Tabi en büyük temennimizdir: Her sabah klavyenin başına oturup “Anastasiadis ne dediydi, Akıncı nasıl açıklama yaptıydı, Eide nasıl umut dağıttıydı…” Diye diye geçen zamanları “maziye” gömerken “ati”ye bakalım…
Ne var ki bu adada Türklerle Rumlar var oldukça siyasi sorun ne diner ne biter! Federasyon da olsa taksim de olsa! Tek umut var: Rumun kafasında hurafe haline gelmiş “ada egemenliği” hastalığının tedavisi bulunursa! Bu ihtimal da şimdilerde çok uzak! Diyelim ve konuya dönelim..
ANASTASIADIS NE DEDİYDİ: Geçtiğimiz günlerde Atina üniversitesinden bir grup öğrenciyi Kıbrıs sorunu konusunda bilgilendiren Anastasiadis şunları söylüyordu: “Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakerelerin hedefi “Kıbrıs Cumhuriyetinin” iki toplumlu, iki kesimli federasyona dönüşmesidir…”
“Akıncı’nın seçilmesi ile birlikte arzu edilen hedeflere ilişkin görüş birliğinin sonucunda pek çok konuda ilerlemeler oldu…”
“Var olan zorluklar ise Merkezi Hükümetin ve Devletçiklerin yetkileri, mülkiyet , toprak düzenlemeleri, çözümün düzenlenmesi, işgal ordularının çekilmesinin takvime bağlanması ve garantilerin kaldırılmasıdır…”
“Görüş ayrılıklarının azalması için çaba sarf ediyoruz. Oldubittilerin sağlamlaşması ve adanın işgal altındaki kısmının Türkleşmesi nedeniyle aradan geçen zamanı (42 yıl) göz ardı edemeyiz. Buna karşın Annan planına hayır diyen yüzde 76’lık kesimin ve diğer tüm Rumların endişelerini giderecek şekilde çözümün sağlanmasına çalışıyoruz…”
ANASTASIADIS NE DEMEK İSTİYOR: Öküz altında buzağı aramıyoruz. Ancak: Bir: Müzakerelerde bildik sorunların hâlâ devam ettiğini anlıyoruz. Garantiler, toprak, mülkiyet, merkezi hükümetin ve devletçiklerin yetkileri gibi…
İki: Rum tarafı hâlâ “Kıbrıs Cumhuriyetini” esas alıyor federasyonu üzerine inşa etmeyi hedefleliyor. (Yani tüm Kıbrıs’ın devleti olma yetkisi ile yönetim erkini elinden çıkarmak istemiyor!)
Üç: Kuzey’de bir Türkleşme olduğunu kabul ediyor ama öte yandan halkına dönüp, çözüm aşamasında Türklere tahammül edilebilinecek bir yönetsellik üzerinde çalıştığını da söylüyor…
KISACA: Ayni zamanda Türk’ün Türk’ü horladığı bir dönem yaşıyoruz! Rumlarla barışçı çözümün olacağına inanan bir kesim “Türk halkının bu adada Rumlar kadar hak sahibi olamayacağını” iddia ediyor ve çözümün önündeki en büyük engelin adadaki “Türkiye varlığı” olduğu konusunda birleşiyorlar… Öte yandan “hayret” diyoruz: Türkiye’deki Kürtlere bile devlet olmayı layık gören “bizimkiler” KKTC’nin devlet olduğunu kabul etmiyorlar en kabadayısından “Rum çoğunluk ve mülküne dayalı KC’den devşirme federalizmi destekliyorlar! Ne diyelim? Yola devam mı?
**********
NEDİR BU İSTİFALAR FURYASI. (VE MECLİS TOPARLANIYOR, FAKAT!)
Milletvekillerinin istifalar furyasını anlayamıyoruz! Meclisin Yasama süresinden sonrası dönemde istifa eden milletvekillerinin hangi partilere kaydolacaklarını da bilemiyoruz ancak tahmin ediyoruz: Mesela DP’lisi UBP’ye gider ama CTP’lisi TDP’ye yahut “Halkın Partisine” gider mi? Gerçekte artık ne “Sol” kaldı ne de “orta Sol!” Öte yandan mesela “UBP’yi de nereye koyacağımızı bilemiyoruz! “Liberal Parti” midir yoksa “Radikal Sağ Parti” midir?
Tanımlar hem çok cilalı hem de çok cafcaflı olmalarına karşın, bakıyorum siyasi partilerimiz hiç birinin içine giremiyorlar! İstifa edenlere bakıyorum “parti için demokrasiden” bahsediyorlar, az biraz daha Serdar Denktaş’ı despot ilan edecekler! CTP’de oynamalar yeni başladı! Artçı depremler gelir mi? Göreceğiz…
BUNLARA KARŞIN: Meclis çalışmaya ve toparlanmaya başladı diyeceğiz.. Mesela Başbakan Kalyoncu Bakanlar Kurulunun Güvenlik tedbirlerini artırmak gerekçesiyle 7 başlık altında topladığı yasa tasarılarını Meclis’e gönderdi..Tutun ki bir kıpırdama var. Fakat “hastalık” devam ediyor! Nitekim hatırlayacaksınız: Kamu Görevlileri Yasası da Meclis’e sevk edildiğinde bu kez Kamu Görevlileri Sendikası ayağa kalkmış, “bize sormadan görüşlerimiz alınmadan” yakınması ile Meclisten geçse bile “yasayı kabul etmeyeceklerini” açıklamıştı…
Şimdi bakıyoruz benzer olay bu kez de “Kıbrıs Türk Barolar Başkanı” Ünver Bedevi’den geliyor. Ve şöyle diyor:
Hazırlanan yasalar fabrika ürünü gibi olmamalı. Nasıl ki “Aile yasası, Denetimli Serbestlik Yasası, Borçların Yapılandırılması gibi yasalarda hukukçular sürece ciddi şekilde dahil edildi ve bundan da fayda sağlandı, yasalarda ciddi şekilde tadilat ve iyileştirmeler yapıldı. Bu ve benzeri eksersizin bu yasa çalışmalarında da uygulanması gerekir…”
Lafın kısası şudur: Eski hastalık olmalı Yasa Tasarıları “yangından mal kaçırtılır” gibi alelacele Meclis’e gönderiliyor, ilgili sendika, Birlik ve mesleki kesimlerle istişarelerde bulunulmaktan kaçınılırken halkın bilgisine sunulmuyor! Ve daha tasarılar yasalaşmadan olumsuz tepkilere neden oluyor…
Dahası artık her taşın altından Türkiye’yi çıkartıp töhmet ve şaibe altına itme modasından olmalı, çıkacak yasalara da “yoksa Türkiye ile varılan anlaşmalarla protokollerin uygulanmasını sağlamak için mi bu gizlemeler olmaktadır” kulpu takılarak dedikodulara havale ediliyorlar… Kısaca ne zaman “iyi işler” yapsak mutlaka bir yerlerini viran eyliyoruz! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (PROTOKOLE SIĞMADI!)
Benim de dikkatimi Dinçer Raif çekti. “Bak dedi AB Sosyalistler Demokratikler Partisi Başkanı Pitella denilen zat’ı muhterem Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı’nın karşısında nasıl oturuyor?
Fotoğraflara baktım tam bir “protokol fiyaskosu!” Sn. Akıncı ayak ayak üzerine atmış ama doğru dürüst bir oturuşla.. Fakat Pitella yaygın ve baygın bir ayağını tam bileğinden diğer ayağının üzerine koymuş potinin tabanı bile gözüküyor.
Dinçer arkadaşım anlattı: Rahmetlik Denktaş’ın karşısında kim böyle yayılmış otursa “istirahate ihtiyacınız varsa sizi yatak odasına alalım” dermiş…
Ki Pitella’nın Anastasiadis’le görüşmesindeki oturuşuna baktım, tam bir protokol ciddiyetinde! Neden orada öyle de KKTC Cumhurbaşkanı karşısında böyle? Ki KKTC tanınmasa bile bir devlettir, resmi ziyaretler de bu devlete yapılmaktadır. Kendimizi harcatmayalım diyoruz…
































