Dünyada etnik halklara dayalı federasyonlar yıkılıp gider, ayakta kalanlar yıkılsınlar diye kendi içlerinde olmadık fasaryalar yaratırlarken, bizim “federasyoncularımıza” zil takıp oynayacakları bir müjdem var! Anlatayım: Son dönemlerde Türkiye’de aslında Özal’dan bu yanadır zaman zaman gündeme gelen bir görüş vardır. “Acaba Türkiye’de ve tabi Güney Doğu’da Kürk ahaliyi bir federasyon sistemi içine oturtmak, varolan Kürt sorununu çözmeye yeter mi?”
Rahmetli Özal da bu “federasyon” kelimesini telafuz etmişti. Şimdilerde “eyalet sistemine geçilsin” diyenler var. Bunu da “Erdoğan’nın son yıllardaki açıklamalarına dayandırıp “eyalet sisteminden korkulmamasını” söylediğine mim koyuyorlar…
KIBRIS’LA İLGİSİ NEDİR? Türk-Kürt halklarının Kıbrıs’taki Türk-Rum halklarına oranla çok daha kaynaşmış ve çok daha iç içe olduklarını söylemeye gerek yoktur. O kadar yoktur ki Türk’ü Kürt’ten ayıran tek unsur “dili” olmaktadır. O dil de hem Kürtçedir hem Türkçedir yani ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda sorun yaratmamaktadır…
Bir de Kıbrıs’a bakın! Bir yanda Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır diyen aslında Levantin kökenli Ortodoks Rumlar, öte yanda 1571’de Anadolu’dan adaya göç ettirilmiş Türkler.
Dilleri, dinleri, gelenekleri, görenekleri kısaca kültürleri farklı iki etnik halk! Doğrusu etlerinin bir kazanda kaynamadığı tarihe mal olmuş kanlı olaylarla ispatlıdır! Buna karşın bu kadar ayrı gayrı iki etnik halk, küçücük adada “federal sistem” şemsiyesi altına girmek için yıllardır müzakerelerden müzakerelere masa kurmaktadırlar! Sonuncusu Annan planıydı ki 9 bin sayfadan oluşuyordu. Şimdilerde müzakere masasında kopyası çekilen de bu plandır…
SADEDE GELELİM. Eğer bu adada Türk-Rum halkları bir federal sistemde buluşabiliyorlarsa, Kürt halkı da kendine uydurulacak bir federasyon sistemi içinde, pek ala da Türkiye’deki barışçı ve fonksiyonel yerini alabilir.
Üstelik “nasıl bir fedaral sistem” sorusuna cevap aramak gereğini bile duymadan!
Üstelik bir yöreden diğer bir yöreye göç etmeden!
Üstelik kendi mali ve sosyoekonomik yapılanmalarını Merkezi ülke durumundaki Türkiye’ye entegre ederken, büyük değişikliklere gitmeden!
Üstelik mülk ve toprak sorunları yaşamadan! Falan…
Şayet Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkı bir zoru aşar ve “federal bir sistemde” buluşurlarsa, Kürt halkının gözü aydın ola! Şu Annan planının risalesiyle bile “federal devlet” olur! Yetmezse Akıncı ile Anastasiadis’ten yardım bile alabilirler!
**********
ETRAF TARUMAR! (BELEDİYELER BİRLİĞİ Mİ KALACAKTI AYAKTA?)
“Eyvah ne yer ne yar kaldı/ Gönlüm dolu Ah’ı zar kaldı/ Şimdi buradaydı gitti elden/ Gitti ebede gelip ezelden…”
Şu bizim Belediyelerin darma duman olmuş hallerine baktıkça Abdülhak Hamit Tarhan’ın Makber adlı şiirinin dizeleri yapışıyor dilimin ucuna ve sürekli zırlanıp duruyorum! Çünkü anlayamıyorum:
Neydi bu belediyeler ki yirmi sekizi değil ayni durum vaziyetlerde yüz yirmi sekizi bir araya gelseler “ayakta duracak tek belediye” bile etmeyeceklerdi!
Neydi bu belediyeler ki kaç yıldır varlıklarını sürdürebilmek için sürekli devletin kasasından para sömürürlerken, bir araya gelecekler de kendi finansmanlarıyla mesela TC’den akacak suyu yöneteceklerdi!
Neydi bu belediyeler ki asli görevleri olan yolları kaldırımları bile yapamaz, temizlik tertibe yetişemez, mevcut suyu bile hakçasına dağıtamaz, sokakları aydınlatamazken… bir araya gelecekler de “BESKİ” adlı birliği oluşturacaklardı!
KALDI Kİ: Bu belediyeler çoktan içinden çıktıkları siyasi partilerin “dümen suyunda” rota tutarlarken, “önce partime sonra yöreme hizmet” anlayışında istihdam üzerine istihdam dikerlerken, kurdukları “birliği” nasıl ayakta tutacaklardı ki?
Nitekim ne oldu? Su konusunda siyasi partiler arasındaki anlaşmazlık derinleşince olay “BESKİ”ye de yansıdı, “bu iş buraya kadar” dendi!
KURUMLAR DÖKÜLÜYOR. Yeniden kurarsanız ne alâ diyeceğiz de nasıl? KKTC’den sorumlu koordinatörümüz Tuğrul Türkeş bile şaşıp şaşıp şaşıyor! Adam demek istiyor ki “yahu siz kendi içinizde dövün dövün dövünüyorsunuz, paralanıp yırtınıyorsunuz ama kimselerin ne haberi var hallerinizden ne anlıyor yapıp ettiklerinizden!”
NİTEKİM: Artık endazesi kaçmış, birbirimizi “psikolojik rahatsızlıklarla” itham ediyor, yetmiyor “zaten tüm toplum psikolojik rahatsızlıktan muzdariptir” deniyor!
Öte yandan artık yapacak tek tırnaklık işi kalmamış, oturduğu “makamda” her halde kendini eğreti gören Sağlık Bakanı “hükümetin yüzünde kırbaç gibi şaklayan açıklamasını yapıyor, “sistem çöktü” diyor. “Reform kaçınılmazdır” diyor!
ÇARE NEDİR? CTP-UBP Koalisyonunu can’ı gönülden destekleyenlerden biriydim. İki büyük parti bir yere gelirse “büyük işler” yapabilirler diyordum! Olmadı! Nedenlerinden birisi Hükümet programının uygulanmasının müzakereler safhasının en sıcak yerine denk gelmesiydi, rölantiye yatırıldı!
Diğeri hem CTP’nin hem UBP’nin kendi içindeki Kurultay sıkıntılarıydı. Aştılar ama yaraları kapanmadı!
Üçüncüsü Parti Meclisini kullanarak rüşt ispatına çıkan Talat’ın, Kalyoncu hükümetini by pass etmesiydi.
Dördüncüsü, burası KKTC idi, işler böyle alengirli giderdi!
Sonrasını aramayın! Bakın Belediyelere “malın değerini anlarsınız!”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BİR TÜRBE DE BELEDİYELERE!)
Doğuştan felçli bir çocuğu ne yaptılarsa iyileştiremeyen ailesi son çarede Hoca’ya götürür ve derler ki. “Bak hoca efendi. Bu çocuk işte gördüğün gibi. Ne olursun bir oku üfle de düzeliversin sabicik..”
Hoca bir çocuğa bir ana babasına bakar, sakalını sıvazlar ve der ki: “Siz alın bu çocuğu, şu köşeyi döndünüz müydü bir evliya türbesi var. İşetin üzerine…” Daha lafını bitirmez, “aman hoca efendi” der ana ile babası, “işerse türbeye, sonra çarpılmaz mı çocukcağız!”
Hah der Hoca. Çarpılırsa eğer düzelir işte!
Diyesim o ki Allahtan umut kesilmez. Çoktan felç olmuş Belediyelere de tez elden buluna bir türbe!
































