
KKTC’de üretilen malların Türkiye’ye satışında ciddi bir problem var.
İşte ülke olarak en çok “ana yavru” ilişkisine ihtiyaç duyduğumuz alan budur.
Bakınız…
Türkiye’ye 1 birim mal sattığımızda, 13 birim mal satın alıyoruz…
Dağ olsa dayanmaz…
Türkiye’den KKTC’ye 2015 yılında 783 milyon Dolarlık mal alımı yapıldı.
Dağ daş mal doldu…
Türkiye’ye ne sattık?
KKTC’de 2015 yılı Ocak-Kasım döneminde gerçekleşen toplam ihracatın önemli bir kısmı Türkiye’ye…
Türkiye’ye 62 milyon 940 bin 584 dolarlık mal sattık.
Ne aldık? 783 milyon dolar…
Ne sattık: 62 milyon 940 bin 584 dolar.
Adil mi? Değil…
Bence değil…
Şimdi burada zaten sorunlar başlıyor.
Ne satabiliriz de satamadık?
Aklıma ilk gelen hellim.
Bölgesel tescili yapmışız…
Bu alanda iyiyiz.
Süt alt yapımızı üretim anlamında katlamışız.
Hayvan sayısını artırmışız…
Üretici bilinçleşmiş…
Süt üretim tesisleri için milyon dolarlar harcamışız…
Türkiye’deki dev süt imalatçılarının hellim üretmeye ne ihtiyacı var?
Üretme…
Burada biri üretsin, sen al…
Bölgesel tescil yapıldı ya…
Biri çıkıyor ismini “hellim” deği,l de “ızgara peyniri” koyuyor ve üretiyor…
Diğeri “mangal peyniri” diyor, üretiyor.
Mantık buysa, biz batalım…
Türkiye hellimi keşfetmiş…
Damak tadı haline girmiş…
Peki ticarette, “sen üretme ben üretirim” diyebilir misin?
Diyemezsin…
Ama hellimi en iyi biz yaparız.
Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı…
***
Siyasetin işi değil
Bakınız…
• AB ülkelerine 3 milyon 513 bin 135 dolarlık…
• Uzak Doğu ülkelerine 318 bin 164 dolarlık…
• AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerine 3 milyon 856 bin 39 dolarlık…
• Orta Doğu ülkelerine 33 milyon 853 bin 831 dolarlık…
• Diğer ülkelere de 5 milyon 286 bin 781 dolar ihracat yapmayı başarmışız…
Nasıl başarmışız?
Pazarlama yapmışız…
Siyasetçi değil, üreten yapmış bunu…
Sadece, siyaset, devlet bunu teşviklerle desteklemiş.
Üstelik, yanlış destek politikalarına rağmen bu noktaya ulaşmışız…
Bunu iki katına katlamak da elimizde…
İleriye taşımak da…
Siyasetin değil ama, üreticinin bunu başarması gerekiyor…
***
Anahtar “lobi”

Pazarlama…
Daha ucuza üretme…
Daha kaliteli üretme…
Bunlar elbette önemli.
Ama kuşkusuz, en önemlisi lobi…
Biz patates üretiyoruz ama Türkiye de üretiyor.
Türkiye’nin kendi patates üreticisi var…
Narenciyede de öyle…
Süt ürünlerinde de öyle…
Hem de ekmek aslanın midesinde…
Birincisi “erkenci tarım” iklim nedeniyle bizim avantajımız.
Kullanmak gerek…
Ama hepsinden de önemlisi, patates üreticimiz de, narenciye üreticimiz de, süt üreticimiz de Türkiye’deki üretici örgütleri ile yakın ilişki kurmak zorunda.
Kıbrıs İşleri’nden sorumlu bakan olduğu dönemde Beşir Atalay bir röportajımız sırasında şöyle demişti:
“KKTC’deki hükümetin bizi Mersin Limanı konusunda ikna etmesi yetmez. Türkiye’nin kendi üreticisine yönelik ciddi korumaları var. Bu konuda en ufak bir esnetmeye gittiğimiz zaman, patates lobisi, tahıl lobisi, narenciye lobisi, süt lobisi devreye giriyor, siyasete baskı uyguluyor. Kıbrıs Türk üreticisinin yapması gereken en önemli şey, Türkiye’deki üretim kesimleri ile işbirliği yapmak. Üreticiler anlaşsın, siyaset bunları uygulamaya dünden razı…”
Aslında işin özeti de burada…
Üretenler örgütlenmeli, baskı unsuru kurabilmeli, siyasete de doğru yolu gösterebilmeli…
Gerisi çok daha kolay olacak…
































