarar verdiğini” belirtti ve hükümetin gümrükte değer hesabında kullanılan Merkez Bankası kurlarını sabitleyebileceğini, temel tüketimde tüzük yoluyla KDV’yi düşürebileceğini hatta sıfırlayabileceğini söyledi. Hepsi tamam da bunları yapmak için öncelikle irade ve niyet olmalı. Umalım ki, Başbakan’ın Ankara ziyareti ve ardından Beşir Atalay’ın gelişinde, önlerine konacak somut önerileri vardır…

OH DEDİK: Dün, kuraklıktan bahsederken, Kıbrıs’a gelecek suyun kaynağı Dragon çayının durumu nedir diye düşündüğümüzü yazmıştık. Akşam haberlerde Manavgat ırmağının taştığını görünce yüreğimize su serpildi. En azından aynı bölgenin akarsuları. Elimizi attığımız yeri kuruturuz ya, Türkiye’deki çayı da kurutmuş olmayalım diye endişe etmiştik.

 

ZİRVEDEKİLER
Mahmut Doğan: Seracılar Birliği Başkanı Mahmut Doğan, “Üreticiler olarak biz denetlenmek istiyoruz. Kaçak üreticiler var denetim yok ilaçlı sebzeler denetimsiz şekilde pazarlarda ve marketlerde satılıyor. Temiz üreticiler ise onlar yüzünden karalanıyor” dedi… Buna sektörün itirafı demek lazım.

DİPTEKİLER
Çelişki: Gazetelerde okumuşsunuzdur. 31 bin liralık trafik borcu nedeniyle 3-4 yıl hapis cezası yiyen vatandaş, intihara teşebbüs etmiş. Çelişki şudur ki, trafik cezasından dolayı hapis yatan birisine karşın, küçük yaşta bir kıza tecavüz eden bir başkası, kefaletle serbest kalabiliyor.