Türkiye’deki kanlı terör olayları devam ediyor. Üzülüyor ve korkuyoruz. Üzülüyoruz çünkü biliyoruz ki bir ülke için istikrar çok önemlidir. İstikrar ise önce iç barışı gerektirir. Oysa Türkiye’de işte o iç barış kalmamıştır. Hem Türk-Kürt halkları hem siyasi partiler arasında artık husumet ve kavga vardır. Hatta medya bile tarafsızlığını yitirirken “muhalifler ve muvafıklar” safları oluşturarak birbirlerini rahatsız etmektedirler…
KORKUYORUZ! Çünkü Türkiye zaten Güneydoğu’da bir iç savaş yaşamış hâlâ da devam ediyor. Korkuyoruz çünkü Türkiye’nin kalbi olan Ankara’da peş peşe canlı bombalar patlıyor. Derken İstanbul’a sıçrıyor. Turistler de ölüyor. Bu terör olayları nedeniyle dıştaki bazı ülkelerin Türkiye’de yapacakları türlü çeşitli etkinlik ve toplantılar iptal ediliyor. Turizm dibe vurmuş.. Belli ki Türk ekonomisini bu sezon çok olumsuz etkileyecek!
HAYIR: Türkiye Cumhuriyeti bu kanlı olaylara bu iç savaşlara layık değildir. Daha dün AB’de kendini “büyük devlet” olarak kanıtlarken, AB’nin kaderini bile çizecek önemli bir ülke olduğunu göstermiştir. Bu çok önemli ülkenin içte yıkıma uğramasını düşünmek bile istemiyoruz ama olaylar durmuyor, dinmiyor… Korkumuzun nedeni de bu oluyor. Çünkü Türkiye’nin istikrarını yitirmesi, zafiyete düşmesi mesela Kıbrıs’taki Rum Yönetimini elbette memnun eder!
BAKIN: Türkiye Mısır’la, İsrail’le, Rusya ile kopardığı ilişkilerini hâlâ düzeltemedi! Oysa Güney Rum Yönetimi bu üç ülke ile türlü çeşitli ilişkiler kurmakta, gazından askeri tatbikatlara kadar içli dışlı olmaktadır. Üstelik Mısır, Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin hakkı olan BM’ler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmiştir. Bu olay bile Rum Yönetiminin “artı” hanesine ulanan kazancıdır.
AB’DE BİLE! Türkiye “mülteciler ve vize muafiyeti ile 3 milyar euroluk yardım konusunda, evet Brüksel’de başarı sağladı.. Fakat Türkiye’nin bu başarısını alkışlamayı ihmal etmeyen Anastasiadis de diyor ki “biz de istediğimizi aldık!” Nitekim Filelefteros “Başkan sonuna kadar ısrar etti ve başardı” diyor. Başarılan da “Rum yönetiminin vetosunu devam ettirdiği “beş başlığın” açılamaması! Ki kaldırmak için hem Güney’i tanımasını hem de Ankara anlaşmasına uymasını istiyor…
Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı ise Brüksel’de Türkiye’nin “başarı” olarak kabul edilmesi gereken kazanımlarını yorumlarken “bunun çözüm sürecini olumlu etkileyeceğini” söylüyor…
Ve korkumuz bir kez daha depreşiyor. Çünkü Türkiye “iç barışı” ile “istikrarını” kaybetmeye devam ederse, bu adada Kıbrıs Türk’ü de Rum Yönetimi karşısında kaybetmekten kurtulamaz!
**********
HADİ LOKOMOTİFİ ÇALIŞTIRIN: (TURİZMİ, KOYUN EKONOMİK KALKINMA KATARININ ÖNÜNE!)
Madalyonu çeviriyor kötümserliğimin karalarını silkeledikten sonra beynimde oynaşan “ak”larla konuşuyorum ve soruyorum. Hiç mi umut yok? Olmaz mı.. İşte o umut: Geçen hafta KITSAB başkanı Orhan Tolun özetle şöyle diyordu: “5 yıl önce charter seferler başladığında turizm gelirleri 400 milyon TL idi. Bugün teşvikler sayesinde bu rakam 800 milyona çıktı. Turizm gelirleri bütçe açığının yüzde 54’nü kapattı.Teşvikler artırılırsa turizm gelirleri 1.5 milyara çıkar…”
Kuzey’e taşınalı beridir arayış içindeyiz. Ta Özal döneminden başlar. “Ne olacağız” diye çok sorduk fakat bir türlü ne olmamız gerektiğine karar veremedik! Mesela “serbest piyasa ekonomisi uygulayıp serbest limanlarla köşe dönecektik!” döne döne başımız döndü ama hiçbir köşeyi dönemedik!
Elimize geçen Narenciye bahçeleri ile kalkınıp büyüyecektik. 80 bin dönümlük bahçeleri ufalayıp 45 bine indirirken biz de büyümek yerine küçüldük!
Yahut Sanayi Holdingler, KTHY’ları, KOOP’a bağlı Fabrikalar, Rumdan kalan tarlalarla falan gelişip kanatlanıp uçacaktık derken, bir de baktık ki yolda bile yürüyemiyor patır kütür düşüp elimizi ayağımızı kırıyoruz.
VE SARILDIK TURİZME: Keşke KTHY’ları da elimizin altında olsaydı. O zaman Tolun’un söylediğince turizmle ayağa kalkar turizmle büyürdük.
Bugün de geç değildir. Sadece “kumarhanalere” gelen TC’lileri Girne’den Kuzey’in öteki yörelerine akacakları turizme yönelik olay yaratsak arkası gelecek.. İnsanlar “paranın aktığı” yerlere yatırım yaparlar.. Oysa biz Girne’nin ötesinde turistik cazibe merkezleri yaratamadık. Mesela Mağusa’da doğru dürüst bir otel yok! Olanlar kendi yalnızlığına kıvrılmış, başucunda kasaba olmak için bile parmağını oynatmayan bir derme çatma köyün bulunduğu Bafra sahilinde oteller var ama turistlerini gören yok! Yiyip içip yatıp kalkıp oyunlarını oynayıp pırrr!
Buna karşın yıllardır turizme kalkınmamızın “lokomotifi” diyoruz! Fakat ne biçim lokomotifse bu çuf çuf eder gitmez!
DİYECEĞİMİZ ŞUYDU: “İrmik var, şeker var, yağ var helvayı yapacak olan yok!” Oysa Türkiye’de, Ortadoğu’da ülkeler sıcak savaşlarla yanıyorlar! Artık Avrupalılar, uzaklardaki Baltık ülkeleri önce “güvenli yerleri” tercih ediyorlar. Neden Kuzey Kıbrıs onlardan biri olmasın? Bakın bugün bir milyona yaklaşık turist sayesinde bütçe açığının yüzde 54’ünü kapatabiliyoruz. Bir omuz daha verilse işte o zaman köşe döneceğiz.
Hatırlatalım. Turist arttıkça memleket çevre kirliliğinden de kurtulur, kendi kendisiyle kalakaldığı yalnızlığından da! En azından dünya insanları ile tanışır. Güler de eğlenir de… İnanın Kıbrıs Türk insanının böylesi hayata çok ihtiyacı vardır. Haydi çalıştırın artık o lokomotifi!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: “SAYGIYA SAYGI GÖSTERİLMELİ!”
Bisikletliler, motosikletliler trafikte kendilerine saygı gösterilmesini istiyorlar. Haklarıdır. Nitekim trafiğin en berbat koşullarında ne zaman bisiklet kullanan bir insan görsem “imrenir, keşke ben de kullansam” derim.
FAKAT: O bisikletli gençlerin çoğu ne yaparlar bilir misiniz? Her iki kulaklarına radyolarının kulaklıklarını takarlar. Ve trafiğin en yoğun olduğu yollarda sağa sola bakmadan dolayısıyle müzikten başka ses duymadan “tüm sürücüler beni korumak zorundadır” vurdumduymazlığında sürüş yaparlar! Akalarında giderken uyarmak gereğini duyduğunuz bir olay olsa bomba patlatsanız duymazlar…
Ve motosikletlikler. Tehlikeli hobi de olsa zevklidir, gençliğimden bilirim. Fakat trafiğin en yoğun olduğu vakitlerde motorla gösteri yapar gibi sürüşler, zaten almış başını gider, trafiği beterince korkunç ve tehlikeli yapar. Kısaca “İki tekerliklere saygımız var. Onlar da bu saygıya saygı ile cevap vermelidirler.. Kent yollarında sürat da olmaz, vurdumduymazlık da!
































