Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İngiliz Koleji mezunları neden bizden daha kültürlü?

Eğitim, sonunda insanın diğer kişiler tarafından algılanmasında ortaya çıkar. İnsanlar aldıkları eğitim ile kişiliklerini şekillendirirler. Diğer insanlar da kişilikleri fark ederek kıyaslamaya girişirler.  Avrupa’da okuyan öğrenciler yargılamaya başladı: İngiliz Koleji mezunları neden bizden daha kültürlü? İstisnaları dışta tutarak.
Bizlere iletişimlerinde bunu sıkça vurguluyorlar. Avrupa’da okuyan öğrenciler sosyal, ekonomik, kültürel pek çok konuda farkındalık açısından oldukça yukarıda bir çizgideler. Bu nedenle, buralarda liseye kadar aldıkları eğitimi şimdi adam akıllı sorguluyorlar. KKTC’deki eğitimi kültürel farkındalık açısından, kendilerine karşı haksızlık yapılmış  gibi görüyorlar. Bunu da Avrupa’da okuyan arkadaşlarını gözlemleyerek yapıyorlar. En çok da Rum tarafındaki İngiliz Koleji’nin eğitimini ön plana çıkararak.
İngiliz Koleji mezunu olan ve Avrupa’da okuyan öğrencilerin kültür düzeylerinin, KKTC’de okuyanlara oranla daha üstün olduğu kanısını taşıyorlar; genelleme de yapmıyorlar. Durum yalnızca Kıbrıs Sorunu’yla da sınırlı kalmıyor; çevre hassasiyeti, hayvan hakları, insan hakları gibi konularda da, daha derin bilgileri ve tutumları olduğu kanısındalar.
Bu konuda İngiliz Koleji mezunu ve şu an Londra’da en saygın üniversitelerden olan London School of Economics and Politic Science (LSE)’ta okuyan, çok sevdiğim bir genç arkadaşla konuyu tartışma gereği hissettim. İsimler konu açısından önemli olmadığı için, başarılı ve değerli genç arkadaşımın ve diğer KKTC’de okuyan arkadaşların isimlerini aktarmayı gerekli görmüyorum. Çünkü sorun eğitim: Ortaokul ve lisede alınan eğitimin, sonuçta öğrencilerin kişiliklerinde ne gibi değişiklikler ortaya çıkardığını tartışmak esastır.
LSE’de okuyan genç arkadaşın aktardıkları bizce büyük farklılığı ortaya koymakta. Genç arkadaş öncelikle şunu vurguluyor; Kıbrıs Sorunu ve diğer sosyal olaylardan İngiliz Koleji’nde okuyanların daha fazla haberdar olduğu doğrudur. Okulda politik konular tartışılmıyor: yasaktı.
Farkındalıklarının şuradan geldiğini anlatıyor: İngiliz Okulu’nda okuyan bizler basın tarafından birer ‘denek’ gibi incelendik; sürekli odak noktasıydık. Ailelerimiz KKTC’ye ihanet etmiş, TC’de okumamız yasakmış gibi bazı etiketlenmelere maruz kaldık. Bu gibi etiketlenmeler de bizim özellikle Kıbrıs Sorunu ve genelde pek çok sosyal konuda farkındalığımızı artırdı.
Yaşantı içerisindeki fırsatlar gençlerin öğrenmesini ve farkındalığını artırmış. Sosyolojideki etiketleme kuramı çoğu zaman olumsuzluk yaratır. Burada olumsuzluktan gençler olumlu kazanımlar elde etmiş gibi görünmekte.
Bunun yanında öğretmenlerin, pek çok konudaki deneyimlerini derslere kattıklarını belirtmekte. Gencimizin şu vurgusu çok önemli: örneğin benim ekonomi hocamdan öğrendiğim konuları 40 sene The Economist Dergisi’ni karıştırsam, didik didik etsem asla öğrenemem. Ayrıca belirttikler: 2 haftada bir mutlaka okulda ebeveynlere de açık, her konuda etkinlik düzenlenirdi: örneğin Ermeni Soykırımı, Ayrımcılık vb. Ben bunların katkısı olduğunu düşünüyorum ama kişinin kendinde bitiyor. Orda duran fırsatı kapmak istek meselesi; isteyen gidiyor öğreniyor.
Yine okulda aile ve öğrencileri, daha da bilinçlendirmek için “Pastoral Team” uygulamasının etkisi var. Deneyimli öğretmenlerin oluşturduğu bir takım; bu takım çok çaba sarf ediyor. Aynı vurgu; öğrenmek isteyen yararlanıyor.
Yaşadıkları talihsiz saldırıya da atıf yapıyor gencimiz. Sınıfta kilitli kalmış öğrencilerden birisi olduğunu belirtiyor. Medya da bizi sürekli işliyordu. Diğer taraftan 7-8 saat aynı sınıftaki Rum arkadaşlarımızın bizlerle sıcak ilişkileri mevcuttu. Hikayenin uyuşmadığını görüyorduk. Bu nedenle daha da sorguladık, ilgilendik; iki toplumlu kamplara katıldık. Farkındalık düzeyimiz ister istemez yükseldi.
Şu tespiti en önemlisi: Okulda bizlere her şey tepside sunulmuyor, öğrenciye merak ve araştırma duygusu aşılanıyor. Karşılaştırma yapıyor. Şahit olduğum biri durum; KKTC’de Yaşar Kemal ile ilgili bir ödev verilir, öğrenci wikippediadan kopya yapar öğretmene verir. Biz öyle yapamazdık. Araştırıp sınıfta sunardık. Sunuda derin bilgilerimiz öğretmenler tarafından yoklanırdı.
KKTC’de fen bilimlerinde laboratuarda deney yok, yapılmazdı, diyor KKTC’de okuyan öğrenci. Halbuki diğeri: bizde laborauvar raporları notumuzun bir kısmıydı. Kimyasalları karıştırmak, kalp kesmek, mikroskopta doku incelemek, hepsi yapılırdı. Bu kalıcı öğrenme sağlıyordu.
Avrupa Gençler Parlamentosu ve Lahey Model Birleşmiş Milletler Konferanslarına her sene katılmak için öğrenciler arasındaki çekişme de etkiliymiş. Buralara seçilmek için öğrenciler silahsızlanma, insan trafiği, ekonomik kalkınma, çok kültürlülük gibi konularda, daha fazla bilgi edinmeli, bu da öğrencilerin farkındalığını artırıyordu. Sosyal derslere buraya kıyasla daha çok önem verilirdi diyor. Sürekli sınavlara tabi tutulurduk. Bizleri çizgilerin dışında düşünmeye iterlerdi. Coğrafya bölümü yurt dışına geziler düzenlerdi. Derslerde öğrendiğimiz bilgileri uyarlamamızı isterlerdi. Ekonomi dersinde örneğin yunan krizi döneminde, bir önceki günün BBC’de yayınlanan haberler önümüze konur, incelerdik.
Daha pek çok konu var ama yer kalmadı. Farkındalık işte bu tip uygulamalar sayesinde artıyor. Buralardaki eğitimdeyse, okullarda okul aile birliği kurulmasını yasaklayan özel ilkokullar var, laboratuarlarda deneylere rastlamak güç, copy paste öğrencilerin alışkanlıkları haline gelmiş, sosyal derslere ağırlık yok, gerek de görülmüyor. Sonuç ise sonradan ortaya çıkıyor. Yüzeysel bilgi, popüler kültür, yaşdaşlarıyla yarışamayacak genç nesiller. KKTC eğitimi de işte bu. Gençler sorguluyor; neden bizler daha kültürlü değiliz? diye. Yöneticiler esas bu çığlığa kulak vermeli. Onların sorgulamaları çok tehlikeli çünkü. Avrupalı gençlik geliyor! Gerçekten onların varlığı umudu kesmemek için güvence.