Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GÜNEY’DEKİ SEÇİMLERİ VE (BELÇİKA DA TERÖRLE TANIŞTI.)

Rum tarafı seçim arifesi yaşıyor. Anketlere göre DİSİ yine önde, AKEL yine ikinci parti… Yani Rum tarafında mayıs seçimlerinden sonra Kıbrıs siyasi sorununda ve müzakerelerde büyük değişim beklenmemeli. Aksine Anastasiadis daha bir rahatlayacağından müzakerelerin de olumlu yönde etkilenmesi beıklenebilir.
Bu kanaate düz mantıkla varıyoruz. “Öyle olmalıdır” yargısından hareket ediyoruz. Ve tabi “şüpheciliğimizle” soruyoruz: “Ya olmazsa!” Ya seçim baskısını üzerinden atarken muhaliflerine karşı  rahatlayan Anastasiasdis daha çok sertleşirse!
Rum siyasi partilerini iyi bilmiyorum. Doğrusu çok da önemli değildir diyorum.  Çünkü Kıbrıs söz konusu olduğunda adamların nasıl  ayni hizada buluştukları, en azından Ulusal Konsey’lerinin stratejik kararlar aldıkları malumumuzdur. Ötesi büyük muhalefet olsa olsa Anastasiadis’in Türk tarafına ödün vermesinden dolayı olur! Yani Rum siyasi partileri ile STÖ’leri “bize” benzemez! Maşallah biz çok demokrat ve çok hümanist olmalıyız ki   müzakerelerin başarıya ulaşması için Rum’un isteklerinin karşılanmasında hiçbir sakınca görmeyiz! “Verin gitsin” felsefesi!
Bu felsefeyi oluşturan ana temalar da “1974 sonrası ganimetler furyası ile Rumların mallarını evlerini gasp ettiğimiz hikâyeleridir!” Diyelim ve Belçika’daki terör olaylarına da bakalım:
DEMEK AVRUPA’DA DA  OLABİLİYORMUŞ! Terör olaylarından Türkiye’nin canı çok yandı! Fakat terörün ne melun bir saldırı şekli olduğunu galiba AB’ye anlatamadı! Oysa Fransa da  İngiltere  de, İspanya da terör olaylarını yaşadılar, acısını iyi bilirler! Buna karşılık daha düne kadar Türkiye Brüksel’deki AB binasının arkasında çadır kurup pankartlar aşan PKK’ların bile terörist olduklarını onca yakınma ve diplomatik  uyarılara karşın Belçika Hükümetine anlatamadı! Ta ki payitahtında ve başında canlı bombalar patlayana kadar. (Her halde artık anladı diyoruz!)
AB bir gerçeği daha anlamalı: 28 ülke ile sınırları içine çekilip doğru dürüst bir askeri güç bile (AGİK) oluşturamayan,  Buna karşılık bölgedeki kanlı ateşli savaşlarını durdurma görevini  Amerika ile Rusya’nın askeri güçlerine havale eden,  mültecileri para karşılığında TC sınırları içine  kilitlemeyi yeğleyen  AB, tutun ki artık “dikensiz gül bahçesi”  sandığı kıtasında hiç de rahat değildir…        Hayır “oh olsun” demiyoruz. Masum insanların teröristler tarafından öldürülmeleri yüreklerimizi yakıyor… Fakat artık AB de anlamalıdır:  Bir zamanlar o sınırları içinde en değerli Türk diplomatları Ermeni terör örgütü ASALA’nın hedefi oluyor teröristlerce öldürülüyorlardı.
Şimdi Brüksel de nasibini aldı! Ve her halde diyoruz,  Türkiye ile terör eylemleri konusunda ne kadar büyük işbirliğine gerek olduğunu da anladılar, Türkiye’nin nasıl AB’nin bir parçası olması gerektiğini de…            **********       YÖNETİM ERKİ: (İKİ KARPUZU BİR KOLTUĞUMUZUN ALTINA SIĞDIRAMIYORUZ!)
Bir süredir Karpaz bölgesinde kadastro işlemleri yapılmaktadır. Toprakların arsaların İngiliz döneminden kalma sınırları ya kaymış yahut gasp edilmiş falan. Yeniden belirlenip numaralanmaları gerekiyormuş. Bu nedenle Mağusa Tapu Dairesindeki ilgili “uzman memurlar” iki üç ay süreceği söylenen bu çalışmalar için Karpaz’a gidiyorlar. Ve haliyle ne oluyor: Mağusa’daki Tabu dairesinde işler aksıyor, sorunlu arazilerle türlü çeşitli  ölçüm isteyen arsalar  evler  bekletiliyor falan… (Tabi “yoksa” diyoruz. Bu yeni kadastro çalışmalarının müzakereler ve Rum’a toprak iadeleriyle bir ilgisi mi vardır?)
Her zaman söylediğimizce “iki karpuzu bir koltuğumuzun altına sıkıştıramıyoruz.” Kamu görevlileri Yasası bu konuya nasıl bir çözüm getirecek onu da bilmiyoruz zaten “yasa tasarısını” da görmüş değiliz. Zaman zaman memur sendikaları “görüşlerimiz alınmadı dolayısıyle kabul edilemez”  demiş de olsalar…
Oysa sadece yukarıdaki şu kadastro çalışmaları gösteriyor ki dairelerimizde “işinin ehli, uzmanı olan kamu görevlileri çok azdır!” Nitekim bir “çalışmaya kanalize olduklarında” ötekiler çalışamaz duruma düşerler.
Bu yapısal kusurla KKTC’nin “çözüm olsun  veya olmasın” istenen kalkınma düzeyine gelmesini beklemek abese iştigal olacaktır. Kaldı ki “çözüm olsun veya olmasın AB normlarını çoktan uygulamaya koymamız gerekirdi oysa ellemedik bile!”
MESELA: Geçen gün  “denetim  konusunu” Köşem’e taşırken Patates üreticilerinin tırlar dolusu patateslerinin Mersin gümrüğünden nasıl döndüğünü konu yapmış ve bizzat bir üreticinin denetimlerin ne kadar laçka olduğunu, partizanlıkların nasıl yasaların önüne çıktığını seslendirmesini ibretlik örnek diye aktarmıştım! Baktım dünkü Havadis gazetesinde bu kez, Ombudsman Dizdarlı’yı  kabul eden Başbakan Kalyoncu ayni sorundan şikâyet ediyor ve “ülkemiz denetim özürlüdür” diyor…
FAKAT: Türkiye’den KKTC’ye akan su da göstermiştir ki “biz kendimizin ne olup ne olmadığımızın farkına değiliz.”  Asıl büyük sorun da bu olmalıdır çünkü Türkiye’nin protokol ve yardımları ile hatta suyunu bile silkeleyip yönetim erkemizden  dışlamaya çalışırken ne büyük iddialarımızın büyük performansını yansıtıyoruz ne de kendimizi yönetecek kabiliyette olduğumuzun ispatını çakıyoruz! Ve kendi “varlığımıza” yazık ediyoruz çünkü KKTC dediğimiz bu varlığın başını yarıp gözünü çıkarmadığımız tek fiskelik tarafı kalmadı!                 **********
KISACA TAKILDIĞIM: (DP-UG’DEN NİYE İSTİFA EDİYORLAR?)
Bir siyasi partinin böylesi “istifalar furyası” yaşaması “partili”  olmasak da bizi üzer. Çünkü siyasi partiler ülkenin siyasi dengelerini oluşturan “organlardır.” Birinin yaralanması başta hükümet olmak üzere diğerlerini de etkiler Meclis’i de!
Henüz böyle olumsuz etkileşim görülmedi çünkü yara sıcak! Hele bir istifa daha olsun, o zaman DPUG gider… Ha “ne oluyor” sorusuna cevap! Türlü çeşitli yorumlar yapılmasına ve onca istifaya karşın eğer Serdar Denktaş hâlâ ayakta ve partisinin başında ise… Biz “hayret” diyoruz! Çünkü o istifa edenler etmeyip parti içinde birleşip mücadele etselerdi, Serdar Denktaş yüzünden gitmezler, S. Denktaş onların  mücadelesi yüzünden giderdi! Demek ki “iradeyi” çoktan S.Denktaş’a teslim ettilerdi ki elinden kurtulmak için istifa etmek tek çareleri olarak kaldı!