İn misin cin misin? Melek misin melaike misin?.. “Çözümden ” söz ediyoruz çünkü artık “düğüne hazırdır” diyorlar. Ne var ki hâlâ cim karnında bir nokta!
Kısaca geçen hafta da Kıbrıs’ı izdivaca hazırlamaya devam ettilerdi! Haspam, o da nazenin gelin gibiydi! Süsleyenleri etrafında pervane, makyajörleri peşi peşineydi! Dillerde dolandıkça adı şiirleşip şarkılaşıyordu! “Çözüme hiç bu kadar yakın olmadıktı” deniyordu. Hatta inanmayacaksınız: 1961’lerden beridir AB kapıları önünde bekletilen Türkiye, şu mülteciler ve Kıbrıs’ın çözümü olayı nedeniyle AB’ye üye bile olacak deniyordu! Ve Akdeniz’de ılgıt ılgıt bahar rüzgârları esiyordu…
DERKEN EFENDİM: Geçen hafta Güney Kıbrıs’ta düğün derneğe hazırlanan gelinin yüzünü gizleyen koyusundan makyajı akıverdi.. Ooo! Bir de baktık ki Yunanistan, İsrail, Rum tarafı bir araya gelmişler ülkeleri arasında türlü çeşitli sosyoekonomik konularla Doğu Akdeniz’deki gazı borularla Yunanistan’a taşımayı içeren anlaşmayı yapıvermişler..
Tam bu sırada da artık Türkiye sınırlarına iyicene dayanmış Rusya’yı Türkmenlerin üzerine salmışlar ki son darbeyi vurup bitiriversin..
Ötede Cizre’de Silopi’de sürüp giden ve devlet olmak isteyen Kürt terör hareketi!
Arada patlayan haberler: “Türkiye ile Yunanistan garantiler konusunda anlaşmaya vardılar!”
GEÇEN HAFTA TÜRKİYE: Kimsenin henüz nasıl bir çözüm formülü üzerinde uzlaşıya varılmakta olduğunu anlatamadığı, buna karşılık sadece “çözüm isteriz, çözüme çok yakınız” açıklamalarında bulunulduğu ortamlarda, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en kritik en bunalımlı olaylarını yaşıyor! İlk defa içten ve dıştan bu kadar sıkıştırılıyor, varlığı bu kadar tehdit altına sokuluyor. Tek umudu NATO olmasına karşın görülüyor ki o da olayların kıyısında kalmayı yeğliyor. İşid’e karşı desteklediği PYD’nın yüzü suyu hürmetine özellikle Rusya söz konusu olduğunda “bırak yapsın bırak gitsin” siyaseti öne çıkıyor!
KISACA: Türkiye zor durumda! Bu gelişmelerin Kıbrıs siyasi sorunu ile ilgisi “çözüme” giderken büyük oranda ödün vermeye zorlanacak olmasını çakıyor! Bunların içinde garantörlüğünden feragat etmesi de olabilir, Kuzey’deki TC kökenlileri geri çekmesi de! Güney bu iki konuda çok ısrarlıdır çünkü sağlamaya çalıştığı çözüm “Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs çözümüdür…” Eğer söylendiği gibi çözüme yaklaşmışsak biline ki o çözümde Türkiye yoktur! Son karar yine de Kıbrıs Türk halkınındır!
**********
DENİZİN BİTTİĞİ YERDE: (KKTC’DE ÇÖZÜLMEYEN SORUNLARIN AKI İLE VAHI KALDI!)
Biz “köşeciler” iyi biliriz. Eğer klavyenin başına oturmuş parmaklarımızı oynatmadan düşünüyorsak biline ki memleket durdu! Ki geçtiğimiz hafta KKTC’de deniz de bittiydi. Nitekim genç Maliye Bakanımız Özgür Aralık ayı itibarı ile hazinede olan biten parayı Kamu görevlileri ile son partide süt üreticilerine de dağıtıp “müflis işadamı” gibi ortalarda çaresiz kalınca, sadağında kalan o son okunu da çıkartıp atarken intikamını şöyle aldıydı: “Size yüzde 7.78 artış verdik ama merak etmeyin. Harçlara yaptığımız son zamlarla bu paranın yüzde altısını çatır çatır geri alacağız!..”
Tabi Özgür bu çıkışı ile sine’i millete dönmüyordu! Çünkü artık orada yeri olmadığını biliyordu! Tıpkı kendisi gibi genç Tarım Bakanı Erkut Şahali gibi! O da “tarımda reform” diye ortaya fırlayıp, yılların müzmin sorunlarına çare üretmeye çalışırken yedi zılgıtı! Ve arada uyarmak gereğini duyduğunda dedi ki “eğer bu tarım reformu uygulanmazsa size verecek para bulamayacağız haberiniz ola!”
Tarım kesiminin cevabını araştırmaya bile gerek yok! “Biz senin reformlarını falan istemeyiz, teşvik ve doğrudan destek paralarını isteriz! Bunları yerine getir, ötesine karışma, gül gibi kal makamında!” Gerçekte memleketin ahvali budur da ya para?
Geçen hafta su konusunda da aynen müzakerelerde olduğu gibi ilerlemeler oldu. Hatta CTP Parti Meclisi’nin başı Talat aynen Kıbrıs siyasi sorununda söylendiği gibi su konusunda da “çözüme hiç bu kadar yakın olmadıktı” diyerek umutlara sevinçler kattı! Eee kolay değil elbet. Koskoca Türkiye ile cebelleşmek ve de galip gelmek!
Müzmin dert: Tabi ki “Ercan Hava Alanı.” Serdar Denktaş’lı DP Koalisyondan giderken topluma iki büyük miras bıraktıydı. Birisi Ercan’ın “yap işlet devret” sistemi ile devletin elinden kayıp çıkması, denetlemez duruma düşmesi; diğeri de DAÜ’de bıraktığı Rektörlük sorunu ki hâlâ çözülmedi, aksine dal budak saldı..
KISACA: Geçen haftayı da “boşuna” geçirdikti. Ne icraat vardı ne bereket!
**********
KISACA TAKILDIĞIM. (AKINCI’NIN KATILIMI PROTOKOLE UYGUN DEĞİLDİ!)
Geçen hafta Slovakya Büyükelçisi Oksana Timova Rum ve Türk bazı siyasi parti Temsilcilerini rutin “toplantılar” silsilesinde yine topladı… Her toplandıklarında Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunurlarmış. (Telaşım şudur. Es kaza bir gün çözüm olursa her halde 25 yılı aşmıştır, bu Slovakya ve mesela şimdilerde büyükelçisi Timova, Akıncı ile Anastasiadis’in alacağı Nobel Barış Ödülüne kime niyet kime kısmet derken ortak olacak!)
Yazacağım ise şuydu. Hadi her toplantıya “asso pik” gibi katılan bizim Din İşleri Başkanımız Sn. Atalay’ı anladık. Fakat bu son Slovakya Büyükelçisinin rutin toplantısında Sn. Akıncı’nın Parti temsilcileriyle hangi makam, hangi görev, hangi protokol nedeniyle bulunduğunu anlayamadık!
Ki o toplantı Cumhurbaşkanlığında Sn. Akıncı’nın daveti ile gerçekleştirilmiş olsaydı, “bilgilendirme, müzakerelere ve barışa katkı” babında anlaşılır bir ağırlık kazanırdı. Fakat Sn. Akıncı’nın katılımı “makamına” ve “protokola” hiç uygun düşmedi..
































