Erdoğan “kardeş” demiş…
Bir mutlu olduk ki sormayın.
Bir haftada hizaya geldi.
O Kasımpaşalı gitti, yerine nur yüzlü bir amca geldi.
“Ağzından çıkanı kulağın duysun. Sen nasıl Cumhurbaşkanı’sın. Türkiye’siz bu sorunu halledeceğini mi sanıyorsun” diyen adamdan eser kalmadı.
Bir haftada düzeldi her şey.
Ve yetmedi, Akıncı ziyaret etti ya Türkiye’yi…
Saydık baktık, Erdoğan üç kez “kardeş” dedi.
“Sevdiğim kız bana abi dedi” gibi bir yıkım burada yok…
Aksine, siz severken gidip konuşamadınız ya, kız gelip size, “Ben sana aşığım” dedi…
Bir sevinç ki sormayın gitsin.
Erdoğan, “kardeş” dedi ya…
Bir anda her şey düzeldi.
Mesela yılda 1 milyar TL yardım yapılmıyor artık…
Ekonomik Kalkınma Planı’nı da hazırladık…
Karpaz Gelişim Planı hazırlandı…
Turizm ile ilgili tüm teşvikleri, “Turizm Fonu’ndan” karşılayacağız.
Elektrik Kurumu’nun da 250 milyon TL civarındaki borcu sıfırlandı…
Bu arada elektrik de ucuzladı…
Telekomünikasyon alanında, daire ipleri ele aldı, kazandığı ile felaket yatırımlar yapıyor.
Özel sektörde istihdam arttı.
Bildiğiniz “kardeş” olduk…
İşin şakası bir yana.
Liste uzatmaya da gerek yok…
Erdoğan “yavru” dedi diye, yavru olmuyorsunuz…
Akıncı da “kardeş” dedi diye, “kardeş” de olmuyorsunuz…
Aslolan, tüm kurumları ile ayakta duran, üreten bir toplum olmak.
Bunun cevabını da Sayın Akıncı vermişti: Kavramların bir önemi yok. Aslolan nasıl kişilikli bir ilişki kurulduğudur.
Sadece Akıncı’nın “Bana yavru deme” demesi ve Erdoğan’ın da “kardeş” demesi neyi çözer ki?
Yapısal sorunlarımızı mı?
Ambargoları mı?
Uluslar arası camianın da baskısı ile Türkiye’deki spor müsabakalarından dışlanmışlığımızı mı?
Bu söylemlerin değişmesi, umarım “eylemlere de” yansır.
Aksi halde, “bize kardeş” denilmesi hoşumuza gider ama “yavru gibi” yaşam sürmeye devam ederiz…
Aslolan, bizim nasıl davrandığımızdır, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ne dediği değil…
Biz, silkelenip, kendimize gelelim.
Kurumlarımıza sahip çıkalım…
Eğitimli gençlerimizi, sisteme monte edelim.
“Sen ben” kavgasını bırakalım…
Geleceğe bugünün çarpık yapısını miras bırakmayalım.
Siyasi anlayışımızı değiştirelim…
Parayı “ana” vermeyecek, “abla” verecek…
Tamamdır?
Rahatladık?
Yatmaya devam edelim?
///////////////////
“Adil bir masa yoktu…”
Havadis, dün manşetinde, “Ankara ziyaretinin perde gerisinden de” bilgi aktardı.
Çarpıcı olan da şuydu.
“Türkiye müzakere masasında adil bir yapının oluştuğunu düşünüyor…”
Bu nedir?
Sıralayalım:
– Artık çözüm isteyen bir müzakere heyeti var
– Müzakere masasında dişe diş mücadele edecek, çözümü zorlayacak bir ekip var
– Bir önceki dönemde Rum tarafı ve Türk tarafına bakıldığında adil bir Kıbrıs Türk müzakere ekibi yoktu
“Adil değildi” cümlesi, önceki gün tüm gazetecilerin duyabileceği şekilde ifade edildi.
CTP’de hırs ve kavga, kaybettirecek
CTP’de şimdi tabanın istediği oluyor.
Peki, tavır CTP’lileri korkutmalı mı?
Evet korkutmalı.
Zira, şu anda “kurultay eliyle tasfiye” hesapları içerisinde olanlar var, belli.
Yani?
Yanisi şu:
– Eğer, delege seçimli kurultay isterken, bunu bir “hesaplaşma” aracı olarak kullanacaksa, CTP’de kaos daha da derinleşecek.
Yok eğer, bu süreç, “iyi bulma, partiyi geleceğe taşıma adına” kullanılacaksa, o zaman CTP kazanacak.
Birileri, delegenin “imza toplama” olayını “kendine kullanma gayretinde”, belli.
Zira, delege, aslında bu adımı ile, “Özkan Yorgancıoğlu’na vefasını” gösteriyor.
Ancak, “hizip ve hesaplaşma mantığı” öne çıkarsa…
Ki öyle görünüyor…
CTP delegesi, “tam demokrasiyi” çalıştırıyor.
Birileri bunun üzerine “hizip ve hesaplaşma” inşa edecekse…
Hesabı ve kavgası Ekim 2015 kurultayına saklar…
CTP de bundan sadece zarar görür…
“Vefa” için imza verenler, “intikam kavgasının bir parçası” olacaksa…
Şimdi “demokrasi” dediğimiz, tarihe “hizip” olarak düşecek.
Yazık olur…
































