Tarih tekerrürden ibaret değil. Fakat siz tarihi süreç içinde hep ayni hataları yaparsanız “tekerrür” olur! Nitekim AB Kıbrıs sorununun çözüm şartlarını yine Türkiye’nin önüne koydu! Aynen 2004’de olduğu gibi Annan planına “evet” denmesi koşulunda Türkiye’nin AB üyeliğinde büyük mesafe alınacağı sözü salınıyor ortalarda! Ve diyor ki Davutoğlu, “müzakereler oldukça iyi gidiyor! Önümüzdeki aylarda Kıbrıs sorununu çözebilirsek Türkiye’nin AB üyeliği rüya olmayacak!”
Filmi hatırlayın: 2004 de Türkiye bir yandan AB’ye üyelik için zirve toplantısına katılıyor, öte yandan Annan planını referanduma götürme aşamasına geliniyordu. Ve dönemin Başbakanı Erdoğan’nın da “evet” denmesi için başlattığı kampanya sonucunda, Türk halkı yüzde 65 oyla evet diyordu! Şimdi ayni filmin ikinci versiyonu vizyona giriyor. Bu kez başrollerde Davutoğlu ile Akıncı var. Erdoğan döneminde Denktaş diskalifiye edilirken başrole Talat getirildiydi… Neyse ki referandumda Güney’den hayır çıktıydı da bir hayırsız planının şerrinden kurtulduyduk.
OLAY CİDDİDİR: Çünkü TC’deki irili ufaklı “köşeciler” daha şimdiden “Eğer kıbrıs’ta çözüm olursa Türkiye ile AB ilişkileri çok çabuk iyileşir üyelik kapıları açılır” yorumları yapmaya başladılar. Tıpkı bizimkiler gibi “nasıl çözüm “ sorusuna cevap vermek gereğini duymadan! Çünkü Rusya ile süregelen dalaştan sonra artık Türkiye’nin tek bir umudu kaldı o da her hal’u kârda AB’ye üye olması… AB ise “çöz Kıbrıs’ı” diyerek kasılıyor!
TEK YANLI ÖDÜNLER: Geçtiğimiz günlerde Brüksel’de yer alan AB Liderler zirvesine baktığımızda Türkiye’nin şu dönemlerde çok ihtiyacı olan “büyük kazanımlar” yerine, aralarında Kıbrıs’ta sağlanacak çözümün de olduğu bir takım “ödünleri vermesi” gerektiğine bağlı kararlar çıktı. Mesela mültecileri AB kapılarından uzak tutma koşulunda alacağı 3 milyar euro! Yani Türkiye Avrupa rahatsız olmasın diye 2 buçuk milyonu aşmış mültecilerin her türlü kahrını çekecek karşılığında daha şimdiden AB medyasının “kirli pazarlık” dediği bir kararla para alacak! 2016’da AB Türkiye vatandaşlarına vizeyi kaldıracakmış. Bazı başlıkları da açacak ama Rum basınına göre “5 başlığın lafı bile edilmemiş!” Artı Kıbrıs sorununun çözümü! Ki çözülmezse Türkiye bir kez daha AB kapılarından tornistan edecek!
Kısaca bir ülke ile ancak bu kadar oynanır! Ve Kıbrıs Türk halkına ancak bu kadar ezgi cefa yapılır, siyasi iradesi ancak bu kadar haraç mezat pazarlıklarla savrulur!” Yazık diyoruz!
*********
GÜNLÜK HABERLER: (HEPSİ DE BATTIĞIMIZIN PÜR’İ MELALİNİ SÖYLER!)
Her ay 315 kişinin çek yasağına girdiği bir ülkede yaşıyoruz! Kişisel ve sektörel borçların 277 milyonu aştığı söylenmektedir! Mahkemelerde alacak verecek davaları 40 binleri orsa etmiş!
Bunlar “memleketimden manzaralar” değildir! Çünkü batan bir memleketin “bataklıktan” öte manzarası olmaz! (Olmayınca da “kardeş kardeşi” öldürür! Çünkü bataklıklarda ne gül yetişir ne meleklerle melaikeler gezinir! Oraların canlıları “bataklık kurtlarıdır yahut yılanlarla çiyanlardır!)
BU ÜLKEDE: Sadece bir iki güne sığan şu haberlere bakın: Ambulans devrildi 3 kişi öldü. (Ve anlaşıldı ki “ambulansların bile alt yapıları sağlıklı değilmiş!”
Din İşleri Başkanı Atalay “din görevlilerinin özlük hakları ile kadrolanmaları sorununu çözeceğine işini gücünü bıraktı Kıbrıs sorununa katkı koyacağım diyerek Papazlarla Hahamlarla toplantılar yapıyor! (Ve anlıyoruz ki bu ülkede kimseler asli işlerini yapmıyorlar ama üstlerine vazife olmayan her işe burunlarını sokuyorlar!)
2003 yılında o dönemlerde Serdar Denktaş’ın, “Kuzey’in Ayia Napa’sı olacağını” söylediği Bafra’da 13 otel yapımı için düğmeye basılırken büyük umutlara kapılmıştık. Oysa aradan 12 yıl geçti ama 2 otel 3 olmadı! (Anladık ki bu ülkede laf çok fakat iş yoktur!)
Modern mücadele mi diyelim: Şimdi bir de “Uyuşturucu ile Mücadele Kamu spotu Film Yarışması” için Başbakanlığa Bağlı “Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu” müracaat kabul ediyor. Müracaat eden olmadı süre uzatıldı deniyor! (Ve ne anlıyoruz. Uyuşturucu illeti ilkokullara kadar düştü fakat etkin denetimler ve klinik tedaviler yerine “filmlerden” medet umuluyor! Çekilecek filmi seyredenler şıp diye uyuşturucudan vazgeçecekler! Hiçbir şey anlamadığımızı anlıyoruz işte!)
ÖTE YANDAN: Sendikaların biri grevden dönerken sahaya diğeri çıkmakta! Orta Doğuda savaş, KKTC’de grev! Çiftçiler hâlâ alamadıkları ürün bedellerini istiyorlar ki tarlalarını eksinler. Memurin sendikaları sürekli ayaktalar! Daha etkili olmak için de birleşiyorlar hep birlikte hurra! (Anlıyoruz ki memlekette ne verilen sözler tutuluyor ne de yapılan programlar uygulanıyor. Rast gele günü birlik kararlarla vaziyetler idare edilmeye çalışılıyor!) Vesselam hep birlikte sallanıp yuvarlanırken günler, aylari yıllar gelip geçmekte üzerimizden!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BÖYLE GAZETECİLİK Mİ OLUR?)
Türkiye’de gazeteci olmak için yürek ister! Sonunda bir haberinden dolayı Can Dündar’ı da hapsettiler. Zaten artık “bir, iki, üç” diye dışarıdakileri değil, içerideki gazetecileri sayıyorlar!
Bir de bize bakın! Ne yazıyorsak ne söylüyorsak ne iktidarın gözüne girebiliyoruz ne muhalefeti kızdırabiliyoruz! Yıl girer çıkar ne bir ses ne bir nefes! Yahu insan zaman zaman da olsa bir telefon açar! Kızar, bağırır, “yazdığın yalandı” der! Hatta “seni dava edeceğim” tehditleri savurur!” Savurur ki gazeteci taifesi de anlasın ne kadar etkin ve yetkin gazeteci olduğunu!
Oysa o da ne? Yerdiğin de övdüğün de ayni makastan çıkmış laflarla üstelik en baygın ve yaygın gülüşlerde size iltifat üstüne iltifat yağdırır! Ne bir serzeniş ne bir kinaye! Ne bir sövme ne bir yerme! Yazdıklarınız için kendinizden utanır karşılaşmamak için köşe bucak kaçarsınız!
Şaşarım ama: Gazeteci taifesi ile politikacı taifesi ilişkileri bu kadar bal kaymak olmasına, böylesi “barışlık da çok değil mi” dedirtmesine karşın nedir şu “barış gazeteciliği” lafları?” Bu adada ille de Rumlarla birlikte yaşamak afkârından doğan Birleşik Kıbrıs sloganına sarılı siyaset tellallığı mı?
































