Türkiye’de 11 gün geçirdim.
Haliyle ülke gündeminden koparak, biraz kafayı rahatlatma, olabildiği kadar dinlenmekti amaç…
Ama Türkiye öyle bir noktada ki…
Bir yanda her gün gelen ölüm haberleri…
Diğer yanda Avrupa umudu ile yola çıkıp Türkiye kıyılarında boğulan yüzlerce insan…
“Bir oğlumu dağda, bir oğlumu askerde kaybettim” diye ağlayan anneler…
“Neden ölüyoruz?” diye son derece mantıklı soru soranlara yapılan zülüm, linç kampanyaları…
Türkiye’de her taraf acı, kan ve gözyaşı…
Ölen gençler…
Ağlayan analar…
“Ölün ne var?” diye pişkin pişkin dayatan siyasetçiler…
Her gün bolca gazete okudum…
Afferim Kıbrıs gündeminden koptum…
Dert sahibi olup geldim.
Türkiye yanı başımızda.
Birçok sevicimiz, birçok acımız ortak.
Bütünü seviyorum Türkiye’nin…
Tıpkı ülkemin bütününü sevdiğim gibi…
Türkiye’nin istikrarı da ezgisi de hepimi yakından ilgilendiriyor.
Maalesef iyiye bir gidiş yok.
Türkiye, kendi insanına acı veriyor.
Saçma bir tartışma ve iktidar kavgası etrafında şekillenen yeni durum, insanına huzur vermiyor.
Ne olduğunun farkında olmayan gençler, kara toprağın altına giriyor.
Ölümü normalleştiren siyasetçiler, “ne güzel, şehit oldu oğlunuz” diye anneye teselli veriyor.
Aynı kesimden insanların öldüğü, dağınık bir düzen, Türkiye’de annelerin gözünün yaşını dindirmiyor.
Dediğim gibi.
Geldim, buradayım…
Dertli bir Türkiye bıraktım arkamda…
Dünyayı ilgilendirmeyen bir gündem buldum önümde…
İrdelemeye devam edeceğiz…
Herkese yeniden merhaba…
***
Mehmet Seyis’e kulak verelim

Mehmet Seyis…
Tarif et deseniz, “adam” derim, yürürüm.
Bu toplumun geleceğinden yana ciddi gayleleri var.
Emekçi…
Sağlığını bu uğurda kaybetti.
Türlü bela ile uğraştı.
Dayak yedi…
Yerlerde süründü…
Coplandı…
İşsiz kaldı…
Bir adım geri adım atmadı.
Hep mücadele etti.
Hangi konumda olursa olsun, mücadelenin içinde yer aldı.
DEV- İŞ Başkanlığı’na kadar yükseldi.
“Benden bu kadar, bayrağı devrediyorum” dedi, evine gitti.
Ancak toplumsal mücadeleden bir adım geri atmadı.
Pilavdan da dönenin kaşığı kırılsın zaten.
Mehmet Seyis, şimdi de TAŞEL eylemi ile ilgili topluma ciddi uyarılar yapıyor.
Öyle ki, “kimin eli kimin cebinde belli olmayan” bu durumla ilgili, Seyis, halka açık bir çağrı yaptı…
“Malınıza sahip çıkın” dedi.
Çok ciddi uyarılar yaptı.
“Yönettiğini” iddia edenler, ellerindekinin farkında mı?
Anladığımız o ki, değil.
Seyis’in söylediklerine ve sorduklarına cevap vermek elzem…
Seyis, aynen şu soruları sordu:
1- TAŞEL'de KKTC Maliye Bakanlığı’na bağlı İnkişaf Sandığı’na ait %33 hisse ne anlama gelir, iştirak mı değil mi?
2- İştirak değilse eğer KKTC hükümeti merkezi İngiltere'de olan içkide dünya devi şirket Diego’ya bağış mı yaptı?
3- TAŞEL neden KKTC Tarım Bakanlığı’na bağlı kurumlar arasında hükümet tarafından ilan edilip Resmi Gazete’de yayımlanmıştır ve şirkete de bir yönetici atanmıştır.
4- Neden Tarım Bakanlığı tarafından atanan şirket yöneticisi ile toplantılara katılıp, görüşmeler yapıyorlar?
5- “Bizi kamunun uygulamaları kapsamaz" diyorlar. Öyle ise 2015 Ocak ayında kamunun seyyanen uyguladığı maaş artışlarını neden uyguladılar?
6- Yoksa TAŞEL'i yönetenler yeni bir darbe yaptı da bizim haberimiz mi olmadı?
Bu sorular cevapsız kaldıkça, şimdi söyleyip yaptıkları ancak kamu hisselerinin üzerine yatma eğilimlerini gösterir.
Bununla birlikte, yok kimse duymadan hükümet %33 hissesini, %67 hisse sahibi Diegoya bağışladı ise bunu da bu toplumun bilme hakkı var. Bunu bu güne kadar “Tıs” etmeyen hükümet de açıklamalıdır.
Haa böyle ise, herkes bilir ve ona göre tavrını koyar, ona göre pazarlığını yapar. Çünkü bu durum pazarlığın önünden Göç Yasası baskısını da kaldırır. Dediğim gibi herkes konuşmalı ve konuştuğunun da altını doldurabilmelidir.
Bir de şirketi yönetenlere hatırlatma “Bu ülkede yasa dışı grev yoktur. Geldiğiniz yerde nasıldır ben bilmem ama bu biraz da demokrasi anlayışı ile alakalı bir bakış.”


































