Şubat’tan beridir müzakerelerle kalkıp müzakerelerle yatıyoruz. Ki ilk tanıştığımız, “Acheson Planıydı!” Ardından olagelen müzakere 1960 öncesi “Zürih Londra Anlaşmalarına ilişkindi!” Tek sonuç alınanı da bu müzakerelerdi, “Üniter Kıbrıs Cumhuriyetini doğurduydu!” Ne var ki iki yıl bile dayanamadı, Makarios tarafından resmen yıkıldı… Ve bakın silsile halinde kaç çözüm planının müzakerelerini yaşadık:
1977-79 BM’ler Denktaş Makarios, Denktaş Kiprianu Doruk Anlaşmaları! Rum tarafının muzırlığı nedeniyle kâğıt üzerinde kaldılardı!
1995’lerde BM’ler Genel Sekreteri Butros Gali’nin “Gali Fikirler Dizisi” adıyla lanse edilen çözüm planı! Yine Rum tarafınca sabote edildiydi!
1996’larda Denktaş-Kleridis arasında çözüme yönelik yoğun yazışmalar dönemi. Rum tarafının ayak sürümesi nedeniyle “kuvveden fiile” geçemediydi!”
Ve 2013’lerden başlayarak 2014 referandumuna kadar uzanan çözüme en yakın olunduğu söylenen Annan Planı! Müthiş bir plandı! Rahmetlik Denktaş’a göre 9 bin sayfadan oluşuyordu. Oysa her iki halkın da planla ellerine tutuşturulan kitapçıklar, “risale” esamesindeydiler! Rum tarafının referandumda “hayır” demesi sonucunda kadük oldu!
HAYIR OLMADI! Çünkü Annan Planı tüm “çözüm planlarının” toplamından oluşuyordu. Yeni bir plan da yapılsa Annan Planı yine referans olmaya devam edecekti..
İşte Ban Ki Moon döneminde Eroğlu ile Anastasiadis ve BM’ler temsilcisi Downer ve Rum lider Anastasiadis’le başlayıp, şimdilerde Akıncı, Anastasiadis ve BM’ler temsicisi Eide ile devam eden müzakerelerdeki çözüm arayışları yine Annan planının hükümlerini esas almaktadır. Ki bu kez Rum tarafının Kuzey’den talep ettiği “üzerinde ödünlerdir!”
HATIRLATALIM. Müzakerelerin başladığı 2015’den beridir şunları yazıyoruz: Bir: 2004’de “tüm adanın tanınmış tek devleti olurken, çözüm uğruna bu siyasi avantajını terk edip Türk halkı ile ayni Yönetimi paylaşmak istemeyen Rum tarafı, Annan planına hayır dedi.
İki: Dolayısıyle elan devam eden yeni müzakerelerde Rum tarafı Annan planı üzerinde ödünler isterken, bir yandan da tüm adada nüfus ve mülk çoğunluğuna dayalı egemenlik hakkını kullanabileceği bir çözümü gözledi!
Üç: “Hemen çözüm isteriz” diyenlerle aramızdaki fark “onların” Rum’ların nasıl ve hâlâ Kıbrıs’ın bütününe egemen olmak istediklerini anlamamış olmalarıdır!”
Dört: Türk tarafı müzakerelere “çözümü sağlamak” için başlarken, Rum tarafı “ada egemenliğini” eline geçirmek için masaya oturdu!
Beş. Bu amacına ulaşmak için adanın behemahal Türkiyesizleştirilmesini isterken garantisinin devamını kabul etmedi!
Altı: Rum tarafı Türkiyesiz bir Kıbrıs’ta emeline çok daha süratli ulaşacağının stratejisini benimsedi. O stratejide siyasi eşitlik dışlanırken yönetim erki de “azınlık çoğunluk” olarak hedeflendi, Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına dönüş savunuldu! Yedi: Böylesi bir çözüm şekli referanduma gitmeden bir kez daha kesintiye uğrar! Fakat referanduma Rum istekleri içinde giderse biline ki Türk tarafı 1974’ün değil, 1960 KC’inde kazandığı hakların da ötesine düşer. Ve olsa olsa “özerk bir cemaat olur!”
ANASTASİADİS NE DEDİ: Zorluklar devam ediyor dedi. Omorfo’nun iadesinde hiçbir sorun yoktur dedi! Annan planına göre iade edilecek bölgeler olmazsa olmaz dedi!
Yukarıdakileri Anastasiadis’in işte bu “dedikleri” nedeniyle yazdık! “Biz malımızı biliriz” lafazanlığına yatmayacağız! Fakat gitgide ikinci bir Girit ve Oniki Adalar olmaya doğru gidiyoruz diyeceğiz! Kısaca Rum tarafı dıştan da aldığı güçle bizi fena sıkıştırıyor dolayısıyle fena sıkışıyoruz!” **********
İYİ Kİ VARSIN! (YA SU SORUNU DA OLMASAYDI!)
Yeni yıl geldi gelecek. Bir yılın muhasebesini yapacağız yapamıyoruz! Çünkü ne elle tutulur bir devlet icraatı söz konusu oldu ne de yüzlerde çiçekler gibi açan huzurlu gülüşler görüldü! Yollar, Bakanlıkların kapıları, geçmiş yıllardan sarkan sorunları ile yine Sendikaların, Birliklerin eylemcileri ile doluydu! Belediyeler biraz daha battılar! Eğitim sağlık sorunları kamburları üstüne yeni kamburlar uladılar! Kurumlar daha bir çöktüler! Devletin hazinesindeki ödemeler dengesi daha bir bozuldu! Müzakereler umutsuz vaka olarak devam etti…
Derken yılın şu son günlerine yüzleri güldürürken, Kıbrıs Türk halkının varoluş sürecine önemli katkı sağlayacak TC’den Kuzey’e akan “su” oturdu!
Fakat: Burası öyle bir memlekettir ki “güzelin, iyinin” fidanı olsa ve de topraklarına dikilse, kesinlikle yeşermeden kurur! Ki bu topraklarda “su” bile susuz kalır!
Bu nedenle TC’den akan suya bu halk sevinemedi! Çünkü artık anketlerden “en güvenilmez” unsur olarak çıkan “siyasi partilerimizle siyasetçilerimiz” ve de bilumum uzmanlarımız bu suyun faydalarını değil, memlekete ne büyük zararları olacağının ağıtlarını yaktılardı. Elan Arabın yalellisi gibi TC’den akan bu suyun “ne kadar zararlı olduğunu çağırıyorlar!
HANGİ HÜKÜMET DAYANIR? Yılın büyük olayı oluşunu geçin.. Henüz 21. Asrın ilk basamağındayız ama teknoloji yönünden TC’den akan su asrın olayı olarak anılıyor!
Yararlanmak için hemen devreye sokmamız gerekirken “kendi kendimizi yönetme” iddiasında –ki yukarıda nasıl yönettiğimizin bir iki örneğini ayazlattıydım- “suyu da aynen Belediyeleri yönettiğimiz gibi biz yöneteceğiz” tartışmasını yapıyoruz!
Yine de minnettarız. “Bu su olayı da olmasaydı devlet icraatları adına yazacak neyimiz olacaktı ki?”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ÇİN NİRE KIBRIS NİRE!)
Çin deyip geçmeyin. Sadece yüzölçümü 9 milyon 596 bin 961 kilometre kare. Nüfusunu Allah bilir diyeceğiz ama her halde 2 milyara dayandı! Dünya ekonomisini tarumar eden “her bir türlü Çin işi ürünü ile de ünlü!” BM’ler GK’nin 5 daimi üyesinden biri! Galiba Çin dışişleri Bakanı Wan Yi bu siyasi etiketi nedeniyle Güney’i ziyaret etmekte!
“Olabilir diyeceğiz” de ondan önce şunu söyleyeceğiz. “Kıbrıs sorununa bulaşmayan kalmadı, mevcutlar yetmedi şimdi bir de Çin Dışişleri Bakanı geldi!” Eskiden Kıbrıs için “yedi kocalı Hürmüz derlerdi!” Bu çözümsüzlük böyle devam ederse evvel Allah 77 de olur!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























