Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İÇİNE KAPALI AB: (ÇİRKİN DE OLSALAR ISLIKLARDA BÜYÜYEN PROTESTOLAR!)

Güney’de Türkler’e yönelik Rum saldırıları ne kadar çirkin ve faşizm kokulu olmuşsa, Türkiye  Yunanistan Türk milli takımları arasında oynanan dostluk maçı öncesindeki “ıslıklama” olayı da bir o kadar çirkin ve ırkçı  oldu!
Ancak bu ıslıklama olayıyla ilgili –keşke olmasaydı- düşüncemize nazire madalyonun  bir de arka yüzüne bakmak gerekecek. Çünkü:
Kendini bir yeryüzü kıtası  olarak değil, “imtiyazlı sınıflı Avrupalılar birliği” olarak gören…          Ortadoğu’da yanan ateşlere akan kanlara, sönen ocaklara dönüp bakmayan…     Suriye’den çıkıp Avrupa kıtası içinde 6 yüz kilometre yol kat eden mültecilere kapılarını kapatıp sınırlarını aşmasınlar diye teller çeken…   21. Yüz yılın kadersiz insanlarının yaşadıklarını görüp de insanlık adına tepki göstermeyen…            Bu Avrupa’yı   –keşke olmasaydı- dediğimize karşın o ıslıklı protestolarla vicdanlara havale etmez miydiniz?
NEDİR AB? Elbette büyük bir siyasi olgudur. Dünya’nın görüp göreceği en büyük “federal birliktir.” İnsan haklarından demokrasiye, siyasi eşitlikten ekonomik işbirliklerine kadar parmak ısırtacak kadar  ileri düzeydedir. Fakat AB ayni zamanda kendi içine kıvrık “refahı ile maliyesini” kimseyle paylaşmak istemeyen bir örgüttür.
Ne var ki artık mihver ülkelerin -Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere’nin- çekip götürdüğü bu kıtanın makyajı dökülmüş, ardından yaşlı ve abuk bir surat çıkmıştır. Tek kelimeyle “bencillik ve Avrupalılık” kisvesi altında “ırkçılık!”
Nereye kadar? Suriye’de kopan kıyamete kadar! Ki Türkiye 2 buçuk milyon göçmeni kendi sınırları içinde sırtarırken; AB zaten yarısı    denizlerde boğulup ölürken  kapısına kadar gelmeyi başarmış  mültecileri başından nasıl “defedeceğinin” hesaplarını yapmaktan öte parmağını bile oynatmıyor!  Şimdi kafasına vura vura oynatıyorlar  ama! Artık dikensiz gül bahçesi değildir! Teröristlerin kapılarından geçerek kentlerinde bombalar patlattığı bir  AB’dir!
O ISLIKLAR YANLIŞ DA OLSA: Sırtını Ortadoğu’ya, Türkiye’ye,  Kıbrıs’taki Türk halkına dönen tutumuna yönelik protestodur! Kaldı ki Annan planına hayır diyen Rum tarafını AB’ye üye olarak alırken evet diyen Türk tarafını dışarıda bırakarak cezalandıran bu Avrupa Birliğidir!  O ıslıklar yanlış da olsa AB bunu hak etmiştir!                 **********      İÇ BARIŞ NASIL OLSUN  Kİ: (BU NEDENLE KKTC’DE YAŞAMAYA KAVGA VE  KAOS DERLER!)
Yıllarca trafik birimlerinde çalışmış hatta mahkemelerde  “uzman kişi”  olarak raporlarını sunmuş bir arkadaşım geçtiğimiz gün şöyle dedi:  “Zannediyorlar ki yollara bariyerler koymak, arabaların çarptığı bariyerleri düzeltip yahut rengârenk boyamakla trafik sorununu çözmüş olacaklar! Bir bariyer lafıdır gidiyor…”
Doğru! O kadar doğru ki tepsi gibi düz topraklarda  uzayıp giden yollara bile bariyerler koydular ama ne ölümcül trafik kazaları  bitti ne de arabalarını çarpıp çarpıp  hurdaya çevirenlerin  önüne geçilebilindi! Çünkü sorun “sadece”  bariyer değildir! Sadece sürücü hataları da değildir!
SORUN İÇ BARIŞTIR: Çok sevmesem de “modadır”  diye günde bir iki kez kısa sürelerle şu “feyisbuk” denilen züccaciye çarşısına  girerim. Türlü çeşitli mesajlar bir o kadar da birbirine muhalif görüşlerle sürekli tıklanan  “beğen” lafı etrafında dönüp dururken, insanların neden bu kadar agresif ve dedikleri dedik tutumlarda olduklarına şaşarım! Dahası ben de onlardan biri olduğum halde, “neden şaştığıma da şaşarım!”
Evet öyle olduk çünkü bu ülkede evimizden yolumuza, sularımızdan elektriğimize, okullarımızdan hastanelerimize, kamu dairelerinden ötesi alış veriş yerlerine kadar sayelerinde boğazımızı demir pençe gibi sıkan  “sorunları” nedeniyle boğuluyoruz. Yani diyesim şu ki iç barış yok! Mesela:      Arabanızla bir yerden bir yere gidip gelirken, birileri size siz de birilerine sövmeden maceranızı tamamlayamazsınız! Kazası belası, parasal faturası da cabası! Adına trafik derler!
Söylemeye hiç gerek yok! Devletin zaten olmayan ve yetmeyen hastanelerine hiç gidemezsiniz çünkü hasta olursunuz! Adına Hastahanelerimiz doktorlarımız derler!
Okullarımızın hiç sorunu yok çünkü  grevler nedeniyle  üç yüz altmış beş gün kapalıdırlar. Adına Eğitim derler!”
Devlet dairelerine tabi ki işiniz için gidersiniz. Giriş o giriş çıkamazsınız! Adına “yurttaşa hizmet”  derler!
Elektrik akımınız ya borcundan dolayı akıllı insanların kurduğu akıllı saatler merkezinden kesiktir ya da ödeyemeyeceğiniz faturasının korkusundan dolayı  siz kullanmıyorsunuzdur. Adına “elektrik faciası” derler!
Sular mı? Ta TC’den geldi akmaktadır  ama çeşmelerimizden asla,  aaa! Adına su akar Türk bakar derler!
BÖYLESİ  bir memlekette iç barış değil kaos yaşanır. Zaten bunu yaşıyoruz…
     *********
BAZAN EĞİTİM DE KONUŞULUYOR: (HIZLI DEĞİŞİMLERİN GERİSİNDE KALINDI!)
     DPUG Başkanı Serdar Denktaş Meclis’teki konuşmasında bütçenin yüzde 10’undan fazlası Eğitime gitmektedir. Bunun karşılığı olarak çocuklarımıza iyi eğitim vermeliyiz”  dedi.
Arabacıoğlu da Eğitimde yapısal dönüşümün gerekli olduğunu, Milli Eğitimin bir devlet politikası olması gerektiğini söyledi…
Yani Yine eğitim! Tutun ki “sistem bozuk” söylemlerinden usanılmış olacak, bu kez de “yapısal dönüşüm” falan denilerek gerçekte ayni tekrarlar yapılıyor! Ve ne oluyor: “Okulları uyuşturucu belası bile sarmış!” Bu da şunun ispatı oluyor: “Mevcut yönetimler “zamanın” önünde değil, hatta yanında bile değil, arkasından koşuyorlar! Ve tabi zaman akıp giderken onlar boşa kürek çekiyorlar! Çünkü  artık öğrencinin elinde ve kullanımında olan türlü çeşitli teknolojik ve elektronik aygıtlardan kaynaklı zihinsel değişimi yakalayamıyorlar! Toplum hızla kabuk değiştirirken eğitimin de o “değişime”  uygun metodolojiyi uygulaması gerekirken, çok gerilerde kalınıyor! Öğretmenlerin de ellerini kollarını bağlayan bir durum bu! Çünkü “müfredata bağlılık” zorunluğu var.
Gerçek şu ki “devlet okullarında eğitim öğrenimi neşterlemek günü çoktan geçti..”