Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Elimizden tutan mı var? Hadi yönetelim

Cumhuriyetçi Türk Partisi Parti Meclisi, önceki gün maraton bir toplantı sonrasında, ülkenin geleceğini etkileyecek ciddi bir karar aldı.

“Türkiye önerisi reddedildi” olarak kamuoyuna yansıtıldı.
Öyle bir şey yok…
Reddedilen, “KKTC- TC hükümetlerinin üzerinde uzlaştığı, karşılıklı geri ya da ileri adımlar atarak, uygulanabilir bir su strateji belgesi…”
Buna TC’nin diyemeyiz, KKTC hükümetinin de diyemeyiz…
Teknik ekipler bir araya geldiler…
KKTC hukuk sistemini de gözeterek…
Teknik ve hukuki destek de alarak “uygulanabilecek” bir metin ortaya çıkardılar.
Metinle ilgili ayrıntıları, Bertuğ Topal’ın kaleme aldığı haberde görebileceksiniz…

Hayat devam edecek…
CTP “su yönetimi konusunda” ilk durduğu noktada…
Ancak, Türkiye kanadı ilk durduğu noktadan ileriye bir adım attı.
CTP PM hükümeti de zora sokacak bir karar aldı.
Örneğin…
Bize hep, “İhale Ankara’da açılacak, Ankaralı şirkete verilecek” denmemiş miydi?
Ortaya çıkan metinde ihalenin KKTC’de açılacağı, sürece “başka hiçbir ülkenin” yetkilisinin dahil olmayacağı girdi.
CTP’nin “hükümeti zora sokacak bir karar alması” dünyanın sonu değil.
Her siyasi oluşum, kendi duruşu ve ideolojileri ile yolunu yürür.
Bazen, “toplumsal fayda” dediğiniz şey, ideolojilerinizden, duruşunuzdan daha önemli olmaz.
Risk alırsınız, sorumluluk alırsınız ve yolunuza öyle devam edebilirsiniz.
Zira, uzun vadede, o gün “toplumsal fayda” olarak görülen şey, bir “irade teslimine” dönebilir.
CTP PM bu tespiti yaptı…
Hükümetteki arkadaşlarına ve parti genel başkanına rağmen…

Açık 200 milyon TL, maaş kasada
Çiftçi ürününü verdi, altı aydır faiz altında eziliyor ama tek kuruş alamadı.
38 milyon TL acil bir ödeme yapılması gerekiyor.
Doğrudan gelir desteği, patates üreticisinin alacağı…
Narenciye üreticisinin beklentileri…
Hepsini alt alta koyduğunuz zaman, tarım sektörüne acil ödenmesi gereken para 45 milyon TL civarında…
13’üncü maaş için ihtiyaç duyulan kaynak da 150 milyon TL civarında.
Yani acil 200 milyon TL’ye ihtiyaç var.
Hükümet bugün maaşları ödeyecek…
Çiftçi de bir süre daha bekleyecek…
13’üncü maaşlar da “mucize olmazsa” Ocak 2016’da ödenir…
İrademize sahip çıkarak, paramızı da biraz geç alarak, bu süreci atlatacağız.

Biz ne yapacağız?
Sorunu slogan atarak, slogan atıldığı zaman da “sonuç aldığımızı” sanarak çözemeyiz.
Bizim çok ciddi yapısal sorunlarımız var.
Bunun için Türkiye’nin, AB’nin, İMF’nin, ABD’nin, Hz. İsa’nın ya da Musa’nın bize “şöyle yapın” demesine gerek yok…
Kamu reformu şart…
e- devlet uygulaması şart…
Adil bir vergi sistemi şart…
Ek mesai sisteminde radikal düzenlemeler şart…
Tarım reformu şart…
Kamudaki kara deliklerin kapanması şart…
Şeffaf bir siyaset düzeni şart…
Seçim isteminde değişim şart…
Peki, biz ne yapacağız?

Suyu daha kendimizin nasıl yöneteceğine karar veremedik ama, “Türkiye’nin önerisini reddettik” diye övünüyoruz…
Paketi de reddederiz…
Reform anlaşmalarını da…
Hatta reformlara uygun olarak TC’den gelecek kaynağı da…
Hepsini reddedebiliriz…
Ama bu, bizim yapısal sorunlarımız olduğu gerçeğini gizlemez…
Çağdışı yönetim anlayışı ile yolumuza devam ettiğimizi de gizlemez…
Ne yapacağımıza biz karar verelim.
Biz ne yapacağımıza karar vermediğimiz sürece, birileri de bize neyi nasıl yapacağımızı söylemeye devam edecek…

Yeteri kadar söz söylendi…
Örneğin, suyu nasıl yönetmeyeceğimizi anladık.
Nasıl yöneteceğimizi biliyor muyuz?
Örneğin BESKİ…
Ne duruyor?
Ben olsam hemen yürürlüğe koyarım…
Şu anda Belediyeler suyu yönetiyor mu?
Evet…
Tahsilatta sorun var mı?
Evet…
Yatırım gerekiyor mu?
Evet…

BESKİ hemen devreye girsin mesela…
Tahsilatları örneğin BESKİ yapmaya başlasın…
Su saatlerini değişerek, kaçakları önleyerek işe başlayabilir…
Buna ne engel var?
Şu anki durumda, belediyeler, bir “tavır” ve “icraat” ortaya koyarak neyin doğru olduğunu gösterebilir…
Sürecin daha fazla uzamaması gerektiğini umuyorum.
Aksi hem kırıcı hem de yıpratıcı oluyor.
Sloganlara da karnımız yok…
Balık yemek değil, balık tutma vaktidir…
Tutalım ki, önümüzü görebilelim…