Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Değdi mi cami yakmaya?

Denya köyüne gittik dün.

Öyle ya, ortada yakılan bir cami var…
Peki o köylüler ne düşünüyor?
Bu tür olaylar, Kıbrıs tarihinde hep vardır.
Geçmişte de oldu, bugün de oldu…
Umarım, gelecekte olmaz.
“Kıbrıs’ta cami yaktığını itiraf eden Türk paşalar” tanıdık biz.
Halbuki kime ne yararı var?
Ne toplumsal faydası var.
İnsan, insan değil mi?
Kilise de insan için, cami de…
Kıbrıs küçük bir ada…
İbadet için bir cami var, bir de kilise…
(İnşallah çok yakında bir de Cem Evimiz olacak…)

Denyalılar üzgün
Dediğim gibi…
Denya’ya gittik dün.
Denya köyü Papazı Pader Paraskevas, caminin Türkler için önemini vurguladı.
“İki hafta içinde eskisinden de güzel olacak” dedi…
Güzelyurt Metropoliti Neofitu’nun “barış mesajını” iletti.
“Nasıl bizim için kilise önemlidir, Kıbrıslı Türkler için de camiler önemlidir. Birlikte yaşamamız için bu kadar çaba varken 3-5 tane delinin böyle bir şey yapması utanç verici…” dedi
Mesaj önemli aslında…
Olay, ciddi endişe yarattı.
İki lider de papazı doğrular açıklamalar yaptı.
Ama gelin görün ki, sadece üzülmek yetmiyor…
Öyle adımlar atacaksınız ki, “üç- beş deli” dediğiniz provokatörler prim kazanmayacak…

Kuzeyde sevinç yarattı
Enteresandır…
3- 5 deli caminin damına yanıcı madde attı, kuzeydekiler daha çok sevindi.
Neden?
Malzeme çıktı.
Ben gittim, gördüm…
Mesela, tamir hızlansın diye, cami inşaatını denetleyen bir papazla yüzleştim.
Köy haçlkından bir çok insan orada, yardım ediyor.
Kaymakam, “2 hafta içerisinde tamirat bitsin” demiş, talimat vermiş.
Üstelik, kaynağını da aktarmış.
Başka?
Cami içerisindeki bir çok nokta camla kaplanarak koruma altına alınmış.
Avlusu buz gibi.
2014 yılında, özüne uygun olarak restore edilmiş.
Kuzeydeki bir çok camiden daha bakımlı.
Bunları da görmeyelim mi?
Sorun biraz da bu noktadadır…
Birileri, maalesef bu olumsuzluklardan zevk alıyor.

***
Kaymakam özür diledi

Bir kişi daha tanıdık Denya’da.
İsmi Costas Kaimakam…
Yarı Türkçe, yarı Rumca konuştu bize.
Telefon rehberi Türk isimleri ile doldu.
Bir çoğu da tanıdık.
Denya’dan KKTCELL hattı ile, kuzeyle sürekli iletişimde.
Dün, kuzeye geçecekti.
“Utancımdan geçemedim. Dostlarımdan özür dilerim” dedi…
Neden?
Zira Türk dostları, “yahu cami yaktınız” dediği zaman çok utanacağını düşündüğü için.
“Sen ne utanacan? Yapan utansın” dedim…
“Ama olsun. Denya’da bunu yaşamamalıydık” dedi.
“Kaymakam torunuyum” dedi.
Bir de hikaye anlattı:
“Dedem  ovada mantar, ayrelli toplardı. Geçimi buydu. Ama ovadan eve gelir, kahveye çıkardı. Kahveye çıkacağı zaman kıyafetleri hep yeniydi. Ayakkabıları pırıl pırıldı. Ovadaki halinden eser kalmazdı. Kahvedekiler de ‘Aha kaymakam geldi’ derlerdi. Oradan kaldı bize Kaymakam soyadı…”

***

Tadını çıkaralım
Kısa bir hayatımız…
Ama güzel bir adamız var bizim…
İnsan insan…
Rum olsa ne olur, Türk olsa ne olur…
Yüzü gülsün…
İyi olsun…
Kısacık hayatında huzur bulsun yeter…
Gerisinin bir önemi yok.
Maalesef biz bunu beceremiyoruz.
“Mal mülk” kavgası…
“Türk- Rum” kavgası…
“Müslüman- Hristiyan kavgası…”
Kavga etmek için hep bir neden var.
Oysa, bu adada tadını çıkrmamız gereken o kadar güzel şeyler var ki?
Nefesim yettiğince…
Ömrüm sürdüğünce…
Düşmanlık aşılanmasına izin vermeyeceğim.
Dün gördüm, yaşadım.
Bu adada en büyük “milliyetçilik” bu ülke insanına hizmet etmektir.
Gerisi “lilliyetçiliktir” ki bunu da çok gördük.
Bu ada hepimize yetecek kadar büyük, uğruna kavga edemeyecek kadar küçük.
Tadını çıkaralım…