Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman Havadis’e konuk oldu, Havadis yazarlarının sorularını yanıtladı.
Soru: Sayın Başkan, 100 gün değerlendirmesi yaptınız, size yönelik eleştirileri var. Yani çok gelişme olmadı. Bir kapı bile açılamadı ki sizin sözünüzdür aynı zamanda. Nedir yorumunuz?
Erhürman: Ben açıkçası ilk 100 günde kapı açılacak gibi bir beklentiye sahip değildim. “Kapı bile açılmadı” eleştirisini yaparken “kapı bile açılmadı da” dememiştim aslında. İlk defa tarihte bir Cumhurbaşkanı döneminde 2003’den sonra kapı açılmadı demiştim. O Cumhurbaşkanı dönemi de 5 yıl bir dönemdir. Kapı açılması da böyle çok da fazla illaki büyütülecek bir şey değil. Ama ilk 100 gün içerisinde bütün olması gereken diplomatik bağlantıların kurulması, hem görüşme masasının kurulması, hem onun dışındaki diplomatik bağlantıların kurulması, hem de içeride zaten seçimden önce söz verdiğimiz gibikomite yapılarının kurulmasıydı ilk 100 günün hedefleri. Bir de tabii ki burada hani 5 artı 1’e yönelik güven yaratıcı önlemler dediğimiz şeyler 5 artı 1 düzeyinde ele alınması gereken şeyler değildir. Çözüm yeri Lefkoşa’dır bu konularda. Hep de böyle olmuştur. Bir de o konunun gerçek statüsüne oturtulmasıydı hedefler. Ben bu açıdan baktığımda hedeflere ulaşıldığını görüyorum kendi değerlendirmemde. Neden? 3 ay içinde 3 defa Genel Sekreterin kişisel temsilcisinin de katılımıyla, bir tanesi video konferansı yoluyla, diğer ikisi yüz yüze görüşme yapıldı. Tabii bizim dışımızda temsilcilerimizin çok sayıda görüşmeler gerçekleştirdi. Uluslararası toplumun, buradaki elçilerin ziyaretleri yoğun bir şekilde gerçekleşti. Avrupa Birliği’nin iç görevlendirmesi yoluyla belirlediği Hahn ile görüşme yapıldı. Maria Angela’yla görüşmeler yapıldı. Dolayısıyla uluslararası toplumun ilgisi bu tarafa çekildi. Birleşmiş Milletler ‘in kendi açıklamasında 5 artı 1’e gitmeden önce Lefkoşa’da konular çözümlenmeli denilmek suretiyle aslında bizim baştan itibaren ortaya koyduğumuz pozisyonda teyit edildi. Türkiye ile ilişkiler konusunda kaos ortaya çıkacak beklentisi yaratılmıştı. Bunun da öyle olmadığı net bir biçimde ortaya çıktı. Türkiye ile doğru zeminde iyi ilişkiler oldu. Yani sürekli olarak Kıbrıs sorunuyla ilgili istişare içerisindeyiz. . İlla ki her konuda aynı görüşteyiz gibi bir şeyden bahsetmediğimi 100 gün toplantısında da söyledim. Terminolojik noktalarda nüanslar vardır. Ama bir ortak nokta var. Ortak noktayı önemsiyorum. Türkiye Cumhuriyeti değerlendirme yaparken diyor ki, bugüne kadar Kıbrıs sorununun çözülmemiş olmasının temel sebebi Kıbrıs Rum tarafının adada yetkiyi ve adanın zenginliklerini paylaşmaya hazır olmamalarıdır diyor. Ben de diyorum ki evet ben de bu tespiti yapıyorum. Sorun siyasi eşitliği ve adayı paylaşmayı kabul etmemiş olmalarıdır. Aslında çözümsüzlüğün temel sebebi en azından 2003’ten beri böyledir. Dolayısıyla ben de bir metodoloji geliştiriyorum ve bu metodolojinin birinci maddesine tam da bunu koyuyorum ve diyorum ki buna varsanız konuşmak anlamlıdır. Buna yoksanız gene konuşacağımız hiçbir şey bizi sonuca ulaştırmayacaktır. Dolayısıyla burada bir ortak nokta Türkiye Cumhuriyeti ile var. Onun dışında da istişarelerimiz gayet uygar bir şekilde devam ediyor. Sürekli bir istişare var. Dolayısıyla ben zeminin doğru olduğunu düşünüyorum. O doğru zeminde de iyi ilişkilerin kurulduğunu, bazılarının yarattığı beklentide olduğu gibi kaos falan olmadığını görüyorum. Ama elbette şu gerçeği söyleyerek, yani beklenti şu iseydi 100 gün içinde elle tutulur, yeni kapılar açılacak, şu olacak, bu olacak. Böyle bir şey yoktur. Bunu da saklıyor değilim. Ama beklediğimiz dört tane şey devam ediyor. Metehan’daki geçiş noktasındaki düzen kulübe sayısının artırılması ve yeterli personelin konması, Bostancı’da ve Derinya’da da seyrü sefer çıkarılması, yıllardır beklediğimiz hellim konusunda imzanın atılması beklentimizdir. Çünkü bize 31 Ocak itibariyle bunların tamamlanacağı söylenmişti ve biz de bunu kamuoyuna açıklamıştık. 31 Ocak geçtik. Dolayısıyla bunlara dair beklentimiz acil beklenti olarak devam ediyor. Bunların gerçekleşmesi lazım. Çünkü bunların da olmaması halinde bırak yeni güven yaratmayı, var olan güvende bile aşınma meydana geliyor.

Soru: Öyle bir durum görüyor musunuz? Yapmayacaklar ve bu iş başından çökecek mi?
Erhürman: Başından çökme diye bir şey olmaz. Bizim çok açık tüm taraflara söylediğimiz biz hiçbir şekilde masadan kalkmayız. Biri masadan kalkacaksa o biz değiliz. Tahminimi sorarsanız; bir kapı bile açamayanlar nasıl çözüme ulaşacaklar? Evet söylediğim budur ve bu kabul gördüğünü düşünüyorum. Yani insanların hem Kıbrıslı Türklerin hem Kıbrıslı Rumların kuzeye ve güneye daha rahat geçişlerini sağlayacak bir kapı dahi açamayanların Kıbrıs sorunun çözümü konusunda uzlaşmasını beklemek mümkün değil. Söylediğim gibi de bu. Buradan kastım da bir kere gösterelim küçük işleri birlikte yapabileceğimizi ki büyük işlere girmek konusunda da hem birbirimize güvenelim hem toplumlarımız da bize güvensin. Söylediğim bu.
Soru: Hristodulidis ile baş başa konuşacaksınız. Var mı bir gündem?
Erhürman: Son toplantının bitiminden sonra ben bir teklif götürdüm ve dedim ki; Sayın Houlgin buraya geldi fakat yine sonuç çıkmadı. Sürekli burada olması da mümkün değil. Dolayısıyla onun olmadığı zamanlarda da biz görüşebiliriz iki lider olarak. Eğer gerçekten bir şeyleri çözmek niyetindeysek. Mademki artık 5 artı 1’e gitmek için buralarda da çözüm bulunması gerektiğini BM de söylüyor. Onun üstüne Sayın Hristodulidis tamamdır dedi. Baş başa mı olacak? Yardımcılarımız yanımızda mı olacak? Bu bir yemek şeklinde mi olacak? Kahve şeklinde mi olacak? Yoksa BM’nin rezidansında mı gerçekleşecek? Ben her koşulda görüşebiliriz diye düşünüyorum.
Soru: Sayın Başkan, velev ki ilerleme oldu, velev ki süreç 5 artı 1’e evrildi. Yani o kadar farklı gelişmeler yaşanıyor ve Birleşmiş Milletler ‘in de sorgulandığı bir noktadayız. Kıbrıs sorununa evet Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve çerçeve her zaman oldu ama Kıbrıs sorununda farklı bölgesel gelişmelerin bizi daha farklı bir sürece sürükleme durumuna nasıl bakarsınız? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erhürman: Dünyayı şu anda bir kelimeyle tanımlayın uluslararası ilişkileri tanımlayın deseniz herhalde o kelime öngörülemezlik olur. Dolayısıyla böyle bir öngörüm yok. Ama benim şahsi düşüncem, böyle bunca yıllık süreç içerisinde oluşmuş alt yapı var uluslararası kuruluşlarda öyle bir dakikada bütün işlevlerini, organize yapılarını kaydedebileceklerini de sanmıyorum. Böyle bir değerlendirme çok gerçekçi olmaz. Ama dediğim gibi yani öngörülebilir bir dönemde değiliz.

Soru: 100 günde kurduğunuz ilişkiler çerçevesinde diplomatik temaslar yani bir Brüksel’e veya Avrupa’nın başka merkezlerine Kıbrıs Türk toplumunu anlatabileceğiniz ziyaretler olacak mı?
Erhürman: Burada yapılan temasları daha önemsiyorum. Sonuçta buralardaki büyükelçilerin çok fazla Cumhurbaşkanlığına görüşmeye gelmesi pratiği çok yaşanmıyordu. Daha 100 günün içinde çok sayıda büyükelçi geldi veya temsilci geldi. Bunun daha da devam edeceğini de etmesi gerektiğini görüyorum. Çünkü daha fazla çok fazla şeyimiz var anlatmamız gereken çok fazla şey gelişti. Sadece Kıbrıs Torun’la ilgili gelişmeler değil. Çünkü gelenlere ben sadece Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeleri anlatmıyorum. Yani mesela karma evlilikler sorununu her yerden anlatıyorum. Yurt dışı ziyaretleri konusunda da evet hazırlıklarımıza başladık, planlamalarımızı yaptık. Avrupa ülkeleri ve Avrupa Birliği’yi meselesi.
Soru: Somutlaşan, randevulaşan bir şey var mı?
Erhürman: Netleşince açıklayacağım.
Soru: Sayın Başkan, referandumsuz anlaşma gündeme geldi mi hiç?
Erhürman: Hiç gelmedi. Gündeme getiren olmadı.
Soru: Kıbrıs sorununa çözüm arayışları iki tarafın seçim süreçleriyle soğur veya söylemler yakınlaştırıcı değil uzaklaştırıcı duruma dönüşür. Dolayısıyla bu seçim süreçlerini dikkate aldığımızda Bir masa kurulacaksa bunun için ne kadar bir süre öngörebiliriz?
Erhürman: Vallahi burada aslında bizim seçimlerimizden ziyade güneyin seçimleri etkiler. Güney’de bir Mayıs ayında seçim var, Başkanlık sisteminde parlamento seçimi etkili olabilir. Bizde seçimde hükümet değişti, değişmediydi. Seçim olacaktı, olmayacaktı. Bu bizim açımızdan masaya etkilenen bir şey değil. Ama tabii Güney’de bir başkanlık sistemi var. Dolayısıyla genel seçimin sonuçları hükümet yapısını etkileme ihtimali taşır teorik olarak. Ben onların adına konuşamam ama teorik olarak taşır. Dolayısıyla onlar açısından etkili olabilir masaya getirebilecekleri veya getiremeyecekleri şeyler noktasında.
Soru: Sayın Başkan, masada beni test etsin diyor ve samimiyetimizi orada gösterelim, çözüm irademizi. Siz görüşüyorsunuz kendisiyle, samimiyet konusunda nedir izleminiz?
Erhürman: Yani, muhatabım olan kişinin samimiyetiyle ilgili olumlu ya da olumsuz yorum yapmayı doğru bulmam ama ben de şunu söylüyorum ve kayda muhakkak geçmesini burası için değil, kamuoyu için kayda geçmesini istiyorum. Bana göre bu tez doğru değil. Yani herkes birbirini nasıl da test etsin, nasıl da görelim. Bu evet yani doğrudur da gerçeğin yarısıdır. Diğer yarısı da şudur. Bir süreçse yürüttüğümüz sadece masada yapıp ettiklerimiz ve söyleyip söylemediklerimiz değil, masa dışında yapıp ettiklerimiz ve söyleyip söylemediklerimizle de test edilmemiz gerekir. Dolayısıyla her şey masaya bırakmak ve dışarıda söylenenler sanki süreci hiç etkilemiyormuş gibi davranmak gerçekçi de değil, rasyonel de değil, doğru da değil. O nedenle ben de hep bu ikinci cümleyi söylüyorum. Sadece masada yapıp ettiklerimizde değil, masada dışında yapıp ettiklerimiz de ve söyleyip söylemediklerimizle de değerlendirilmemiz gerekir.
































