Özellikle bizimki gibi coğrafyalarda sağ iktidarların genel problemi, liyakata değil karşılıklı çıkar ilişkilerine, koltukta kalma süresini uzatacak taviz verme ve ambalaj işlere bağlı olduğundan, gücün kaybedilme ihtimali gündeme geldiğinde ortam çok şenlikli bir hâl alıyor.
Son günlerde Türkiye gündemini takip ediyorsanızgörebileceğiniz birbirini “satan satana” hal de; bizdeiktidar çevrelerinin içindeki kaynama da bundan mütevellit.
Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bir yanda “Tatar’a en çok ben çalışıyorum” yarışı bir yanda ise “UBP ve ortakları yeteri kadar çalışmıyor” tartışması sürüyor. Bir diğer yanda “başbakanın en sağlam adamı” imajı için verilen çabalar ise dikkat çekiyor. Diğer bir yandan ise o gücün sarsılma ihtimali ufukta belirdiğinde kimi kesinler birbirine yükleniyor, yarattıkları düzenin pamuk ipliğine bağlı olduğu açığa çıkıyor.
Son dönemde domino taşı gibi gelen çete haberlerinin gündemde olduğu ve ucu bize dokunmayan az gelişme yaşanan Türkiye ile başlayalım. 19 Mart sonrası süreçte sağlam duran ve toplum gözünde alıcısı olan bir güven ilişkisi yaratan CHP, tutuklu partililere yönelik şantaj iddialarını gündeme taşıyarak el yükseltti. Gözler “İBB Borsası”, Av. Mücahit Birinci’ye dair iddialar ve bu iddialar sonrası Birinci’nin AK Parti’den istifa etmesine çevrilmişken; bu kez de MHP’ye yakınlığı ile bilinen bir başka çeteye yönelik soruşturmada tutuklanan kişi, bildik bir yüz çıktı.
Halk TV’den Bahadır Özgür’ün haberine göre; organize suç örgütü lideri olmak” suçlamasıyla tutuklananSelahattin Yılmaz’a yönelik operasyonda ‘örgüt yöneticisi’ oldukları savunulan iki de avukat tutuklandı.Bunlardan birisi Avukat Semra Ilık. Biz bu ismi kısa süre önce başladığı duyurulan Alanya- KKTC helikopter seferleri lansmanından hatırlıyoruz. Erhan Arıklı ve Fikri Ataoğlu’nun ilk yolcuları olduğu bu seferin sonunda onları karşılayan bizzat Semra Ilık olmuştu. Sadecehelikopter seferlerini yapan Fly Me isimli şirketin sahibi olmakla kalmayan bu isim, kendi CV’sine göre 2. Üniversite olarak okuduğu YDÜ Hukuk Fakültesi’nden mezun oluyor. Daha sonra Türkiye’de iktidara yakın pek çok STK’da boy gösteriyor ve kariyerindeki önlenemez yükseliş esnasında savunma sanayinden biyoteknolojiye; inşaattan hava ulaşımına pek çok alanda faliyet gösteren SMR Group’un sahibi oluyor.Çete soruşturması kapsamında tutuklanan Ilık ile bizimbakanların yolu nasıl kesişti, bu proje nasıl hayat buldu, bugüne kadar kaç sefer yapıldı bilmediğim için ilk uçuşun da yolcusu olan Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’ya ulaştım. Tutuklanan kişinin kendi dikkatini hiç çekmediğini, kendilerine de şirketin sahibi olduğu bilgisinin verilmediğini söyleyen Arıklı, Övünç isimli bir şahsın şirketin sahibi olarak bilindiğini ve helikopter seferleri için kendilerine yapılan müracat sonrası Türkiye Sivil Havacılık ve Savunma Bakanlığı’ndan gerekli izinleri alınca kendilerinin de izin verdiğini belirtti. Fikri Ataoğlu ile katıldıkları ilk sefer sonrası helikopter seferlerinim devam etmediğini belirten Arıklı kendi ifadesi ile niyesini ise sormamış.
Türkiye’de suç örgütü iddiasıyla tutuklanan bir avukatın, birkaç ay önce bizim bakanlarla aynı karede, üstelik yeni bir girişimin “yüzü” gibi öne çıkmasına yapılabilecek en masum yorum sanırım “ironik” olabilir!

Jet krizini milat saysak bile, ulaşımdan sağlığa farklı alanlarda pek çok isim ya da şirketin bir anda ülkedepıtırcık gibi bitmesi ise bu iktidar döneminin gerçeği.
İşte tam da aktörü olamayıp bir anda hayatımızda bulduğumuz gelişmeler, ekonomik sıkıntıların getirdiği extra gündemler, bölgede yaşanıp sonunu kestiremediğimiz olaylar yetmezmiş gibi; anlamlandırmakta zorlandığımız bu ilişkilerin oluşturduğu fonda gittiğimiz bir seçim var ortada.
Bir yanda malumu gözden uzak tutmak için milliyetçi retorik ile ambalajlanan söylemler, diğer yanda her seçim dönemi sahaya sürülen vaat ve göz boyama iktidarı korumanın aracı hâline geliyor. Oysa ne Türkiye’de ne Kıbrıs’ta gerçek bir kurumsal vizyon taşımıyor; tamamen günü kurtarma, koltukta kalma, çıkar ilişkilerini sürdürme refleksiyle şekilleniyor.
Bu yüzden yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi kritik. Eğer bu çarpık düzenin sürmesini istemiyorsak, liyakata dayalı, kurumsal bir vizyonu temsil eden yapılar kurmaya ihtiyacımız var bizim. Son günlerin sıcak tartışması “hükümetin başını değil cumhurbaşkanını seçiyoruz” polemiğine girmeden şunu net şekilde ortaya koymam gerek: mevcut düzenin devamı, oluşturulan en tepeden en küçüğüne iktidar alanlarının da devamı demek.Elbette bunun devamına oynayanlar hem kendi içlerinde hem de dışarıda giderek el yükseltecek. Hükümetin son dönem parlattığı, ne iş yaptığını anlayamadığımız, ancak haksız kazanç iddiaları ve maaşı ile gündeme gelen kimi isimlerin, kabinedeki bazı isinlere yüklenmesi de arsa dağıtmak da korku yaratmak da sık karşılaşılan yöntemlerden.
Kısacası, güç kaybı anlarında ortaya çıkan bu çıkar kavgaları, yapmamız gereken tercihleri net şekilde ortaya koyuyor. Son derece saf ve inanmışlık duyguları ile hareket edenleri tenzihle; mevcut düzenden nemalanıp devamını isteyenlerle bu çarpıklıklardan ve giderek olağanlaşmasından usanaların seçimi bu!
Bir yanda ise dünya siyasetine bakıp “Her şeye el atan Trump”ın, yarın bir gün Kıbrıs sorununa da müdahilolacağını savunup kendi etkisini küçümseyenler var.Sürekli bir kurtarıcı bekleyip söylenmekten geri durmayan “zaten hiçbir şey bizim elimizde değil” kolaycılığına sığınan bu ciddi kitlenin de “hiçbir şey değişmez”cilerin de bir an önce silkelenip üzerlerindekiölü toprağını atması gerek. Çünkü bu teslimiyet, bizi ancak mevcut çarpıklığın mahkûmu yapar.
































