Haftanın bu ilk gününde yine “geçen hafta” diyerek başlayacağım. Ve ekleyeceğim: “Ama ne haftaydı ya!” 3. Dünya savaşının çıkabileceğini bile söyleyenler vardı! Korkmaz mısın? Nitekim o korku ile olacak dünkü “Pazar sohbetimde” bir “savaş senaryosu” yazdım. Hem de yaşanmışlığı ile… Yeri geldi yine yazayım: “Barışı en çok isteyenler savaşanlardır..” Hepsi bu kadar değil ama. Bazan “barışı tesis etmek için savaşmak gerekir.” Nitekim 1974’de Barış harekâtını başlatan Ecevit “Adaya her iki halka da barış götürmek için çıktık” diyordu. Zaten kırk bir yıldır da o barış vardır…
GEÇEN HAFTA: İşte o savaş tamtamlarının çalındığı haftaydı.. Bütün olay Türkiye’nin bir Rus savaş uçağını düşürmesi bir pilotun ölmesiydi. İki ülke arasındaki sonrası ağız dalaşmaları ile bazı eylemsel misillemeler neredeyse tüm ülkelerde savaş çağrışımları yarattıydı. Neyse ki olay sadece karşılıklı suçlamalardan ibaret kaldı. Ancak Erdoğan’la Putin’in yatıştıklarını söylemek mümkün değil. Bugün Paris’te 190’nın üzerinde ülkenin katılacağı COP 21, “BM’ler İklim Değişikliği Sözleşmesi Taraflar Toplantısı” zirvesinde Erdoğan ile Putin’in görüşmesi beklenmektedir. İki ülkenin ekonomik yönden birbirlerine çok ihtiyaçları olduğu düşünülürse, konuyu kapatırlar.. Ancak artık Doğu Akdeniz’e inen ve kendisine en az Amerika kadar “etkin ve yetkin” konum arayan Rusya’nın bundan sonra AB ile ABD’yi ve Nato’nun başını çok ağrıtacağını söylemek kehanet olmayacaktır..
KIBRIS’I DA ETKİLEDİ. Olay biliniyor. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov Çarşamba gün Güney’i. ziyaret edecek. Fakat ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin bile Kıbrıs ziyaretinde Kuzey’e geçerek Akıncı ile görüşmesine karşılık Lavrov, Rus jetinin düşürülmesi nedeniyle ve tabi Rusya’yı saran “Türk düşmanlığı hezeyanı” sonucunda, Kuzey’e geçmeyeceğini açıkladı. Ancak her iki liderle birlikte ara bölgede bir yemek teklifinde bulundu. Akıncı bu daveti “eşitlikçi” bulmadığı için için ret etti… Çok da iyi etti..
Ne var ki “sanki Türkiye Rumların jetini düşürmüş gibi Türkiye’ye veryansın eden Rum tarafı bu krizli havalardan epey memnun gözüküyor! Rusya ile askeri işbirliğine de girecek. Harıl harıl silahlanıyor!”
DİKKAT: Rum tarafının sürekli silahlanması, hemen önüne her gelen ülkeyle boyunu aşan askeri işbirlikleri yapması hayra alamet değil!. Sorulması gerekir: “Bu silahları kime karşı kullanacak? Askeri anlaşmalar, tatbikatlar bölgedeki hangi düşman gözetilerek yapılmaktadır? Olası bir çözümde Güney ayni siyasi tutumu devam mı ettirecek? Cevaplarını bugünden vermezsek yarın geç olur! (Son haberlerde ABD’nin de Güney’e uyguladığı silah ambargosunu kaldırdığı yönündeydi!)
**********
ÇÖZÜM OLURSA! (OLMADI AMA HAYALİ HER ŞEYE DEĞER!)
Çözüm olmadı ama olursa Kuzey’de neler olacağı rengârenk boyalarla resimlenip mealen anlatılıyor. Mesela deniyor ki:
Çözüm olursa Kuzey’de yatırımlar artacak! Turizm patlayıp memleket turist kaynayacak! Tarım hayvancılık kat be kat artarken süt ürünleri tavan yapacak! Özel sektör uçarken işsizlik azalacak! İki toplum işbirliği ile ticareti gelişecek, limanlar havaalanları yetmeyecek yenileri yapılacak. Eller kollar sallanırken Mağusa’dan Lefkoşa’ya lefkoşa’dan Mağusa’ya gidilip gelinir gibi AB’ye dış ülkelere gidilip gelinecek! Öyle de odumuydu artık bizim üniversitelerimizde değil, Avrupalıların üniversitelerinde okunacak! (Bizimkiler de kapanacak !) Vesaire!
ÇOBAN KULÜBESİNDE PADİŞAH RÜYASI: Fakat hiç kimse çözüm olursa Rum’un bizi 40 bin kişinin alacak verecek davası yüzünden mahkemelik olduğu gerçeklerde yakalayacağını söylemiyor! Çözüm olursa öyle AB’lere uçup şıp diye işlere konmanın mümkün olmadığını hatırlatmıyor! Çözüm olursa Adaya gelecek turistin büyük payını Rum tarafının kapacağını, ticari beceri nedeniyle Rum tarafının ekonomik üstünlüğü altında kalma tehlikemizin bulunduğunu da söylemiyor! Çözüm olursa baştan kara etmiş sağlık hizmetlerimizin olası çözümde Rum tarafına kayacak hastalardan dolayı beter durumlara düşeceğini de kimseler hatırlatmıyor! Çözüm olursa büyük sermayenin küçük sermayeleri yuttuğu gerçeklerde “büyük şirketleşmelere” gidilemezken, çoktan dünyasal şirketler haline gelmiş Rum işadamlarının ellerinden büyük paylar koparamayacağımız da söylenmiyor!
Çözüm olursa büyük oranda nüfus kaymalarının olacağını, Kuzey’in şu kadarının elden çıkacağını, bazı toprakları devrederken ekonomik yönden daha bir küçüleceğimizi de söyleyen olmuyor!
Çözüm olursa daha bir küçülmüşlük içinde cazibe merkezi haline gelmemizin mümkün olmayacağını kimse hatırlatmıyor!
Çözüm olursa büyük bedeller ödeyeceğimizi buna hazır olmadığımız da söylenmiyor!
Bari dedik biz yazıp söyleyelim!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (CEMAAT ESAMESİNE DÜŞÜRÜLEN TÜRK HALKI!)
Rum tarafı adadaki “Kıbrıslı Türkler” başlığının altını “yerleşikler” dediği “TC kökenlileri” yok sayarak doldurur! Olay Rumlar için şudur: “Kuzey 1974’de Türkiye tarafından işgal edildi. Sahipleri Rumlar Güney’e göç ederken yerlerine TC’den kaydırma nüfus getirildi. Kuzey’deki Rum mülkleri bu nüfusa peşkeş çekildi. Çözüm olursa bu kaydırma nüfus geri gitmelidir!”
Masa’da mülkiyet tartışılırken bu konu gündeme geldi mi bilmiyoruz. Ancak Rum’un son zamanlarda Türk nüfusu ile oynadığı bir gerçek. Sonuncusu Rum İstatistik Dairesi tarafından yayınlandı. Ada nüfusu 938 bin 400 imiş. Rum toplumu yüzde 74 ile 694 bin 700, Türk toplumu ise yüzde 9.8 ile 91 bin 400 imiş. Bu nüfus içinde TC’ler sayılmıyor! Rakamlar 2014 sonuna ait.
NEDİR RUM’UN AMACI: Türkiye ve Türkiye’lileri dışta tutacak bir çözüm! Cemaat esamesine düşecek bir Türk halkı! Ve tabi hem ekonomik hem de siyasi yönden yaratılacak “azınlık çoğunluk formülü.” Yani? 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarının geri gelmesi. Ki artık Türk halkı yüzde 30 bile değil tutun en bonkör tutumlarda bile yüzde 20… Böylesi bir çözüme varıldığında bu adada Türk halkı tutunamaz!
































