Kıbrıslılar bilir…
Lefkoşa’nın en ünlü ebelerinden biriydi…
Önce Samanbahça, sonra Girne Caddesi’ndeki bölgede oturdu…
1950- 60’lı yıllarda neredeyse Lefkoşa’da doğan çocuğa eli değmiş…
En meşhur hikayelerinden biridir.
Dr. Turhan Korun anlatır…
Doğum için bir eve gitmiş…
Doğum var ya…
Çocuk da erkek…
Aile, doğumu bekliyor bir yandan, diğer yandan da mutfakta hummalı bir çalışma…
Kazanda nohut pişiyor…
Bir yandan başka bir kazan, pilav…
Çocuk erkek geliyor ya…
Baba balık da almış…
Bir taraftan da balık pişiyor…
Ancak, evdeki kelle sayısı ile balık sayısı tutmuyor…
Birileri sormuş: Yahu bu balıklar herkese yetmez, nasıl yapacayık…
Bir taraftan anne ile uğraşıyor Seher ebe…
Diğer taraftan da kulağına şu ses geliyor: Seher ebe balık yemez…
Ne olduğunu da anlamamış.
Neyse…
Doğum bitmiş…
Yemeğe geçilmiş…
Günün kahramanı sağ salim evin çocuğunu doğurtan Seher ebe…
Masada balıklar dağılıyor…
Balıklar da kelle sayısına yetmiyor…
Aynı kadın tekrarlıyor: Seher ebe balık yemez…
Balıklar yetersiz ya…
Güçleri Seher ebeye yetiyor…
Hukara Seher ebe de ağzını açıp, “Yahu bana neden sormazsınız balık yeyip yemediğimi? Ben balığı severim” diyemiyor, utancından…
Ama o günü de hayatı boyunca hiç unutamamış…
Sürekli de anlatırmış…
Goyu goyu bir küfürün ardından, “O……bular yedi balığı, bana sokum vermediler. Nohutunan pilava talim ettrdiler. Çocuğu ben doğurttum, balığı da “Seher ebe balık yemez” deyenler yedi” diye devam edermiş.
Sormak istemeyince…
Bu hikaye, 1950’li yıllarda Lefkoşa’ya da yerleşmiş…
Biri, birinin hakkını yeyip, kendisine de bir şey sormayınca, “Tabii yahu, Seher ebe balık yemez” diye dillere de pelesenk olmuş…
Şimdi bu hikaye nerden çıktı derseniz?
Kıssadan hisse…
Bu ada dışında her şey pişiriliyor…
Sanır mısınız ki Kıbrıslı Rumlara bir şey soruluyor…?
Bize ise hiç sorulmuyor.
Bizim bir de “kendi kendimizi yönetme” sorunumuz var.
“Kıbrıslı Türkler ne bilir?
“Kıbrıslı Türkler yapamaz…”
“Kıbrıslı Türkler yönetemez…”
Denir ya hep…
Üstüne bir de su sorunu geldi ya şimdi…
Suyla ilgili herkes kararını vermiş…
Kimin ne yapacağı dahi konuşuluyor…
Ağzını açana, “Siz zaten yönetemezsiniz” deniyor…
Ayni Seher ebenin hikayesi…
Bizim adımıza hüküm verilir olmuş…
“Siz yönetemezsiniz, siz yapamazsınız…”
Hem de yüzümüze baka baka, Seher ebe gibi, masada oturmamıza rağmen…
Oysa, Seher ebe balık yemeyi çok severdi…
Biz de kurumlarımızı “doğru ellerde” gayet güzel yönetiriz…
Yeter ki “karar verelim…”

Lefkoşa’nın simgelerinden biridir Seher ebe. Bu fotoğraf yıllarca Seher ebenin torunu Ahmet Becerikli’nin evinin duvarını süsledi. Kayınvalidem Fetine Ecesoy, Seher ebenin kızı Fetine’nin torunudur. Bu fotoğraf da aile fertlerinin hemen hepsinin evinde vardır. Aileye damat girdim gireli, Seher ebe ismini duyarım, bu hikayeyi de Dr. Korun’dan sık sık dinlerim. Bu arada, yanındaki ihtişamlı delikanlı da eşi İbrahim Çavuş… O da Lefkoşa’yı titreten zaptiyelerden birisiydi… 1930’lu yıllarda çekilen bu resim, halen tatlı bir hatıra olarak bugünlere taşındı… “Seher ebe balık yemez” hikayesi ile birlikte…
































