Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÇIKARLAR DÜNYASI: (TÜRKİYE’NİN DE KIBRIS’TA ÇIKARI VARDIR.)

Amerika’nın dünyanın hangi ülkesinde petrol ile gaz varsa o ülkede çıkarı vardır!
Rusya Amerika değildir ama onun da Doğu Akdeniz’de enerjisi olan ülkelerde çıkarı vardır.
Keza İngiltere de farklı çıkarlar peşinde değildir.
Hatta hemen her ülkenin kendi sınırları kendi denizleri kısaca kendi coğrafyası ötesinde şu veya bu nedenle çıkarı vardır, o çıkarını “ulusal politikası”  yapmaktadır.
Bu nedenle Amerika da Rusya da Suriye’de İŞİD terör belası nedeniyle savaşmaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı bölge ateşler içinde yanarken, dünyanın görüp göreceği en büyük mülteci sorunu yaşanmaktadır… Buraya kadar kabul mü? Ulusal çıkarlar üzerine kurulmuş bir dünya gerçeğinde yaşamakta olduğumuzu, “büyüklerin küçükleri tepeleye tepeleye, eze eleye, yaka öldüre   daha bir büyüdüklerini kabul ettik mi?       ÖYLEYSE SORALIM: Bu gök kubbenin altında bir tek Türkiye’nin mi “ulusal çıkarı” yoktur? Bir tek Türkiye mi dünyanın barışını korumaya memur ülkedir! Bir tek Türkiye mi kendi sınırlarının bir karış ötesindeki düşmanına bile müdahale edemeyecektir? Hatta bir tek Türkiye’nin  mi kendi sınırları içindeki “devlet varlığını, vatanın bütünlüğünü teröristlere karşı koruma hakkı yoktur?”
Ve soralım: Türkiye’nin Kıbrıs’ta hiç mi çıkarı yoktur? Ki İsrail’le, Mısır’la, Rusya ile uluslar arası anlaşmalar yapan, ortak askeri tatbikatlara katılan Güney Rum’unun en büyük müttefiki “anavatanı” Yunanistan değil mi? Hatta Güney’i çoktan Helenizmin kalesi durumuna getirmedi mi? 
ÇAVUŞOĞLUNU’NUN DEMECİ. Yukarıda yazdıklarım TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun geçtiğimiz hafta Rum tarafındaki Filelefteros gazetesinin sorularına verdiği cevaplarını okurken çağrışım yaptılardı.  Nitekim “Kıbrıs Türk halkının güvenliği kritik önem taşıyor” derken sadece o güvenlikten sorumlu ülke değil, kandaşlarını, yurttaşlarını, ırkdaşlarını da korumak yükümlülüğünde olduğunu hatırlattı. Bir şeyi daha hatırlattı: Rum’un gazının TC üzerinden geçmesi olayı ile adadaki Türk askerinin çekilmesi olayını..   Her iki olayı da “Türkiye’nin de Kıbrıs’ta çıkarları vardır” imajını  çakarak vurguladı..  Niçin olmasın diyoruz. Yedi düvelin ülkesinin Ortadoğu’da Doğu Akdeniz’de çakarı olacak da 3 milyon mülteciyi  barındıran, Kıbrıs’ta 42 yıldır askeri ile barışın devamını sağlayan, denizden borularla adaya su akıtan Türkiye’nin mi çıkarı olmayacak.
“BİZİMKİLERİN” HEZEYANLARI: Türkiye’den parayı kapacak, her türlü yardımını kabullenecek hatta güvencesine sığınarak geh geh edecek, sonra da Güney’e göz kırparken, “askerini, insanını, memurunu,  suyunu da al git” diyecek! Yerine de Güney’den gelecek Rum ahaliyi yerleştirecek!..Tarih bunları da lanetleyecek!
     **********   

   HÜKÜMET NEDEN YIPRATILIYOR? (OLAYLAR HALKI BIKTIRMAYA YÖNELİKTİR!)
Genç ve yeni  bakanlarımızın  gemişteki siyasi misyonları “muhalefet” kimlikliydi. Gelip giden hükümetleri kıyasıya eleştirirlerdi.  Politikanın doğasında olması gerekeni yaparlardı…
Fakat (çok da inanmadıklarından) olacak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hep o muhalefet gözlükleri ile değerlendirdilerdi. Bugün de halkın büyük kesiminin inandığınca  Devletin kötü yönetildiğine inanıyorlardı. “Ceberut devlet” söylemi o  inançlarına çakılı sloganlardandı. Allah razı olsun ama! Gün geldi Bakanlık mertebesine kadar yükseldiler ve ceberut devletin kaderini yüklendiler! Hem de büyük iddia ile…
“MÜFLİS DEVLET!” Tabi ki genç Bakanlar olarak görev yüklenene kadar bilmiyorlardı. Veya “varsa devlette zafiyet biz düzeltir yeniden yapılandırırız” zannediyorlardı. Zaten “Hükümet Programı” da bu iddialarını çakıyordu. Reformist bir hükümet olacaklarını ilan ettilerdi. Bu iddialarını gerçekleştirmek için hâlâ şansları var mı bilmiyorum ama canları sıkılmış da olsa söylemek zorundayız: Devri iktidarlarında KKTC sadece “müflis devlet” olmakla kalmadı, gitgide “orman yasalarının” pençesine düşen bir aczin de devleti oldu. Olaylara bakın:
Tarım ve hayvancılık kesiminde reform amaçlı planlar yapılır ama ne çiftçiden kabul görür ve hayvancıdan!
Süt ürünleri ihracatında düşüş başlar, tonlarca süt depolarda atıl kalır!
Buna karşılık parasal destekler bedeller çatır çatır ödenir, ödenmezse eylemlerle ödettirilir.
On yıl sonra ilk kez hazinede memuru ödeyecek para kalmaz. Taksit taksit  şuradan buradan toplanan paralarla yapılır ödemeler.   Belediyeler batar  ama uğurlarına su savaşı verilir, memleket aylarca bu olaya kilitlenir.
Trafik kazaları beterince artar, çevre kirliliği bitmez itmez, grevler furyası devam eder, Kıb-Tek sorunu dinmez, döviz vurur pahalılık artar…
Derken illegal olaylar debreşir. Kundaklamalardan kürtajlara, pompalı tüfeklerle şuraya buraya ateş açmalara, esrar ticareti yolları kurulmasına kadar…
OYSA BİLİYORUZ.  KKTC bu korkunç olayların yaşandığı yer değildi! Tutun ki bu kadar  değildi!  Zaten asıl anlaşılamayan taraf da buydu: “Alkışlarla iktidara gelen koalisyon hükümetinin göreve başladıktan sonra bizzat kendi yandaşları, kendi partilileri,  kendi militanları tarafından kazıklanması!  Partilileri tarafından destek değil köstek görmesi.      Niçin bilir misiniz?  KKTC’yi referandum’da  “evet” demeye hazırlıyorlar! Ne kadar bıkkınlık, kaos, illegal olay; o kadar Türkiyesizleştirilecek bir Kuzey’de Birleşik Kıbrıs yolunu açacak “evet!”
     **********     

KISACA TAKILDIĞIM: (YABANCI UYRUKLULAR SORUNU) 
KKTC’de yarattığımız İki büyük olayımız vardır. Birisi “kumarhanelerimizdir”  diğeri “üniversitelerimiz!” Bu iki sektörü tüm diğer kurumlardan ayrı yere koyuyorum çünkü iyi denetlenmediklerinde “toplumu olumsuz etkileyen hatta terörü hatırlatan olayların suçluları oluyorlar.”
Dün de yazdım. Üniversiteler her yıl biraz daha artan sayıda Afrika ve Asya ülkelerinden gelen öğrenciler kaydediyorlar.Bu öğrenciler artık günlük hayatımızın içindedirler. Mesela Mağusa’da gün geçmiyor ki bir uyuşturucu olayının bir kanlı trafik kazasının altından bu öğrencilerin adları çıkmamış olsun. Çoğu parasız pulsuz ya hırsızlık yapıyorlar yahut özelin yanında kaçak çalışıyorlar! Kısaca vukuatları her gün artarak devam ediyor. Ve artık girişlerde çok iyi denetlenmeleri kaçınılmaz oluyor.. Bir kez daha yazma ihtiyacını duyduk.