Maalesef, Cumhurbaşkanlığı kontrolündeki Kamu Hizmeti Komisyonu’nda, üyeler değişse de, “hep bana” tavrı değişmiyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, komisyon üyeleri ve görevlileri bağımsız olması gereken bu kurumda adeta amigo gibi davranıyor.
Zafiyet devam ediyor.
İşte olanları size aktaracağımız bir konu:
Geçen hafta tapu şube amirliği yazılı sınavı yapıldı. 2009 yılında toplu terfi adı altında Kamu Hizmeti Komisyonu üyesi Gürsel S.’nin eşi açık kadro olmadığı için toplu terfi adı altında kadro fazlası olarak yedek kadroya terfi etti.
kamu Görevlileri Yasası madde 73 1- C’ye göre şube amirliği kadrosuna müracaat açık kadroya atananlar edebilir diye açık hüküm varken, açık kadroda olmayan bu bayanın müracaatı maalesef bakanlık tarafından işleme konarak Kamu Hizmeti Komisyonu’na aktarılıyor.
Kamu Hizmet Komisyonu da müracaatı işleme koyarak yedek memuru sınava dahil ediyor.
Sınavda ne hikmetse komisyon üyesinin eşi birinci geliyor.
Daha doğrusu birinci ve ikincinin puanı ayni.
Fakat çok şüphe çekmesin diye sıralamada ikinci olarak ilan ediliyor.
Ve buraya dikkat.
Aralarında KHK Üyesi Gürsel S.’nin eşinin de bulunduğu sınava katılanlar arasında ilk üçe girenler 90’ın üzerinde puan alırken ondan sonra gelenler ne hikmetse 70-75 arasında dağılıyor.
Bu açıkça şüphe uyandıran bir konu. Aynen iptal edilen öğretmen müdürlük sınavı gibi.
Ciddi ciddi sınav sorularının komisyon üyesi eşine ve yanlış anlaşılmasın diye bir iki kişiye daha verildiği yönünde Endişe, şüphe ve iddialar var.
Sizce başka bir memlekette olsa idi komisyon üyesinin eşi sınava katılır ve birinci gelir miydi?
Ne hikmetse bizim ülkede birinci gelenler ya komisyona yakın, ya siyasetçilere.
Her daim aynı garaguşi işler.
Üstelik yasal olarak sınava katılma hakkı olmayan bir kişi iddiası da ortadayken.
Bu yedek memurdan 17 sene eski açık kadroda memur varken, kamu görevinde verimlilik böyle mi sağlanacak? Bu sonuçları yüzlerce memur izliyor be skandalları görüyor.
Bence başka bir ülkede olsaydı, komisyon üyesinin sınava katılmaya yasal hakkı olsa bile katılmazdı.
Çünkü etik diye bir şey vardır. Ama bizim buralarda hiç işlemedi.
Yorumu kamuoyuna bırakıyorum.
“Ne var yani komisyon üyesinin eşi ise birinci gelemez mi, en yüksek puanı alamaz mı, onun yaşam hakkı yok mu” gibi savunmaları ise en az yüz kez dinledim bu güne kadar.
Konu izaha muhtaç
Nazım Çavuşoğlu’na sordum:
“Kıbrıs Türk Petrolleri’nin özelleştirilmesinin ardından alınan bir bakanlar kurulu kararı vardı. O kararla, bayi payı artırılmıştı. İddia oydu ki, artırılan bayi payından özelleştirmeyi alan Levent- Hacı Ali ortaklığı, devlete ödenen özelleştirme parasının önemli bir bölümünü öngörülen süreden daha önce kazandı… Bakanlar Kurulu böyle bir karar verdi mi?”
“Benim böyle bir kararda imzam da, onayım da olmadı” dedi Çavuşoğlu.
Her damla petrol fiyatını etkileyecek böyle bir kararda, nasıl olur da kabinenin diğer üyelerinin haberi olmaz?
Bir başka iddia da, o artan bayi payının bugün dünyada petrol fiyatları düşmesine rağmen, KKTC’deki akaryakıt fiyatlarına olumsuz yansıdığı.
Dün 24 kuruş indirim olsa da, fiyatların daha da aşağıya düşmesi gerektiği görüşü var.
Şimdi bir de üzerine, o dönem iki şirketten kabinede yer alan bir bakana 3 milyon TL ya da 3 milyon dolar rüşvet verildiği iddiaları eklendi.
Nazım Çavuşoğlu’na göre bayi payını artıran karar, Başbakan İrsen Küçük ve dönemin Ekonomi Bakanı Sunat Atun tarafından alındı.
Konu artık kamuoyuna mal edildi.
Her yerde bu konuşuluyor.
Hacı Ali Şirketi’nin “yolsuzlukla” suçlanan eski muhasebecisi, Kıbrıs Türk Petrolleri ihalesi için rüşvet verildiğini, ayrıca KKTC maliyesinden para kaçırma adına, Malta’da başka bir şirket kurulduğunu söylüyor.
Ülkenin en çok istihdam yapan ve en büyük iki şirketinin, KKTC tarihinin en büyük özelleştirme işlemlerinden birine ortak talip olması aslında hepimiz açısından sevindirici bir olaydı.
Şimdi de öyle.
Ancak, kamuoyuna mal olan tartışmalar ve o dönemin bakanlar kurulunda bulunan Nazım Çavuşoğlu’nun da açıklamaları ile başka bir anlam kazanıyor.
Açıklama kaçınılmaz
İzaha muhtaç birçok konu var
Ülkenin saygın iki şirketi ile ilgili konuşulanlar, kendileri açısından da hoş değil.
Doğru olan, daha fazla vakit kaybetmeden, kamuoyuna açıklama yapmaları.
Kıbrıs Türk Petrolleri Yönetimi ve ortak iki şirket, medya aracılığı ile merak edilenleri cevaplamalı.
Bu, ülke iş dünyası açısından da iki şirketin süreci nasıl yöneteceği önemli.
Zira, ülkede yeni özelleştirmeler gündemde.
Kamunun bazı alanlarda yükünü hafifletmesi doğal.
Peki, toplum nasıl güvenecek yeni adımlara?
Ercan özelleştirmesi de ortada.
Toplumun Ercan’da atılan adımlara güveni gitgide azalıyor.
İhalede bazı değişiklikler gündemde ve bu ihaleye katılıp kaybeden diğer firmalar da pusuda bekliyor.
Bir diğer adımda Kıbrıs Türk Petrolleri’ydi.
Son yaşananlar herkesi zan altında bıraktı.
Doğru olan susmak değil, şeffaf davranmak.
Her şey Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik
En ciddi konuları biler, “Bizim adaya nasıl yontarız” üzerinden tartışmaya başladı siyasiler.
Son yaşanan olay da öyle.
Doğuş Derya’nın meclis kürsüsünden söyledikleri de, günün sonunda “seçim malzemesi” halini aldı.
Oysa, anlamı daha derin ve üzerinde tartışılması gereken bir konuydu.
Ama yok.
İlle her konuyu amacından saptırıp, “kişiselleştirmek” huyumuz devam edecek.
Doğuş Derya’ya Mustafa Akıncı mı sahip çıkacak yoksa Sibel Siber mi?
Ona göre, propagandasını yapacak olanlar var.
Bu tartışmada dahi gündem “cumhurbaşkanlığı seçiminde kime ne avantaj” sağlanacağı.
Maalesef, sağlıklı tartışma kültürümüzü de her zaman olduğu gibi seçime kurban verdik.
































