Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (GÜNEY EGEMENLİK, KUZEY ÇÖZÜM İSTEMEKTEDİR! İŞTE YANSIMALARI!)

Rahmetlik lider Denktaş’ın “vasiyetimdir” dediği  şu sözleri vardı:
“Ben ölsem dahi şunu unutmayınız. Egemenliğinize sahip çıkınız. Egemenliğinize sahip çıkmazsanız halkınıza çok büyük kötülük yapmış olursunuz, Türkler Kıbrıs’tan arınmış olur. O vakit Girit misali Kıbrıs yunan olur. Dolayısıyle egemenlik esastır. Egemenliğe sahip olunuz. Bu benim daima söylediğimdir. Öldükten sonra da kulaklarda kalmasını isterim.”                *****
NEDİR EGEMENLİK? Bu kelime bir  “devletin” iktidarını kullanmasıdır. (Dikkat edin. Egemen olabilmek için “devlet” olmak gerekir ki “egemenliğe”  sahip çıkacak siyasi irade olsun.)
Devam ediyorum. “Siyasi iradeyi elinde tutan “iktidar” içte ve dışta kendi özel organlaşması ve yükümlülükleriyle ilişkilidir, sözleşmelidir. Mesela J.J.Rousseau egemenliği “toplum sözleşmesinden doğmuş milletin genel iradesi olarak anlıyordu. (Burada millet kelimesini de etnik bir varlık olarak kabul etmek gerekir.) Bir diğer düşünür “egemenliği toplum içinde siyasi hayatı düzenleyen özel bir kurum” diye tanımlıyordu. Sosyolojiye göre de egemenlik toplumun siyasi organlaşmasıdır.”       *****
KKTC NE KADAR EGEMENDİR:   Bu soruya cevap vermeden önce yukarıda Hilmi Ziya Ülken’den aktardığım ve kendi yorumlarımı da kattığım tanımlara dayanarak şunu hatırlatayım. KKTC evet hem siyasi hem de ötesi tüm sosyoekonomik ve kültürel özellikleri ile “organları bir tamam ve yerli yerinde devlettir!” Hem kendi içinde hem de tanınmamışlığına karşın dışa açılımlarında kendi kendinin düzenleyicisi ve tam tabiri ile “egemenidir.”
Fakat: Bu egemenliğini “siyasi yönden tanınmamışlığı” nedeniyle uluslar arası ilişkilerde, özel anlaşmalarda, kültürel ve sportif katılımlarda kullanamamaktadır. Fakat böylesi tanınmamışlık “devlet” olmadığı anlamına da gelmemektedir! Nitekim şu anda (bu tanınmamış devlet) masada BM’ler ve AB üyesi olan tanınmış Güney Rum Devleti ile “eşit koşullarda çözüm için pazarlık yapmaktadır.”  Rum tarafı istediği kadar “sözde devlet” yakıştırmasına devam etsin! Çok açık seçik gerçek şudur ki müzakere masasında karşısında oturan  Türk tarafını siyasi eşitlik ilkesinde “muhatap” olarak tanımaktadır. (Ancak biraz sonra aşağıda anlatacağımız gibi bu “siyasi eşitlik” de-fakto olup Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’den gayrı kimseyi ırgalamamaktadır.)
Bu gerçek çözüme nasıl yansıyacak? Tabi “iki kurucu devlet” esasında. Ancak Annan planında var olan ve Rum tarafını olumsuz etkileyen bu nedenle “hayır” dediği  bir “siyasi pürüz” vardır. Eğer bu “pürüzü” Güney’in yönetim erki yönünden değerlendirirsek  ortaya, şu andaki siyasi statü ile ve “doğruya doğru” dediğimizce şu gerçek çıkar: “Güney’de Rum devleti Kuzey’e egemen  olmasa da 41 yıldır tüm adanın devleti olarak kabul görmektedir.”
Buna karşılılık Kuzey’deki “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” tüm devlet organları ile yapılanmasına karşın,  siyasi yönden tanınmadığı için “de-fakto” durumundadır.
Olası çözümde durum ne olacaktır? Güney’deki tanınmış fakat Kuzey’e egemen olamayan “Kıbrıs Cumhuriyeti” etiketli Rum Yönetimi tüm adanın egemeni olma iddiasından vaz geçerek “Federal sistemi”  kurmak için  “kurucu devlet” ünvanını alacaktır. KKTC de “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ünvanını terk ederek federal devleti oluşturacak iki “kurucu devletten” biri olacaktır. İşte siyasi eşitlik o zaman gerçekleşecektir!             *****
GÜNEYİN STRATEJİSİ NEDİR? Rum tarafı masaya “41 yıl önce Kuzey’de kaybettiklerini almak için oturdu bu bir gerçektir!”  Ancak Rum tarafının gördüğü bir başka gerçek daha vardır. Geri alacağım dediği mülkü de 41 yıldır Türk halkının kullanımındadır ve bu mülk üzerinde bir “kalkınma, büyüme olayı” yaratmıştır. Yani hem “alacak olanın” hem de  “verecek olanın” karşılaması gereken bedelleri vardır. Sadece Türk tarafının Rum tarafına vermesi gereken diyeti değildir söz konusu olan..  Rum tarafının da mülkünü Kuzeyden talep ederken  bedelini ödemesi gereken 41 yıllık yatırımlar vardır.  Dolayısıyle müzakere masasındaki pazarlık  “kıyasıya”  olmaktadır!  Veya öyle olduğunu zannetmekteyiz. Çünkü Rum tarafı Kuzey’den  “en çok  oranda  mülk” talep ederken, Türk tarafı da Rum mülkü üzerindeki 41 yıllık devasa yatırımlarını”  hatırlatmakta, en az iade ile çözümü sağlamaya çalışmaktadır.  Ancak sorun bu kadar mıdır? Hayır. İşte altın vuruş!
     *****
TÜRK VE RUM FARKI. Türk tarafı müzakerelere “en erken zamanda çözüm isteriz” sloganı ile oturdu. İsteyen taraf ödün veren taraftır.  Çünkü her  “kazancın”  ödenen bir “bedeli” vardır. Dolayısıyle Türk tarafı “çözüm isterken peşin peşin “ödün vermeyi taahhüt etti!”           Buna karşın da  Rum’dan  “hak talebinde” bulundu.. Nedir o hak talebi? “İki bölgeli iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, (belki TC’nin garantisini içeren) federal bir devlet…” Yani Türk tarafı “egemenlik” hakkı değil, egemenliklerin eşit şekilde paylaşılacağı bir federalizm istiyor ve bunun için KKTC’den vazgeçiyor.
Ya Rum tarafı? Çok açık  yazalım. “Rum tarafı sadece mülkünü değil. Kuzey’de “egemenlik hakkı” da istemektedir!     Mesela:  160 bin  kişinin Kuzey’e dönmesi, çapraz oylamalar, Cumhurbaşkanının kalıcılığı ile hep Rum olması, Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması, azami oranda Kuzey’deki mülkünün iadesi, büyük oranda TC kökenlilerin geri gitmesi gibi…  Yönetim ve Güç paylaşımlarında, hukukta, vergilendirmede, Merkez Bankasında, vesaire… Rum tarafı tüm Kuzey’e egemenliğini sereceği müthiş bir strateji içindedir! Akıncının bu isteklere ve baskılara nasıl bir manevra ile cevap vermekte olduğunu ve bundan sonra da nasıl vereceğini bilmiyoruz!  Ancak biliyoruz ki biz “çözüm” isterken Rum tarafı büyük oranda Kuzey’i de   kapsayacak  “egemenlik” hakkı istemektedir…