Popüler gündem şimdi de 8 Aralık’ta yapılacak CTP Kurultayı, kimlerin aday olabileceği üzerine kurulan senaryolardır. Dün Radyo Havadis’te Hüseyin Ekmekçi ve Özdemir Tokel’le biz de bu konuyu ve gündemin diğer öne çıkanlarını tartışmaya, daha doğrusu kendi açımızdan değerlendirmeye çalıştık. CTP Kurultayı, elektrik kurumunun özelleştirilmesi ve maaşlardan kesinti olasılıkları konusunda ilginç tespitler ortaya çıktı…
Örneğin Özdemir Tokel’in, “eskiden liderlerin partisi vardı, şimdilerde partilerin liderleri var” tespiti bana hayli ilginç geldi. Liderlerin partilerinde partinin tek ve mutlak hakimi, partinin genel başkanıydı. Bu türlere Derviş Eroğlu, Özker Özgür ve Serdar Denktaş örneğini verdik. CTP ise bugün kendi liderini bulmaya çalışıyor. Bence parti içi tartışmaların temelinde de bu yatıyor. Özkan Yorgancıoğlu’nun arkasında “genç” bir destek var. Bu desteğin temel nedeni, kamuoyunda pek tartışılmasa da, geçmişte ortaya koyduğu, başkanlığını iki dönemle sınırlayıp, partiyi gençlere emanet edeceği yönündeki tutumu olabilir. Önceki gün de yazdım, Yorgancıoğlu’nun art arda 2 seçim kazanması bile, koltuğunda rahat etmesine yetmedi. Ta baştan içteki olaylara taraf olması, koalisyon görüşmelerinde ve ardından oluşturduğu kabineyle parti içerisinden tepkilerin yükselmesine neden olmuştur. Partiye yıllardır hizmet veren ekibi “yok” sayması ve kendi ekibiyle yola devam etmesi doğal karşılanmadı. Aksine, neredeyse partiyi “bıyıklılar, bıyıksızlar, gençler, yaşlılar” diye ikiye böldü…
Mehmet Çağlar ve Asım Akansoy’un adaylıkları da bu doğrultuda gündeme geldi. Bunlar, mevcut parti yönetimine karşı çıkan adaylıklardı. Zaten her iki isim de, aday olacakları yönünde net bir açıklama yapmış değiller. Belki her iki isim de aday olmayacak ve 8 Aralık kurultayına Özkan Yorgancıoğlu tek aday olarak gidecek. Öyle bile olsa bu, parti içindeki “kavganın” sona erdiği anlamına gelmemelidir. Bu kavgayı bitirmek Yorgancıoğlu’nun kurultay gününe kadar göstereceği çabaya bağlıdır. Özkan Bey, önündeki bir aylık süreyi iyi değerlendirmeli ve muhalif kanadın rahatsızlıklarını giderecek adımları atmalıdır. Gerek Parti Meclisi’nde, gerekse MYK’da bu rahatsızlıklar tartışmaya açılmalı ve herkesin eteğindeki taşların dökülmesi sağlanmalıdır…
Özkan Yorgancıoğlu, kurultay’da karşısına rakip çıkmamasını bir başarı olarak görür ve “eski hamam, eski tas” yoluna devam etmeyi sürdürürse, bu kez ortaya çıkacak muhalefet çok daha sert ve yıkıcı olabilir… Başkan için önemli olan kurultayı değil, parti içindeki barışı kazanmak ve sağlamak olmalıdır…
Dün programda yine uzun uzun Kıb-Tek’i ele aldık. Toplumda ortaya çıkan mutabakat, “amaç kurumun daha rantabl çalışması, tüketicinin daha ucuz elektrik almasıysa, her yol, her öneri, özelleştirme dahil değerlendirilmelidir” yönündedir. Örneğin CTP milletvekili Birikim Özgür, “Elektrik maliyeti düşecekse, TC’den kablo elektrik gelmesine karşı değilim” derken, aslında partisel değil, toplumsal bir düşünceyi seslendiriyordu. Kıb-Tek’in bugünkü haliyle devam etmesinin imkansız olduğu kesindir. Devletin yapması gereken, üzerinde etkin denetim ve kontrolü sağlayabileceği, çalışanların haklarına halel getirmeyecek, kimsenin geleceğini karartmayacak gerekli yasal düzenlemeleri yapmak olmalıdır… Yani devlet devlet olmanın gereğini yerine getirmelidir…
Şüphesiz elektrik konusu, Türkiye’den gelen maddi kaynakla birlikte konuşuluyor. Bu ay başı yaşanan kısa süreli maaş krizinin ardından bazı kesimler, “dik durmanın” bedeli olarak maaşların yarısını kaybetmeye hazır olduklarını söylüyorlar. Daha düne kadar, “nereden ve kimden bulursanız bulun ama, maaşlara zam yapın” diyenlerin, bugün maaşının yarısından feragat edeceği söylemleri, ne kadar inandırıcı olabilir ki..?
YERİN KULAĞI VAR
TARAFSIZ, TARAFLI:
Mehmet Çağlar’ınki iyi taktik. Akıllıca… Partinin içindeki çatışmanın dışında bir aday olduğunu ima ederek, “Tüm partinin adayıyım, bir grubun değil” diyor. Ancak aynı zamanda “sol ideolojiye bağlı kalma kaydıyla, bir takım açılımlar yapmak”tan da bahsediyor ki, bu vurgu da zaten parti içindeki ayrışmanın ideolojisini oluşturmuyor mu..?
KURUMLARA YAZIK ETMEYİN:
Partizan kadrolaşmalara karşıyız. Zaten müşavirlik sisteminin kamuyu yutması da bundan. Ancak hala başsız ve artık iş göremez hale gelmiş kurumlar var. Bunlardan biri de TAK. Hükümet Yönetim Kurulu atamasını parti içi dengeler meselesinden dolayı bir türlü yapamıyor ve olan kurumlara oluyor. Mevcut sorunlar, giderek disiplini de bozuyor, tamir edilemeyecek hasarlara dönüşüyor. Başbakan artık hem yukarıdan, hem de parti içinden baskılardan kafasını kaldırmalı ve doğru atamaları yapmaya başlamalı…
UTANMASI GEREKENLER:
Hatırlayanınız var mı bilmem, yıllardır hükümet edenlerden hangisi bir mega projeyi hayata geçirmek için gayret gösterdi. Daha on sene öncesine kadar bizi “kıskananlar” bugün dev projelere imza atıyorlar. Biz ise hala daha “kasaba politikası” yapmaktan kurtulamadık. Kavgadan arta kalan zamanımızda ise ürettiğimiz en büyük proje, kimi hangi makama atayacağımızdan öteye geçmiyor…
OLDU MU YA:
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, uzun süre sessiz kaldıktan sonra, zammın kaçınılmaz olduğunu ilan etti. Denktaş, her yolun denendiğini ancak zamdan başka çareleri olmadığını söylemiş. Hangi yolu denemişler çok merak ettim. Biz zaten hükümetin bu zammı yapacağını yazmıştık. Ancak zammın, birçok iş yerinin kapanmasına neden olacağının, yüzlerce kişinin işsiz kalacağının hesabını da yapmışlardır umarım…
GÖKÇEKUŞ’UN SINAVI:
Kendisi değerli bir akademisyen ve sevdiğimiz bir dostumuzdur. Ancak YÖDAK’ın başına atandığında olaya şüpheyle bakmıştık. Zira Prof. Dr. Gökçekuş, YDÜ’de rektör yardımcısıydı. Akademisyenler Birliği, Suat Günsel ve oğlunun akademik unvanlarını hangi makale veya tezlerle aldıklarını sorguluyor, herhangi bir belgeye ulaşamadıklarını açıklıyor. Olay YÖDAK Başkanı’nın masasında. Şimdi Gökçekuş’un önünde büyük bir sınav var. Dileriz tarafsız bir araştırmayla tüm kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapar…
HAYIRLI OLSUN:
Lefkoşa’nın yeni Kaymakam’ı Günay Kibrit’i kutlarız. Belki geçmişte çok bir fonksiyonu yoktu, ancak son LTB olayıyla dağ gibi sorunların içine düştü Lefkoşa Kaymakamlığı. Umarız Sayın Kibrit, bir öncekinin yaptığı hataya düşüp, mesaisini parti binasında geçirmez ve tüm Lefkoşalıların kaymakamı olur…
DUBLE GANİMET:
Biz Kuzey’deki Rum mallarının takası, iadesi, satışı derdindeyken, Güney’de malı olan Kıbrıslı Türklerin malları da Güney’de çatır çatır satılıyor. Rum Bakanlar Kurulu yakın zamana kadar bu satışlara izin vermezken, aniden karar değiştirdi. Olay ciddidir. İddialara göre bunların bir kısmı da fergatname verilerek, Kuzey’de karşılığı alınan mallardır. Devlet olayı derhal incelemeye almalı, gerekirse Rum makamlarıyla iş birliğine gitmeli ve bu malların durumuna bakmalıdır. Ayrıca bu işi yapan uyanıklar için de gereken yaptırım neyse, uygulanmalıdır. Ganimetten dert yanarken, duble ganimet dönemine girmişiz…
ZİRVEDEKİLER
Hukukun Üstünlüğü Hareketi: Hareketin üyesi hukukçular, Meclis’te devam eden Anayasa değişikliği çalışmalarına ışık tutacak şekilde, kendi hazırladıkları bir “İdeal Yeni Anayasa” taslağını Meclis Başkanı’na sundular. Keşke aynı şeyi Barolar da ayrı ayrı yapsalar. Aslında tüm meslek örgütlerinin yapması gereken bir katkı bu. Hem çalışmalara katkı yapar, hem toplumda daha geniş bir şekilde tartışılması sağlanır. Hukukçu milletvekili sayısı 2-3’ü geçmeyen Meclis’in bu katkıya bence gereksinimi var…
DİPTEKİLER
Andreas Mavroyannis: Rum müzakereci Mavroyannis Türkiye’nin AB müzakere süreci önündeki vetolarını kaldırma karşılığında, Ankara’nın Ek Protokolü uygulamasını istediklerini ve Maraş’ın BM’ye devrine karşılık, KKTC’nin Gazimağusa limanı üzerinden AB’yle ticarete başlamasını kabul edeceklerini söylüyor. İyi ama bunların hiç birinin masadaki müzakerelerle ilgisi yok ki? Bir yandan “Sorunları aşmak istiyoruz” derken, güreşi minderin dışına çıkartıyor. Bence buna tam anlamıyla kaçak güreş denir. Ya da işi yokuşa sürmek, hep yaptıkları gibi…

Mehmetçik Belediyesi çalışanları, 21 Ağustos’tan beri sürdürdükleri grevlerinden henüz bir sonuç almayınca, dün İçişleri Bakanlığı önünde oturma eylemi yaptı.
































