Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AKINCI’NIN ÜÇ İLKESİ: (GÜVENLİK, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK.)

Dün Sn. Akıncı’nın Havadis, Filelelefteros ve Cypus Weekly gazetelerinin temsilcilerine ortaklaşa açıklamalarda bulunmasını yorumlarken,  “Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını savunduğuna inanıyoruz” başlığını attıydım. Neden? Bir tereddüdümüz mü vardı? Rum tarafına büyük ödünler vereceğini mi sanıyorduk?
Doğrusu bizim cephenin yani “KKTC’nin yaşatılmasından yana olanların..  Veya “çözümde iki ayrı devlet” esasını dolayısıyle konfederasyonu savunanların.. Yahut   hem bugünkü sınırların hem de topografik yapının olduğunca korunmasını isteyenlerin, evet tereddütleri vardır..          Pekala bu şüpheli yaklaşımlara Sn. Akıncının siyasi soruna yönelik politikasında yansıyan yakınlığı ile uzaklığı ne kadardır?
İŞTE O AÇIKLAMLARDAN BİRİ: Üç gazetenin ortaklaşa oluşturduğu röportajda Sn. Akıncı “parçalı veya süreli bir garanti sisteminden mi söz ediyorsunuz” sorusuna şu cevabı veriyordu:  …Şimdi bu konuda bir yorum yapmak istemem. Ben sadece ilkeleri ortaya koyuyorum. Bir anlaşma yapacaksak bu anlaşmanın parametrelerinden biri de güvenliktir. Biz ne istiyoruz, iki kesimlilik istiyoruz. Özgürlük istiyoruz. Birinin ötekine tahakküm edemeyeceği bir yapı istiyoruz. Bütün bunları her iki toplum için de istiyoruz..  Kısaca Sn. Akıncı Türk tarafının isteklerini işte bu üç sihirli kelime ile özetliyor: “Güvenlik, eşitlik, özgürlük…”  Ve ekliyor: Ben Türkiye ile  konuşmadan önce de  bu ilkeleri çoktan beridir savunuyordum…”
GÜVENLİK: Sn. Akıncı’nın bu üç temel “ilkesi” tabi ki Kıbrıs Türk halkının da doğal ilkesidir ve pek tabi kendi devleti açısından Güney’in de ilkesi olması gerekir. Güvenlik, açık seçik TC’nin garantörlüğünü içermektedir.
EŞİTLİK: Zaten tartışması dönüşümlü Başkanlık  konusunda yapılıyor. Daha bir ötesi Yönetim ve güç paylaşımı ile iki kurucu devlet olgusunda “eşitlikler” ciddi ciddi gündemi zorlayacaktır.
ÖZGÜRLÜK:  İşte o büyük “olay.” Ki insanlıkla eş yaştadır.          Ki egemen devlet varsa “özgürlük” de vardır!
İki kurucu devlet varsa “güvenlik ve siyasi eşitliği” de kapsamına alan iki   “özgür irade”  oluşacaktır.
Özgürlüğün felsefesini yapacak değiliz. Ancak 8 yüz bin kişilik Rum halkı karşısında  3 yüz bin kişilik Türk halkı olarak  “güvenlik ve siyasi eşitliğe” kesinlikle sahip olmalıyız ki özgürlüğün de sahibi olalım…
Sn. Akıncı “ilkemdir” dediği bu  üç temel  tutumu nedeniyle karamsar düşüncelerimizi dağıtıyor. Kâfi değil ama: Aydınlık yarınları da müjdelemelidir.         

      **********     

  AYNAMIZDAKİ EKONOMİ. (KTTO’NIN YAKINMASI!)
Bir arkadaşım bana sürekli “her şeyden bahset ama ekonomiden bahsetme” diyor! Ben de inadına “ekonomi” diyorum. Hem de anlamadığım halde!
Mesela geçen hafta KTTO’ı  2015-16 yıllarını kapsayan “Rekabet Edebilirlik Raporu” hazırladı, üzerine toplantılar yapıldı. Ticaret Odası KKTC ekonomisinin  çok gerilerde kaldığından yakınıyor. Gelişmekte olan 141 ülke dolayısıyle ekonomisi arasında KKTC 121. Sıradaymış.
Bunu işittiğimde sevindim. Üretmeden, ihraç etmeden, yıllık ve mesela 5 yıllık  kalkınma planlarını uygulamadan eğer hâlâ 121. Sırada isek bravo!
Tabi bu KKTC ile kıyaslamaya sokulan ülkeleri bilmiyoruz ama inanıyoruz ki en az nüfusa sahip olanı biziz! Siyasi çözümsüzlüğü taşırken Ambargolar altında  ezilen de biziz! Türkiye’nin açıktan parasal katkısı olmasa maaşları bile ödeyemeyecek duruma düşecek olan da biziz!  Bu kadar çaresiz ve muhtac’ı dide durumunda iken eğer hâlâ rekabet edebilirlik sıralamasında 121. Sırada isek, bravo bize!
FAKAT: KTTO’sına göre “rekabet edebilirlikte geri kalmamızın nedeni yukarıda yazdıklarım değil. Tam teşekküllü bir devlette bile mesela Türkiye’de de  zaten ekonomik kalkınma sorunlarını oluşturan nedenlerdir. Mesela  düşük tasarruf! Yüksek bütçe açığı! Düşük seyreden GSMH’nın büyüme oranı! Falan…          Doğrusu anlamadığımız konular işte bunlardır. Ve bunlar da KTTO’ı kadar direkt Kıbrıs Türk halkını da ilgilendirmektedir..    Çünkü sorun siyasidir!         Seçilmişlerin memleketi yönetemediklerinin ispatıdır!          İsteseler de yönetebilecek mali ve ekonomik becerilere sahip olmadıklarının ekonomi aynasında yansıyan naturalarıdır !
ÇÜNKÜ: Son dönemlerde seçim üstüne seçim yaparken bizi yönetmeleri için seçtiğimiz insanlar   devletin   yücelmesini  en azından  Güney’deki Rum devleti ile rekabet edebilirliğe ulaşma hedefini değil, kendilerini sandıktan yeniden çıkartacak popülist uygulamaları yeğlerlerken, siyasi yönden de Kuzey’i Güney’e nasıl yamayacaklarının   türlü çeşitli atraksiyonlarını sahnelemektedirler!    Mesela İki halkı birleştirip her yönden güçsüz ve zafiyet içinde olan Türk ekonomisini Rum ekonomisinin monopolüne sokmayı denemek istiyorlar! 
Mesela KKTC ekonomisini düzeye çıkarmadan birleşik iki ekonomi yaratıp gelecekleri kurtarmayı hedefliyorlar!
Mesela sadece siyasi yönden değil, ekonomik yönden de  Türk halkını bir gün geri dönüşü olmayan “ikinci sınıf toplum durumuna düşürecek bir maceraya itiyorlar!.”
HA SAHİ! Güney neredeyse Küçük Yunanistan oldu! Bizse  suyu akıtan Türkiye ile bile kavga ediyoruz!
     *********
KISACA TAKILDIĞIM:  (TRAFİK CEZALARI.. İNSAF!)

Tabi ki trafikte kontroller yapılacaktır.. Tabi ki sürücülerin evrakları denetlenecektir! Tabi ki radarlar çalışacaktır! Ve tabi ki hata yapan, trafik kurallarını ihlal eden sürücüler cezalandırılacaklardır.
Ancak 9 yılda yok da 45 milyon TL’lik ceza! Ne sürücü-araba  sayısı ile doğru orantılıdır bu ceza ne de dinin yarısı olan “insafla!” Kaldı ki soralım:
Onca cezaya karşın trafik kazaları arttı mı? Evet!
Onca cezaya karşın  trafikle ilgili düzenlemeler yapıldı mı? Hayır!       Onca  cezaya karşın ölümlü kazalar azaldı mı? Hayır!  
ANLAMAMIZ GEREKİR: Trafikte bir köşede durup gelip giden arabaları kontrol edip ceza kesmek, radarlara takıp anasını ağlatmak memleket trafiğini felâket olmaktan kurtaramadıklarını anlamamız gerekir! 
Anlamamız gerekir. Trafik sadece “kontrolleri” ile değil; işaretleri, yolları, araba parkları, kavşakları, denetimleri, eğitimleri ile birlikte bütündür. Sadece ceza yazmak görüldüğü gibi trafik sorunlarını azaltmadı azdırdı!