*Müzakereler süreci Kuzey’le Güney ilişkilerini hangi konularda olumlu etkilemekte hangilerinde olumsuz? *Müzakereler devam ederken İleride “kurucu devletler” olarak Federal sistemi oluşturacak “iki bölge” birbirlerine hangi konularda olumlu açılımlarda bulunurlar? *Dolayısıyle Güney’in tüm Kıbrıs’ın Devleti olarak Doğu Akdeniz’de sahip olduğu hidro karbon yatakları, tanınmayan Kuzey’i ne kadar ilgilendirir? *Uluslar arası hukuk içinde yıllardır Güney tarafından tek yanlı ve kendi anlaşmalarıyla sürdürülen sondaj çalışmaları ile gazı çıkarmaya başladıkta borularla AB’ye sevk edeceği gerçeğine dayalı çalışmalar, Kuzey’i hangi yönlerden ilgilendirmektedir. *Türkiye’nin bu konuda fonksiyonu nedir? Diyelim ve sorunu açalım:
ÇÖZÜMÜ NASIL ETKİLER? Geçtiğimiz gün Eide ile görüşen Sn. Akıncı her iki topluma ait olduğunu iddia ettiği Doğu Akdeniz’deki doğal zenginliklerin “federal hükümetin yetkisi altında olacağını” hatırlattı. Sn. Akıncı’ya göre “bu doğal zenginlikler çözümün maliyetine katkıda bulunurken, her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir ekonomik ortam yaratacak..” Ancak “Rum tarafının yeni ihalelere çıktığını bunun müzakereleri olumsuz etkileyeceğini” de söylüyor. Ve hellim konusuna da değinerek, bu konuda ortak anlayışın bozulmamasını temenni ediyor…
KARIŞIK SORUN. Öt yandan Türkiye de Rum tarafının yeni ihalesiyle Doğu Akdeniz’de 6. 7. ve 10. Parsellerde araştırma yapmasına karşı çıkarken bu parsellerden 6. nın TC’nin kıta sahalığı içine kadar girmesinin kabul edilemez olduğunu, kısaca yeni sondajlara hem Kuzey hem de kendi uluslar arası hakları açısından karşı çıkıyor…
Enerji kaynakları sorununun Ortadoğu’da savaşlara neden olduğunu göz önünde bulundurursak, “Kıbrıs” gibi küçük bir adanın, bölgede adeta “kurtlar sofrasına” ortak olacak hidro karbon yatakları sahibi olması ve sağlanacak enerjiden tek başına yararlanmasını ne Türkiye’nin ne de ötesi komşu ülkelerin kabullenmesi mümkün değildir! Nitekim Rum tarafı Misır ve İsrail ile bu konuda anlaşma yapmış, işbirliğine girmiştir.
Hemen hatırlatalım. Dün medyada haberi vardı. Rum tarafı, münhasır ekonomik bölgesinde yeni ihaleye gitmesi karşısında sert tepki gösteren Türkiye’ye cevaben Rum dışişleri Bakanlığı, “çözümden sonra Kıbrıs’ın doğal zenginliklerinin tüm Kıbrıs’a ait olacağını, halkın tamamının bu doğal zenginliklerden yararlanacaklarını” açıkladı ve Türkiye’yi kargaşa yaratmakla suçladı…
Oysa Türkiye resmen bu doğal gaza o yararlanılacak ülkeler gibi müdahil olmak istemektedir. Kuzey de doğrusu Güney’le TC arasındaki bu sürgit çekişme nedeniyle iki arada bir derede kalmaktadır! Oysa artık sorulası soru da gündeme hatta masaya gelmelidir: Çözüm olmazsa biz suyu Güney’le yine paylaşmaya hazırız da Güney enerjiyi, hellimi, ötesi doğal zenginlikleri oluşturulacak “kısmi çözümde” dahi Kuzey’le paylaşmaya hazır mıdır?
**********
EĞİTİM BAKANLIĞI NE YAPIYOR: (UYUŞTURUCUYU MÜFREDATA SOKUYOR!)
En az “uyuşturucu” kadar tehlikeli bir sorun yaratılıyor! “Uyuşturucu ile mücadele müfredata sokuluyor!”
Ben nasılsa haberi atladımdı. Arkadaşım Fikret Şanal’ın yazısı ve diğer bazı arkadaşların uyarıları ile ayıldım! Haberleri taradım doğru! Hatta bu konuda pilot okullar bile seçilmiş! Uzmanlarla falan toplantılar yapılmış… Öyle de oldu muydu bizim yapabileceğimiz değerlendirme “hayırlı uğurlu olsun” demek! Değil işte! Çünkü korkunç bir sorun yaratılıyor! Resmen 9. ve 10. Sınıf öğrencilerini ”Kişisel ve Sosyal Becerileri Geliştirme” kılavuzu” adı altında uyuşturucu ile tanıştıracaklar!
Resmen öğrencilere, “işte bu uyuşturucudur sakın ola kullanmayın çok zararları vardır” diyerek olmayan meraklarını depreştirecekler!
Resmen okullara kadar inmiş uyuşturucuyu ders olarak tescil ederken içenlere de satanlara da dağıtıcılara da daha rahat faaliyet ortamı hazırlayacaklar!
Resmen öğrencileri bundan sonra “uyuşturucu kullananlar ve uyuşturucu kullanmayanlar” kategorilerine ayırarak tatsız olaylarla birbirleri ile karşı karşıya getirecekler!
Resmen ve kısaca öğrencilerin beyinlerine “uyuşturucu kullanımı ile uyuşturucuların zararları ve de çeşitleri” adı altında bilgi şıranga edecekler…
OKULLARDA BU “DERSLER” DE VARDI: Daha İngiliz döneminde başladıydı, geçen yıllar içinde ulana ulana bugünlere geldiydi:
Mesela okullarda din vardı! Çok mu dinini bilen insan yetişti?
Mesela okullarda “ilk yardım” dersi vardı. Bu toplumda Sivil Savunmaya karşın kaç insan “ilk yardımı bilir?”
Mesela okullarda “yurttaşlık bilgisi” de vardı. Kaçımız yurttaşlık bilincine sahibiz!
Mesela okullarda tarım dersi vardı: Memlekette tarım yapacak insan kalmadı!
Mesela okullarda trafik dersleri de vardı: Trafiğin hallerini söylemeye gerek var mı?
ASIL MÜCADELE: Memlekete uyuşturucunun girişini önleyecek, satıcılarının dağıtıcılarının kökünü kurutacak tedbirler almaktır.. Uyuşturcu ve Alkol bağımlılarını tedavi edecek “sağlık birimleri” oluşturmaktır..
Kısaca “eğitim” her şey değildir. Dünkü gazetelerde yine trafik kazaları haberleri vardı. 17, 18, 27 yaşlarındaki gençler çarpışma sonucu hastanelik olmuşlardı. Bu insanlarımız da hem okullarda hem “sürücü okullarında” dersler almışlardı ama kazadan ari olamamışlardı! Kimisi alkollüydü kimisi dikkatsiz!..
Kısaca, “uyuşturucuyu” ders yapar okullara sokarsanız, “mezun” da edersiniz!
********
KISACA TAKILDIĞIM: “NEDİR BU BARIŞ GAZETECİLİĞİ!)
Bir süredir iler tutar yerinin kalmadığı devletin bünyesine, dileyen dilediğince dilediği “görüşü, izm’i, politik aklını, kafa yapısını” falan şırınga ediyor, sonra yaptığına, “Musa heykeline hayran hayran bakarken haşmetine dayanamayarak “konuş be” diyen Mikellanjelo gibi haykırıyor!
Şimdi bir yeni versiyonu sürüldü sahneye! Barış gazeteciliği derken, “barış eğitimi!” Baktılar ki “bu iki halk asırlarca birlikte yaşadılardı” sloganı tutmuyor, bu kez Türk Rum öğrencilerini okullarda eğitip sonra birleştirmeye karar verdiler. Ki nüfusu bile kontrol altına alınmış Türk halkını Güney’in bir milyonluk Rum halkına daha rahat yedirsinler! Hadi kolay gelsin!

Önceki Haber

























