Gerçekten bu okullar ile bu kadarı bile çok fazla. 21. Yüzyıla girdik ama okullar 19. yüzyılın felsefesi ile yaşamaya devam etmekte. Okullardaki en önemli iletişim ve etkileşim öğretmen-öğrenci arasında olanıdır. İletişim veya etkileşimin türü öğrenmeyi derinden etkilemektedir. Okullarda ne yazık ki en kabadayısı sadece ‘iletişim’ görülmekte. Yani öğrenci sadece mesajı alan konumundadır. Öğretmen ise sürekli sahip olduğu bilgileri (mesaj) herhangi bir iletişim kanalı kullanarak, öğrencilere kaynak rolü oynayarak aktarmakta. Öğrenciler öğretmenin gönderdiği mesajı doğru alıp almadıklarını verdikleri tepkiler (dönüt) ile göstermekte. Buraların okullarında an fazla bu tür bir öğretmen-öğrenci ilişkisi görülmekte.
Keşke öğretmen-öğrenci ilişkisi çağdaş olsa; bazen öğrenciler de kaynak rolü oynasa, öğretmenler de alıcı rolü. Öğrenciler bilgileri öğrenip öğretmenle paylaşsa. Sanayi toplumu öncesi bir felsefeyi benimsemiş buralarda bunu yakalamak çok zor. Öğrencilere sorumluluk vermek öğretmenler açısından daha zor bir öğretim metodu. İşin daha kolay yolu tek bir kaynaktan bilgileri alıp, öğrencilere aktarmaktır.
Ancak eğitim bilimindeki yeni trendler, bu tür öğretimin çağdaş toplum dinamiklerine göre terk edildiğini göstermekte. Çağdaş insan, bilgiye sürekli her yerde ve zamanda ulaşabilen insandır. Çağdaş insan bilgiye ihtiyaç duymaz, bilgiye ulaşmanın yöntemini bilmeye ihtiyaç duyar. Bu nedenle öğrenciler daha okuldayken bilgiye ulaşmayı öğrenmeleri gerekmektedir. Okullar da bu görevi yerine getirmek zorunda.
Buraların sanayi öncesi toplumsal yapılanmasına uygun olarak kurulan geleneksel okul buna imkan tanımaz. Okullardaki bilgi edinimi hiyararşisinin tepesine öğretmen konulmuş ve bu böylece devam etmekte. Bunun yıkılması gerekmekte fakat toplumsal yaşam felsefesiyle birlikte, geleneksel okula yansıyan ataerkil yaşam felsefesi bunu istemez; bu nedenle de değişimin karşısında duvar gibi durmakta.
Şimdiki çağdaş toplum örüntüsü, öğretmenlerin belleklerinde var olan bilginin, daha fazlasını internet denen bankada barındırmakta. Öğretmenlerin belleklerindeki bilginin aynısı hatta kat kat fazlası internet bankasında dolu. ‘Otur çocuğum yerine sana ders anlatacağım’ anlayışının bu nedenle de terk edilmesi lazım. Sınıftaki bilgi edinimi hiyararşisinde öğretmen ve öğrenci artık eşit olmalı. Okullar ve özellikle sınıftaki iletişim bu felsefe üzerine kurulmalı, dersler de bu şekilde işlenmeli. Yoksa öğretmenin tepede olduğu geleneksel iletişim ortamı öğrencilerin ilgilerini çekmemeye devam edecek.
Eğitim bilimindeki trendlerden sadece bir tanesi öğretmen-öğrenci iletişiminin eşit düzeye getirilmesi için çalışılmasıdır. Eğitim bilimindeki yeni trendlerden diğerleri ise öğretmenlerin öğrencilerin görerek dinleme davranışları üzerine düşünmeleridir. Öğrencilerin başarıları için anlatılan derslerde öğrencilerin ‘dinleme’ davranışlarının nasıl olduğu üzerinde çalışmak yeni trend.
Öğrencilerin öğrenmedeki sorumluluklarının arttırılması için kendi öğrenme stillerini kullanmaları ve teknolojiyi kullanarak kendi öğrenmelerinde özdenetim ve öz disiplinlerini kullanmalarını sağlamak da diğer bir trend. Bunlar yanında proje temelli öğrenme de yeni bir trend. Öğrencilerin sadece bir ünitede değil bir dönem boyunca herhangi bir derste projelere katılıp öğrenmelerinin sağlanması, proje temelli eğitim olarak yeni trend kabul edilmekte. Örneğin öğrencilerin bir dönem boyunca bir çiftliğe gidip, burada neler üretildiği, üretilenlerin nasıl pazarlandığı, elde edilen gelirin üretime nasıl adapte edildiğini izlemeleri proje temelli öğrenmenin bir örneğidir.
Ne yazık ki buraların eğitimi her açıdan geleneksel. Yeni eğitim bilimi trendleri bir kenara geleneksel eğitim bir kenara. Geleneksel eğitime sıkı sıkıya bağımlılık mevcut. Öğrenciler de ezber öğrenmeye devam etmekte. Peki eğitimi yönetenler ne yapıyor? Öğrencilere sundukları yeni trendler nelerdir? Açıklansa da kamuoyu da bilse fayda var; yoksa eskide kalma konusunda eleştirilere maruz kalmaya devam edecekler.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























