Kıbrıs sorununun yaşam döngümüz boyunca kaçınca hareketlenmesine tanıklık edeceğiz artık hesap tutamıyorum. Buna karşın yeni bir dönene girdiğimiz aşikâr.
Eskiden Kıbrıs konuşulurken daha çok çözüm olacak mı olmayacak mı sorusu sorulurdu. Şimdi ise daha farklı bir tablo oluşuyor. Çünkü Doğu Akdeniz’de yalnızca diplomasi değil, enerji yolları, güvenlik dengeleri, ticaret hatları ve bölgesel ittifaklar yeniden şekilleniyor. Böyle dönemlerde Kıbrıs’ın önemi de, hareketlilik de doğal olarak artıyor.
Bir yanda Güney Kıbrıs lideri Hristodulidis’in Astana ziyareti var. Bu ziyaret yalnızca sembolik bir temas değil. Güney’in son dönemde Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’ndan da aldığı güçle yeni diplomatik kanallarla enerji ve ticaret eksenli yeni arayışlar içinde olduğunu görüyoruz.
Diğer tarafta da Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik doğalgaz hamlesi konuşuluyor. Aslında burada parça parça ilerleyen bir süreç görüyoruz. Önce su projesi geldi. Uzunca bir zamandır elektrik bağlantısı konuşuluyor. Finer optik projesini hayırlayalım. Şimdi doğalgaz ihtimali konuşuluyor. Bu tablo Ankara’nın Kıbrıs’a kısa vadeli bir mesele gibi bakmadığını gösteriyor.
Ama bir yandan da şöyle bir tartışma oluşuyor, KKTC, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde Ankara’nın elini güçlendiren bir unsur mu olacak, yoksa yeni gerilim alanı mı yaratacak?
Bunun cevabı biraz da Kuzey Kıbrıs’ın nasıl konumlandırılacağıyla ilgili görünüyor. Eğer mesele yalnızca sert siyasi söylemler ve sürekli kriz üreten bir zeminde ilerlerse Avrupa açısından Kıbrıs yeniden sorun dosyası olarak okunacaktır. Ancak enerji güvenliği, lojistik, veri hatları, ticaret yolları ve Doğu Akdeniz güvenliği gibi başlıklarda işlevsel bir rol oluşursa o zaman tablo değişebilir. Çünkü Avrupa bugün Türkiye’yi tamamen dışarıda bırakarak sürdürülebilir bir enerji ve güvenlik mimarisi kurmanın kolay olmadığını görüyor. Kıbrıs da bazen bir engel, bazen bir bağlantı noktası gibi duruyor.
İçeride sertleşen siyasi dilin nedenlerinden biri de bu olabilir. Tahsin Ertuğruloğlu’nun Tufan Erhürman’a yönelik açıklamaları yalnızca günlük siyasi polemik gibi görünmüyor. Arka planda daha derin bir tartışma var hissi uyandırıyor. Benim açımdan bu durum şu sorunun cevabıyla doğrudan alakalı: Kıbrıs Türk tarafı önümüzdeki dönemde dünyayla nasıl ilişki kuracak?
Nasıl bir diplomatik ton tercih edilecek?
Daha kapalı ve sert bir çizgi mi öne çıkacak?
Yoksa daha fazla temas kurabilen, daha pragmatik bir yaklaşım mı?
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Holguín’in yeniden adaya gelişi de böyle bir atmosferin ortasında gerçekleşiyor. Peki Holguín’in çantasında ne var?
Açıkçası bugün büyük bir çözüm planının masada olduğunu düşünmek zor. Ancak tamamen kopmuş bir zeminden de söz edilmiyor. Daha çok tarafların yeni bölgesel şartlar içinde yeniden kontrollü bir temas alanı bulup bulamayacağı test ediliyor gibi duruyor.
Yani anlayacağınız, Trump’ın bizzat katılacağını açıkladığı Türkiye’deki NATO Zirvesi yaklaşırken, Doğu Akdeniz’de enerji, güvenlik ve ticaret hatları üzerinden yeniden şekillenen denklem içinde Kıbrıs meselesinin artık yalnızca diplomatik bir sorun değil, bölgesel güç mücadelesinin merkezindeki stratejik başlıklardan biri haline geldiği daha net görülüyor.
































