Şu Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulan düzen, enteresan mı enteresan…
Yine bir Aralık ayı…
Hatta son haftası…
Başladık mı ayni şeyleri tartışmaya…
“Türkiye para vermediği için 13’üncü maaşlar ödenemedi…”
Birileri diyor ki, “Bulacan ve ödeycen, bulamazsan gidecen canım…”
Gitsin…
Ne değişecek…
Eğer statükonun kendisini değiştirmediğin sürece, “siyasetçiyi değiştirsen” ne olacak…
Değiştirmesen ne olacak…
Aralık ayında, 13’üncü maaş isteriz, artış isteriz, onun için kavga ederiz…
Çünkü sadece kamu çalışanı değil, piyasa da bu artış ve 13’ncü maaş üzerinden dönüyor.
Aralık ayı bitip, normale dönünde de “Bu memleket bizim biz yöneteceğiz” demeye devam ederiz.
Atılması gereken adımlar belli
Bu kara parçasının adaleti yok.
Önce adaletin bir tamam sağlanması gerekiyor…
Vergide adalet…
Sosyal yaşamda adalet…
Kamuda adalet…
Çalışma yaşamında adalet…
Gerisi kendiliğinden gelecek…
Bir çok noktada atılması gereken adımlar ise belli.
Bunun için Türkiye ile protokol falan imzalamaya da gerek yok.
Eğitimde, sağlıkta kaliteyi artıracak…
Özel sektörde yatırımın önünü açacak…
Kumarhane dışında yabancı yatırımcıları adaya çekecek planlamalar oldukça önemli.
Bizde durum ters
Maalesef durum bizde ters işliyor.
Anlık yaşıyoruz çünkü…
Siyaset, “sonraki seçimi”…
Sendikalar da “üyelerini” düşündüğü için…
Atılması gereken adımlar atılamıyor.
Oysa, hem siyasetin…
Hem de çalışanın anlaması gereken “bu sistem çöktü…”
“Bulacan ve verecen, veremezsan gidecen canım” ile düzelecek gibi de değil.
Savurgan kamu yönetimi…
Ellenemeyen ek mesai sistemi…
Yanlış istihdam politikaları…
“Elektronik vergi toplama sistemlerinin” tercih edilmemesi…
“Çok kazanandan” değil, “tutabildiğinden” vergi alabilme alışkanlığı…
Düşünün sadece kumarhanelerde “makine- masa başı” değil, dünyanın kullandığı “makine-masa başı oynanan paradan” vergi alınması sistemi dahi, “kumarhane gerçeği” ile yaşayan bu ülkede gelirleri katlar…
Savurganlığın önlenmesi için yapılması gerekenler de cabası…
Bunlar yapılmadığı için de…
Şimdiki durumdayız…
TC- KKTC yine karşı karşıya
“Türkiye parayı kesti…”
Ne kadar utanç verici değil mi?
Ne kadar aşağılayıcı…
Senin kendi maaşını…
Aldığın arpanın- portakalın- badadezin parasını…
Çalıştırdığın, ya da emekli ettiğin insanların parasını ödeyebilmek için, her Aralık ayında aşağılanıyorsun…
“Türkiye parayı kesti…”
Doğrudur…
Ama bu ülkeyi yönetenler, gelmiş geçmiş tüm paketlere de sahip çıkanlar, “uygulayacaklar” diye söz verdiler…
“Özelleştirecekler” diye söz verdiler…
Yapmadılar…
Bunları geçtim…
“Türkiye’nin yap demesine bile gerek olmayan” işleri dahi yapamadık…
Standartları sağlayamadık, önemsemedik, direnmedik…
Türkiye’yi de “para vermeye mecbur” ülke olarak gördük…
Türkiye, kuzeydeki bu kötü düzenin sahibidir.
Bozuk mali yapının baş müsebbibidir…
Statükonun yaratıcısıdır…
Hepsi doğru…
Ama hadi işe itiraf ederek başlayalım…
Biz de bize “üretmesek” de bakan bu sistemi sevdik…
Hangi durumda, hangi sloganı nasıl atacağımızı ezberledik…
Sendika başkanlarının en yenisi 10 senelik..
Zaten döne döne aynı siyasetçileri seçtik…
Sadece Aralık ayında şikayet edip, sonra da sloganlara döndük…
Gerçekle yüzleşme vaktidir…
































