UBP için yazdım.
Dün, UBP yazımın ardından, “Hüseyin Özgürgün’e destek veriyorum ama…” diye cümle kuran kişilere rastladım.
Özgürgün ile ilgili ciddi bir şikayet var:
“Merkez Yönetim Kurulu’nu çalıştırmıyor ve tek başına kararlar alıyor…”
Oysa, üye yazım konusu da dahil, Özgürgün yaptığı açıklamada, “MYK ile birlikte onaylayacağız” demişti.
Tıpkı, “Kamudaki üst düzey atamalarla ilgili kararları Merkez Yönetim Kurulu ile birlikte alacağım” dediği gibi.
Ancak, UBP içerisinde, Hüseyin Özgürgün’ün tek başına kararlar aldığı, parti içi demokrasiyi çalıştırmadığı iddiası ilk değil.
Üyeler nasıl belirleniyor?
Bir diğer konu da 31 Ekim kurultayı ile ilgili…
Kurultayda, yeni tüzük gereği “üyeler oy kullanacak”…
Nereye göre belirlendi bu üyeler?
İlk etapta delegelerin tamamı üye listesine alındı.
Şimdi bunun üzerine, 15 Eylül’e kadar yeni üyeler yazılacak…
Bunlar kim olacak ve kriter ne?
Rahatsızlık da burada başlıyor.
İddia o ki, “Hüseyin Özgürgün kurultayı kazanmak için kendisine göre üye yazıyor…”
Etrafındaki kalkan…
“Hüseyin Özürgün, Bakanlar Kurulu’ndaki görevlendirmeyi kurultaya göre yaptı…”
Bu tespiti daha önce yapmıştım.
Ama bunu yapmak için ortalama bir zekaya sahip olmak yeterli.
Hüseyin Özgürgün, kendi etrafına bir kalkan ördü.
Kabineye bakalım mı?
İcradan sorumlu en yetkili isim kendisinden sonra genel sekreter Sunat Atun… Kabinede bakan…
Güzelyurt İlçe Başkanı Kemal Dürüst… Kabinede bakan…
Girne İlçe Başkanı Kutlu Evren… Kabinede bakan…
Lefkoşa İlçe Başkanı Faiz Sucuoğlu… Kabinede bakan…
Dört önemli ilçe… Bu ilçelerdeki en güçlü isimler…
Tümü de bakan.
Etik mi?
Tartışılan, sorulan, sorgulanan da bu…
“Hem bakan, hem genel sekreter, hem ilçe başkanı adil mi?”
Adil olup olmadığını, bu isimlerin tavırları belirleyecek.
Eğer, bakanlık ve ilçe başkanlığı konumları, kurultayda Özgürgün’e avantaj sağlamak için kullanılacaksa, bunun tartışması da büyük olacak.
Muhalefet de ayaklandı
Bu konuda sadece Hüseyin Özgürgün’e yakın olan isimler değil…
Muhalif duranlar da rahatsız.
Özellikle kurultaya gidilirken, herkes üyeleri bilmek istiyor.
Ona göre çalışma yapılacak.
Bunun için, vakit kaybetmeden Hüseyin Özgürgün, bu konuda duyurucu bir açıklama yapmak zorundadır…
Ötesi şaibe kalacak…
O zaman imza atmayın
KKTC Devleti…
Türkiye Devleti…
Devletten devlete yapılan bir anlaşma…
2013-2015 Ekonomik Mali İş Birliği Protokolü…
Bu imzalar ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi.
Sonuç?
3 yıllık süre tamamlandı…
Ortada bir icraat yok.
Kardeşim, “devleti yönetenler” olarak oturup imza atıyorsunuz.
Hiç mi ciddiyetiniz yok?
Atmayın o zaman imza…
Bizi de bu kadar tartışmanın içine sokmayın.
Programda yer alan ne yasa geçmiş, ne tüzük…
Ne öngörülen yatırımlar sağlanmış, ne de başka adım atılmış.
İhtiyaçlı kurumlara istihdam yapılmazken, partizanca adımlar atılmış.
Düpedüz, KKTC’yi yönetenler, “yalana” evet dediler.
Türkiye Devleti de bu yalanı yuttu…
Yutmaz.
Günün sonunda, “atılan imzalar” havada kalır.
Şaka değil…
Karşınızda bir muhatap var ve “karşılıklı imza” atıyorsunuz.
Önerim net aslında.
En basit “dürüstlüğün” kuralı…
Tutamayacağın söz verme, yapmayacağın icraatların altına imza atma.
Bakınız nelere “söz verilmiş ve karşılığında Türkiye’den para” alınmış:
• Kamu Yönetimi Reformu gerçekleşmedi
• Kamu Görevlileri Yasa Tasarısı’nda gelişme sağlanamadı
• Mesai saatlerinin düzenlenmesi konusunda adım atılmadı
• E-Devlet Projesi’nin ilerleyişi ağır aksak
• Kıdem tazminatının kaldırılması tam olarak uygulanmadı
• Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu taslak olarak bile hazır değil
• Fonların tasfiyesi tam anlamıyla yapılmadı
• Ek mesailer azalması gerekirken yüzde 35 arttı
• KKTC Borç İlişkilerinde Uygulanacak Kuralları Düzenleyen Yasa Tasarısı yasalaşmadı
• Su yönetimi ile ilgili hukuki altyapı hazırlanmadı
• Kıb-Tek’teki düzensizlik sürüyor
• Türkiye’den denizaltından elektrik getirilmesi ile ilgili hiçbir adım atılmadı
Dediğim gibi.
Siyasette azıcık ciddiyet olsun…
“E ama İrsen Küçük imzaladı…”
Doğru, arkasından gelenler de, “İmzaya bağlıyız” dedi.
Revize talep etmedi.
Ama uygulamadı da…
Durumumuz budur işte…
































