Eide’ye göre müzakerelerde derinlere inildi. Kaç metre olduğunu bilmesek de anlıyoruz ki “mülkiyet konusunda pazarlıklar yapılıyor!”
Tam bu aşamada Kıbrıs siyasi sorunu konusunda zaman zaman kendilerini açıklama yapma vazifesinde gören yabancı misyon şefleri ile Dışişleri Bakanları “her iki tarafın fedakârlık” yapması gerektiğinden söz ediyorlar! Anlıyoruz ki mülkiyet konusu hâlâ çok çetrefil!
Fakat 2. Cumhurbaşkanı ve tabi her Cumhurbaşkanı gibi bir dönem müzakerelere katılmış CTP Başkanı Talat “soruna farklı bir vizyondan bakıyor” Çok enteresan bulduğum için açıklamasının bir kısmını aktarıyorum.
TALAT NE DEDİ: Radyo Güven’deki konuşmasında mülkiyet konusunun tüm Kıbrıslı Türkleri ilgilendirdiğini, nüfusa göre Kıbrıs’ta yüzde 80 Rum yüzde 20 de Türk malı olduğunu, Rumların yüzde 20 malı dışarıda bırakarak ekonomisini geliştirdiğini fakat Türklerin yüzde 80 malı dışarıda bırakamayacaklarını, bırakılırsa ekonomiyi olumsuz etkileyeceğini söyledi. Talat devamla şu hatırlatmayı da yaptı: “Demopulos kararı bize mülkiyet konusunu nasıl çözeceğimizin ışığını yakmıştır. Yani 41 yıldır orada yaşayan, tapusunu elinde tutan kişi yıllar geçtikçe eşitlendiğini bize göstermiştir…”
Talat’ın iddiası şudur: Demopulos kararına kadar mülkiyet konusundaki bütün seçenekler “iade, takas, tazminat” formülü üzerine gelişiyordu. Fakat Demopulos kararı çıktıktan sonra durum değişti.Türk kullanıcı da en az ilk tapu sahibi Rum kadar hak sahibi konumuna geçti..
Talat şunu da ekliyor: Kuzey Kıbrıs Cumhuriyetindeki Federal yapı Türk Kurucu Devletine dönüşecektir. Burada KKTC ve “sözde” Kıbrıs cumhuriyeti var. Bunlar bir araya gelecek ve federasyon kuracak. Buradaki sorun ise şuymuş. “Rum tarafı federal devletlerden birinin yasal, diğerinin yasal olmadığını iddia ediyor. Buna karşılık eşit statüyü kabul ediyor fakat çözüm sonucunda iki farklı devletin ortaya çıkmasını kabul etmiyor!”
ANLADIĞIMIZ ŞU: Mülkiyet konusunda korkmaya gerek yoktur çünkü Demopulos kararı gibi Türk tarafının 41 yıllık mülkiyet hakkını tescil eden bir hukuki emsal vardır. Öte yandan Rum çözüm sonucunda Kuzey’de ve Güney’de iki farklı devletin oluşmasına sıcak bakmıyor…
Kısaca hem “Yönetim ve güç paylaşımında” hem de mülkiyet konusunda daha uzun süre Rum tarafı ile cebelleşmek zorunda kalacağımız bir pazarlık süreci vardır. Dolayısıyle diyorum, hemen yarın çözüm olacakmış gibi tüm sorunların çözümü ile ekonomik gelişmeleri rölantiye almak yanlıştır. Aksine Kuzey’de çok güçlü olmalıyız ki gerektiğinde elimizi masaya vurabilelim…
********** EKONOMİMİZ YA HEY! (YA BÜTÇEMİZ?) Ne dedik? “Güçlü olmalıyız ki gerektiğinde elimizi masaya vurabilelim.” Oysa durum vaziyetlere bakın: Yenierenköy Belediyesi çalışanları TC Büyükelçiliğinin kapısına dayanacaklar, iki ayı aşkın süredir alamadıkları maaşları konusunda yardımlarını isteyecekler! Yani Ankara marşı: “…Seni görmek ister her düşen dara…”
Öte yandan Çiftçiler Birliği devletin hâlâ kendilerine olan borcunu ödemediğini, eyleme gideceklerini söylüyor..
Diğer mesleki kesimlerin de şikâyetleri hiç bitmiyor. Bir turizmcimiz 36 bin TL’lik borcunu ödeyemediği için mahkemeye verilmiş, adam üzüntüsünden otel odasını yakmış, neredeyse kendi de yanacaktı!
Öte yandan 2016 mali yılı bütçe görüşmeleri tamamlandı. Konunun erbabı kişiler bütçeden umutlu değiller. Bu bütçe ve dağılımı ile ne köy ne de kasaba olur diyorlar!
PROGRAMLAR HEDEFE VARMIYOR: Ne de “TC-KKTC Mali ve Ekonomik programları” uygulanıyor! Protokoller imzalanmasına karşın inanılmaz bir dirençle ve inadına “bizim koşullarımıza uymaz” denilip tüm “icraatlar” hasır altına süpürülüyor!
Derken bu kez “biz yaparız” mı dendi, yoksa “görün bakın bu hükümet ne kadar basiretli ve iş bilendir” iddiasına mı girildi, Devlet Planlama Örgütüne 2016-2018 yıllarını kapsayan “Sürdürülebilir Ekonomiye Geçiş Programı” başlıklı iki yıllık bir plan yaptırıldı. Şöyle böyle TC ile imzalanan protokollerle benzeşiyor…
UYGULANMASINDA UMUT VAR MI? görünen köy kılavuz istemez. Çünkü geçen yılın giderler bütçesi toplamı 4 milyar 96 milyon TL olarak öngörülüyordu. 2016 yılı giderler bütçesi ise 4 milyar 741 milyon olarak öngörülüyor. Yani 4 milyar 5 olamadı. Peki geçen Yıl “bütçesine” karşın uçan kuşa borç takan, pek çok kalkınma tasarılarını gerçekleştiremeyen devlet bu yıl değişmeyen bütçe ile mesela DPÖ’ine hazırlattığı programı nasıl uygulayacak? Ki aralarında “Tarım Master Planları” da var “Kıb-Tek’in yeniden yapılandırılması” da var. “Belediyeler yasası” da var “Enerji Dairesi oluşturulması yasa tasarısı” da var… Artı, Polis Teşkilatına yeni polis alımları olacak. Doktor ve öğretmen açığı ise zaten grevlerin nedeni oluyor yeni istihdamlar kaçınılmaz, giderler daha çok kabaracak.
Vesselam yıllar “kalkınmakla” değil, yerlerde “sürünmekle” geçiyor! Sadece 40 bin kişi alacak verecek yüzünden yargılanma ile karşı karşıya bulunuyor!
Soralım ama: Bu halimizle masada Rum tarafına “çözümsüzlüğü çakacak” dayatmalarda bulunabilir miyiz? Elimizi masaya vurabilir miyiz? Kaldı ki TC ile de ilişkiler mayfoşi! Sonuç? Yoksa diyorum, taktik mi? Halk “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” kıvamına mı getirilmek isteniyor! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (SUYA SEVİNEMİYORUZ!)
Kıbrıs Türk halkını Türkiye’den akan suyuna sevindiremediler! Başından beridir zaten “kendileri muhtac’ı dide kaldı ki başkasına himmet ede” kabilinden akan suya olmadık engel çıkardılar! Sonuçta Ankara’ya gidiyorlar, konuşup anlaşacaklarmış.
Ve biliyor musunuz? Mağusa’da sular bir gün aksa iki gün akmıyor!
Kasım ayı geldi gidiyor hâlâ yağmur yağmıyor!
Köylü çiftçi bir yıl doğru dürüst ürün alsa iki üç yıl kuraklık nedeniyle ayaz alıyor!
Çeşmelerden akan tuzlu sular nedeniyle evlerimizdeki tüm su ile ilintili ne kadar araç gereç varsa kısa sürede eriyip dökülüyor!
Ve su akıyor Türk bakıyor!

Önceki Haber

























