TC üniversiteleri yıllarca KKTC eğitim sisteminin belirleyicilerinden olmuştur. Öğretmenler, doktorlar, veterinerler, avukatlar vs. hemen hemen tüm mesleklerde çalışan insanlarımız oralardan mezun olmuşlardır. Çok az bir yüzde ise İngiltere, ABD olmak üzere diğer üçüncü ülkelerdeki üniversitelerden mezun olup, meslek sahibi olmuşlardır. Yıllar sonra DAÜ ve süreç içerisinde diğer üniversiteler, KKTC’li gençlerin meslek edinmelerinde rol oynamaya başladı. Şimdilerde ise başarılı gençlerin çoğu İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin üniversitelerini tercih eder duruma geldi. Bunda da ailelerin çok büyük etkisi olmaktadır. Aileler çocuklarının oralarda okuyup, daha sonra yine orada bir yaşam kurmaları için gençleri motive etmektedir. KKTC’nin duvara toslaması, geleceğini kaybetmesi, bir türlü uluslararası hukuka dahil olmaması veya siyasetçilerin buna izin vermemesi, bunun yerine statükoyu sürdürme istekleri, bu duruma gelinmesinde en büyük etken.
Değerli dostum emekli İngilizce öğretmeni sayın Mustafa Anlar sosyal medyada benim sayfamda “Üniversiteler Neden Öğretmen Yetiştiremez?’ adlı bir makale paylaştı*. Makalede TC’de eğitim fakültelerinin ve akademisyenlerin temel hedeflerinin iyi öğretmen yetiştirmek olmadığı vurgulanmakta. Fen Edebiyat fakültelerinin de aynı olduğu belirtilmekte. ‘Yeni Nesil Eğitim Fakülteleri’nin iyi öğretmen yetiştirmede çözüm olacağı vurgulanmaktadır. Bunun nedeni ise burada çalışacak öğretim görevlilerinin hedefinin akademik yükselme değil, üniversitelerin diğer işlevi olan eğitim ve toplumsal etkiden, kaynaklanacağı belirtilmekte.
Kişisel olarak 1985 yılından itibaren, TC’deki eğitim fakültelerinin bir şekilde içerisinde bulunmaktan dolayı, iyi öğretmen yetiştirilmemesinin altında yatan temel nedenlerin bu makalede belirtilmediğini vurgulamak abartı olmaz.
TC’deki eğitim fakültelerindeki nitelikli akademisyenlerin, diğer bölümler ve fakültelerde olduğu gibi açlık sınırının altında maaşa talim etmeleri, iyi öğretmen yetiştirilememesinde temel faktördür. Yıllarca akademik yükselme peşinde olmalarının esas motivesi, fakültede bölüm başkanı, anabilim dalı başkanı, dekan ve benzeri yönetsel statülere gelip, maaşlarına ek olarak makam ödeneği almaktır. Böylece biraz da olsa rahat bir yaşam ya da insan onuruna yaraşır bir yaşam standardı yakalamaktır. TC’deki Meclis2te pek çok doçent veya profesörün olmasının nedeni de budur. Milletvekili olup daha rahat bir yaşam standardı yakalamaktır. Diğer taraftan gelişmiş ülkelerdeki akademisyenlerin siyaseti tercih etmemelerinin nedeni de akademisyenlerin gelirlerinin siyasetçilerden yüksek olmasıdır. Tam ters istatistikler anlayacağınız.
Rahat bir yaşam standardını yakalamak için de tek yol akademik çalışma yapmaktır. Akademik çalışma yaparken de nitelikli ders verme ve sonuçta da “iyi öğretmen yetiştirme” ikinci, hatta üçüncü plana atılmaktadır. Birçok akademisyen daha rahat bir yaşam için akademik çalışmayı da ikinci plana atarak “dersçilik” yapmakta; tabi yerden göğe kadar haklı olduklarını da belirtmekte fayda var. Hangi üniversiteden talep gelirse uçan hoca, yürüyen hoca, yüzen hoca gibi sıfatlar yaratılarak, hocalar dersten derse koşmakta. Sonuç olarak akademik çalışma da iyi öğretmen yetiştirme de ıskalanmakta.
Yıllarca birçok ders, sınav, stres doçentlik, profesörlük ama parasız bir hayat. Bir hocamın doktora yaptığım yıllarda (2000’li yıllara doğru) bana söylediği şu cümle hala daha aklımda: ‘artık bu yaşta hasta olduğumda parayı düşünmek istemiyorum, insan gibi yaşamak, en azından hastalıktan, para nedeniyle korkmak istemiyorum’. İyi öğretmen yetiştirememenin esas nedeni bu cümlede saklı. Akademisyenler gelir açısından açlık sınırının altında. O nedenle ya akademik çalışmalara sarılınacak, bir üst statüyü yakalayıp ek maaş ödeneği alınsın ya da kapı kapı dolaşılarak üniversitelerde dersçilik yapılacak; insan onuruna yaraşır bir yaşamı yakalamak için.
Sonuç olarak ne iyi öğretmen yetiştirilebilir, ne doktor ne de avukat. İyi meslekler için tek çare akademisyenlerin maddi gelirlerinin ve statülerinin düzelmesidir. KKTC de bundan nasibini hala almakta. Hem pek çok gencin TC’deki üniversitelerden mezun olmaları hem de oranın ekonomik yapısının buralara transferi nedeniyle. KKTC’li bir akademisyen şöyle demişti bir sohbette: ‘maaşım iki çocuğumun süt paralarına, okul ve bakıcı paralarını yetmiyor’. Peki sonuç ne olacak, bu durumda olan akademisyenler ne yapacak? KKTC’de limon da satamazlar; tabi ki kapı kapı dolaşıp ders verecekler. İyi öğretmen yetiştirme de şimdilik bir kenarda dursun. Gelişmemiş ülkelerde böyle, ne yapabilirsiniz ki?
*https://www.tedmem.org/haberler/2014/03/06/universiteler_neden_ogretmen_yetistiremez.html#.U32qsUIO0-c.facebook
































