Kolej Giriş Sınavı’nın % 25’lik birinci ayağı cumartesi günü (25 Ocak 2014) yapıldı. 1702 çocuk, büyükler ve uzmanlar! Öyle istedi diye yarış atı gibi yarıştılar. Yarışın birinci ayağı bitti, kaldı iki ayak. O ayaklarda da yarışacaklar ve toplamda yukarıdan aşağıya doğru sıralamada ilk 450’de yer alanlar kolejlere girecek.
Şimdi 1702 öğrenciden 170.200 TL toplam sınav ücreti alındı. Hani KKTC Milli Eğitim Yasası’nda “Zorunlu Eğitim ve Öğretim Hakkı” ilkesine göre 8 yıllık eğitim parasız ve zorunluydu. İlkokul çocukları devletin 6. sınıfına yani ortaokula devam etmek için sınava katılmak için neden 100 TL ödesin. Üstelik bu ücreti aileler üç kez ödeyecek. Eğitim parasızmış, geç bunları…
Sınava giren 1702 çocuktan sadece 450’si koleje girecek. Bu demektir ki şu anda 450 çocuk dışarı, 1252 aile ocağına ateş düşmeye başladı. İkinci sınav sonrası ateş daha da harlanacak ve nihayet üçüncü sınavda -ki ağırlığı 50%’dir- cehennem ateşleri yanacak.
Yani pek çok kez yazdık, başkaları yazdı, yazmaya devam da edilecek; bu kolej olgusu yanlıştır. Bu yanlışın devamı olarak türeyen dershane canavarı daha da büyük bir yanlıştır. Ancak dershane canavarını kolej doğurdu. Aileleri para olarak gören ve onları sömüren bu olgu, Milli Eğitim Yasası’na da aykırıdır. Bir an önce dershane canavarı ve kolej olgusu ile savaşacak bir düzenlemeye gidilmeli.
Sınavda yüksek not alamayan 1252 çocuk cumartesiden beri travma içine sokuldu ancak kimin umurunda. Biz bir kere daha yazalım; bu konuda yazma niyetini çoktandır bir kenara bırakmıştık halbuki…
Erikson’a göre 6-12 yaşlar “başarıya karşı aşağılık duygusu” dönemidir. Çocuk bu dönemde “ne öğrenirse odur” inancına sahiptir. Bu yaşta bir işi planlama, işbirliği yapma, öğrenme ve işi başarma çok önemi psiko-sosyal özeliklerdir. Başarılı olmak çocuklarda çalışkanlık duygusunu getirir. Çocuk kendi yeteneklerine karşı olumlu bir tutum geliştirir*. Akademik özgüveni de gelişmiş olur yani gelecekte karşısına çıkacak olan akademik konuları öğrenmede yeteneklerine güvenecek. 450 çocuğun tamamı da değil onların pek azı da kolej sınavı ve dershane canavarı karşısında bu psiko-sosyal özeliği yaşama şansına belki! sahip oldu.
Kaldı ki 1252 çocuğun içine düşeceği psiko-sosyal özelikler çok daha kötü olacak. Kolej sınavı ve dershane canavarı Erikson’un “başarıya karşı aşağılık duygusu” döneminde olan çocuklara “aşağılık duygusu”nu tattıracak. Başarısızlık yaşayan yani sınavda düşük puan alan çocuklar; kendi kendilerine karşı olumsuz tutum ve yetersizlik duygusu geliştirecek. En önemlisi de bu çocuklar yaşadıkları başarısızlıktan ötürü, gelecekteki öğrenmeleri de engellenecek. Kendilerine olan güvenleri sarsıldığı için “ben zaten başarısızım” algısı nedeniyle gelecekte karşılaşacakları dersleri öğrenmeleri zorlaşacak.
“Çalışma ve başarılı olma” ilkokul dönemine denk gelen, psiko-sosyal gelişimdeki temel kazanımdır. Eğer çalışma ve başarılı olma benliğe katılmazsa, karşı kazanım olan “yetersizlik duygusu” benliğe katılacak. Kolej sınavı ve dershane canavarı işte bunun benliğe katılmasına yardımcı olur.
Kolej sınavı öğrencilerde sınava yönelik bir kaygı oluşturmaya neden olur. Aynı şey dershaneler için de geçerli. Sürekli yapılan deneme sınavları bu kaygının oluşmasını destekler. Dusek’e göre sınav kaygısı; çocuğun okulöncesi ve ilkokul yıllarındaki değerlendirme yaşantılarına gösterdiği tepkinin sonucu olarak ortaya çıkmakta (Akt. Kaya, 1998, s.112). Bu okulöncesi ve ilkokul dönemindeki sınavlar sınava yönelik kaygının oluşmasının nedeni. Kolej sınavı daha genel bir sınav olduğu için kaygının ortaya çıkması daha da büyük bir olasılık.
Kolej sınavı öğrenilmiş çaresizlik için de bire bir. Öğrenilmiş çaresizlik Seligman’a göre bir davranış ile bu davranışın sonucu arasında bir bağlantı olmadığını öğrenmesi sonucunda bireyin benzer durumlarda gereken davranışı yapmamasıdır. Yani koleje girmek için çalışan ancak koleje giremeyen çocuk, daha sonra çalışıp başarması gereken durumlarda da çalışma davranışını göstermeyecektir. Çünkü daha önce çalışmış ama başarılı olmamıştı; öğrenmiş olduğu bir çaresizlik yaşamakta. Çocukları bu duruma sokmak, toplumu öğrenilmiş çaresizlik ve kaygı durumuna sokmak demektir. Kolej sınavı ve onun çocuğu dershane canavarı işte buna sebep olmakta. Toplumun bunu istediğini kabul etmek zor; bundan nemalananların bu kadar etkili olmasını anlamak da bir o kadar zor. Bir de bu psikolojik travmadan çocukları kurtarmak acaba ne kadar zor?
*Prof. Dr. Nuray Senemoğlu (2004). Gelişim Öğrenme ve Öğretim. Ankara: Pegem A yayınları.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























