Kıbrıs’ta “ekşi” dediğimiz limon, bir zamanlar yalnızca bir meyve değildi; toplumun paylaşım kültürünün, imece anlayışının ve kolektif yaşam bilincinin sembolüydü. Her evin bahçesinde mutlaka bulunurdu. Eksik olanlara ise komşular hiç düşünmeden tedarik ederdi. Ekşinin manavlarda, bakkallarda ya da şimdiki zamanda satıldığına pek rastlanmazdı, çünkü ekonomik değerinden çok, toplumsal dayanışmayı ifade eden bir anlamı vardı.
Bugün tablo farklıdır. Ekşi artık marketlerde ve manavlarda 200–250 TL bandında satılıyor. Bir zamanlar paylaşılan ve ortaklaşa tüketilen bu ürün, bugün bir meta, ekonomik bir değer haline gelmiş durumda. Buradaki değişim yalnızca bir tarımsal ürünün hikayesi değildir; aslında toplumun sosyo-kültürel çözülüşünün ve ekonomik zihniyet dönüşümünün özeti gibidir.
Paylaşım Kültüründen Tüketim Kültürüne
Bir toplumun kodlarını en iyi gösteren şeylerden biri, gündelik yaşam pratikleridir. Ekşinin evden eve dolaştığı bir dönem, komşuluğun, imecenin ve kolektivizmin canlılığını gösteriyordu. Bugün ise her şeyin market rafına sıkıştığı, parayla ölçüldüğü bir toplumsal düzene geçmiş bulunuyoruz. Bu dönüşüm, sadece ekonomide değil, kültürel değerlerde de ciddi bir kaymaya işaret ediyor. Paylaşım kültürü kayboldukça toplum bireyselleşiyor, dayanışma ruhu yerini yalnızlığa bırakıyor.
Beton Ekonomisi ve Ganimet Zihniyeti
Bulduğumuz bağ ve bahçeler, toprağın yalnızca ekonomik bir değer olmasının ötesinde; kültürün, kimliğin ve yaşam tarzının bir parçası olarak toplumun elinde şekillenmişti. Bu gerçek, bugünü farklı şekillerde öteye taşıyan, geçmişten gelen üretim ve paylaşım kültürünün bugünkü toplumsal çözülüşü anlamamızda anahtar rol oynayan bir mirastır.
Ekşinin hikayesi aynı zamanda tarım alanlarının beton ekonomisine, ganimet anlayışına kurban edilmesinin de sembolüdür. Narenciye üretiminin kalbi olan bu topraklarda, bahçelerin yerini apartmanlar; tarlaların yerini inşaat projeleri aldı. Kısa vadeli kazanç uğruna üretimden kopuldu, emeğe dayalı ekonomi terk edildi. Bu durum yalnızca ekonomik bir tercih değil; toplumun özne olma kapasitesini yitirmesine, kendi topraklarında edilgen bir duruma düşmesine yol açmaktadır.
Çağdaşlaşma Yanılgısı
Kıbrıs Türk toplumu için çağdaşlaşma, üretimden koparak tüketim toplumuna dönüşmek değildir. Aksine, çağdaşlaşma üretimi, emeği ve paylaşımı koruyarak mümkündür. Tarımdan kopmuş, üretimden uzaklaşmış bir toplumun kendi geleceğini tayin etmesi de zordur. Çünkü üretimden uzaklaşan toplum, siyasal özne olma vasfını da kaybeder.
Ekşinin Bize Anlattığı
Ekşinin bugün market raflarında yüksek fiyatlarla satılması, ilk bakışta basit bir ekonomik mesele gibi görülebilir. Oysa bu durum, toplumsal paylaşım kültürünün, imece anlayışının ve kolektif yaşam kodlarının kaybolduğunun göstergesidir. Bir meyveden fazlasıdır bu; toplumun tarımdan, üretimden ve dayanışmadan kopuşunun simgesidir.
Kıbrıs’ın geleceği, betonlaşmaya teslim edilmiş bir tüketim toplumunda değil; üretim, emek ve paylaşım üzerine inşa edilecek bir toplumsal modelde yatıyor. Bu topraklarda barış da, refah da, siyasal özneleşme de ancak üretim kültürünü yeniden canlandırarak mümkün olabilir.
Neden mi?
Tabiki tüketen toplum edilgendir; üreten toplum ise özgür ve özne olgusunu nesillere bırakarak yaşarken, bahçedeki bir ekşi ağacının gölgesindeki hatıraları isteseniz de silemezsiniz.
Toplumsal hafıza bazen bir harnıbın pekmezinde, üzümün palüzesinde, zeytinin çakistesinde, portakalın tadında, turuncun macununda, ekşinin limonatasında saklıdır. Bu hatıralar, toplumsal kültürü ve hafızayı barındırmaktadır. Bugün ise bu yaşanmışlıkları ve toplumsal hafızayı satın alamayacağımızı bilen bir topluma ve temsilcilerine ihtiyaç vardır.
































