Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu yara kapanmaz

Trafik kazalarının yarattığı yıkımın farkında mıyız?

Yoksa ateş halen düştüğü yeri mi yakıyor?
Maalesef ikinci sorunun cevabı “evet”…
Bunun dışında da tepkiler, “vay be”den öteye gitmiyor.
Güney Kıbrıs, nüfus olarak üç katımız.
2012 yılında 23, 2013 yılında da 20 kişi yaşamını yitirdi.
Bizim ülkemizde, 2004 yılından itibaren ölümlü trafik kazalarında ciddi bir düşüş yaşanmaya başladı.
2004 yılında, 76 kişi trafik kazasından yaşamını yitirmişti.
Devam eden yıllara bakalım…
2009’da 44 kişi,
2010’da 42 kişi,
2011’de 42 kişi,
2012’de 24 kişi,
2013’te 49 kişi,
2014’te 29 kişi…

Son altı yılda 230 can verdik trafiğe.
İş mi bu?
Bir insan topluluğu, bir yılda 76 kişiyi trafik kazasından kaybeder mi?
2004’te kaybettik.
Biz defa defa bu rakamlara ulaştık.
2013 yılında ise 49 kişi yaşamını yitirdi.
Rum tarafında 20 kişi, burada 49.
Güney’de nüfus buranın üç katı, ama ölümlü trafik kazalarında biz iki kat daha fazlayız.
Peki, tüm suçu, “sürücüler dikkatsiz” diyerek, sistemin üzerinden alabilir miyiz?
Ya da “sürücüye suçu bulmak” adil mi?

Fark nedir?
Peki nedir fark?
Neden güneyde ölümlü kazlar daha az.
2004 yılına gidelim.
Kapılar açıldı ve hepimiz Güney’e geçmeye başladık…
Nereye hayran kaldık?
Otobanlara…
Bariyerlere…
Yol ayrımlarına…
Kavşaklara…
Alt ve üst geçitlere…
Araçların birbirinin önünü kesmeden seyirlerine devam etmesine…
Hız tespit kameralarına… Emniyet şeritlerine…
Aslında, farklar bunlar…

***

Bizde durum nedir?

Dönelim 2004 yılına.
Her yıl 70, 80, 90, hatta 100 kişinin yaşamını yitirdiği yıllara.
Yollarımız berbat…
Yapılan ana yollar tamamen tali yollarla kesişiyor…
Karşı şeride geçen arabalar sürekli can alıyor…
Türkiye’den gelen araçları kullanan öğrenciler, sağını solunu öğrenemeden yolda can veriyor.
Kasksız motor sürücüleri en basit kazalarda yaşamını yitiriyor.
Yol güvenliği yok…
Kavşaklar saçma sapan…
Sürücü ehliyet belgesi alelacele veriliyor…
Tablo buydu.

***

Ne değişti?

70 değil, 29 kişi ölünce trafikten, rakamlara bakıp mutlu oluyoruz değil mi?
Ne acı.
Acınacak haldeyiz.
Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı’nın da hakkını verelim.
Söyleye söyleye yıllarca dilinde tüy bitti.
2004 yılından itibaren tedbirler artırıldı.
Trafik ve Ulaştırma Hizmetleri Komisyonu kuruldu.
“Kara delik” olarak adlandırılan kazaların en çok yaşandığı, hız limitlerinin arttığı bölgelere hız tespit kameraları yerleştirildi.
Yollarda aydınlatmalar hız kazandı.
Çift şeritli yol sayısı arttı.
Bariyer uygulamasına büyük yatırımlar yapıldı.
Kaçak ve tali yollar kapatıldı.
Polis ve belediyelerin trafik denetimi artırıldı.
2004 yılında 76 kişi yaşamını yitirtirken trafik kazalarından, bu rakam 2014 yılında 29 kişiye düştü.
29 kişinin trafik kazalarından yaşamını yitirmesi, önceki yıllara bakıldığında “pozitif bir gelişme” gibi algılansa da, giden can.
Fazla ve daha da aşağıya çekilebilir.
Alınacak daha çok önlem var.

***

Aynı acıyı yeniden yaşadık

2014 yılında…
Yeni yıla girmenin sevincini yaşarken…
Dört eve ateş düştü.
İnanamadık.
Daha dün gibi hatırlıyorum…
“Celladın” biri, eğer karşı şeride geçmeseydi, bugün dört fidan aramızda olacaktı…
Ayşe Hadımcı Candemir…
Figen Arkın…
İmge Kozok…
Dilek Yılmaz…
Bugün aramızda olacaklardı.
Kim bilir, şimdi, okullarında, yeni gençlerin yetişmesine çaba harcamaya devam edecekti.
Ama bir “cellat” karşı şeride geçti ve dört cana kıydı, dikkatsizce…
Peki ya sistem?
2014 yılında, Lefkoşa-Güzelyurt anayolunu yaparken, bariyeri düşünmeyen ve sonuçlandırmayan sistemi yönetenlerin hiç mi suçu yok?
Evet, dikkatsiz bir cellat, dört cana mal oldu…
Dört fidana.
Ama en az o cellat kadar, en fazla ölümlü kazanın yaşandığı bu yola, yıllarca bariyer yapamayanlar da suçludur.
Yollarca canlar giderken, “katran çalmakla” meşgul olanlar, bu vebali ömür boyu taşıyacaklar.
Sadece o bariyer yapılmış olsaydı, bugün dört ölümden bahsetmeyecektik..
Dün onlarca insan gidip arkalarından yeniden gözyaşı dökmeyecekti.
Şimdi bir daha düşünme zamandır.
Gecikmeden, trafikte alınması gereken önlemlere ağırlık vermeliyiz.
Yeni gençleri kaybetmeden…
Anaların gözyaşı dinsin diye…