Biz küçük ada insanlarının hayatlarında ne olabilir ki? Nitekim üç beş istisna dışında hiç olmadı! Ne dünya çapında edebiyatçılar, ressamlar, şairler, bilim insanları yetişti ne çok büyük politikacılar. Fakat bu adada ne akan kanlar bitti asırlarca ne gözyaşları dindi! Bilimi sanatı, güzelliği dinginliği esirgeyen Tanrı ötesi felaketleri bol tarafından verdi! Hem de asırlara dayanan tarihi ile.
GEÇEN hafta KKTC’nin 32. Kuruluş yıldönümü nedeniyle bunları da düşündüm. Mesela gençliğimizde ne aşık olacak ne gözlerimizi yumup hayal kuracak fırsatı bile bulamadıktı! Zaten hakkımız yoktu çünkü bir anlık gaflet Rum saldırıları nedeniyle malımıza canımıza mal olurdu!
KKTC’Yİ BUNA RAĞMEN YARATTIK: Büyük Olaydı. Sarayönü, Atatürk Meydanı olalı ne öylesi kalabalık gördüydü ne heyecan! Rahmetlik lider Denktaş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ilan ederken, ağlıyorduk! Devlet olmaya susamış, kendi özgürlük ve egemenliğimiz için yıllarca mücadele etmiş Kıbrıs Türk halkına bahşedilen “devlet” dünyalar kadar değerli dünyalar kadar ulviydi!
İŞTE geçen hafta bu “dünyalar güzeli ve ulvi devletin 32. yılıydı. Bir yandan devlet yaşasın diye yaşatılması için mücadele eden insanlarıyla.. Öbür yandan ayni devleti horlayan, yıkılsın diye dua eden insanlarıyla!
AKINCI NE DEDİ? Kıbrıs Cumhuriyetinden dışlandığımız için devlet kurduğumuzu, halkın “kabul etmeyeceği” değil, gönül rızası ile “evet” diyeceği bir çözüm gözettiğini, iki bölgelilik ve siyasi eşitlikten ödün verilmeyeceğini, çözüm sonunda federal sistemde iki eşit kanattan biri olacağımızı…
KISACA: Geçtiğimiz Cumartesi günkü konuşmasında Sn. Akıncı, işitmek istediklerimizi söyledi. KKTC’nin her açıdan güçlenmesi için uğraş vermeyi hatırlatırken, “ayrılığı kökleştirmek değil, eşit ve güçlü bir birlikteliğe hazırlanmak için” vurgulamasını yaptı. Bu da devlete olan inancının kanıtı oldu.. “Bu gerçeği Rum tarafının da artık anlaması gerektiği” mesajı ise günün lafzına uygundu ve söylenmesi gerekendi..
KISACA geçen hafta bir kez daha inandık: “Evet Türk halkı bu adada hep devlet olarak var olacak, devlet olarak yaşayacaktır.”
**********
GEÇEN HAFTAYA BAKTIK: “GÜNEY KAPILARINDA OYALANIP ZAMAN HARCAYANLAR!)
Son dönemlerde Sivil toplum örgütlerimiz hem KKTC liderlerinin hem de BM’ler ve AB’ye mensup ilgili sorumlu görevlilerin teşvik ve destekleriyle kendilerini Güney’e kabul ettirme yarışına girdiler! Barışçı çözüme katkıda bulunmak kulpu takılmış uğraşlar, yalvarma ve niyaza kadar varmış ki doğrusu “tanınmamış, maddi manevi olanakları kısır bir devlet de olsak, bu davranışlar onur kırıcı olmakta!” Sonuncusu KTTO’sından işitildi. Güney’deki Ticaret Odası ile toplantılar yapmışlar bir takım kararlar almışlar ama Rum tarafının ayak sürümesinden dolayı bu engeller aşılamıyormuş!
Bir diğer haber her iki yakada mobil telefonların devreye girmesi olayıydı. Bu konuda da Rum tarafının ayak sürümesinden yakınılıyordu!
Biliyorsunuz öncesinde KOP olayı vardı. “Sertoğlu”nun tüm “sertliğine” karşılık, Rum tarafının olumsuz tutumu nedeniyle girişim fiyasko ile sonuçlandıydı!
Yüksek Mahkememiz bile havaya girmiş olmalı: Aldığı bir kararla bundan sonra Maraş’taki Evkaf Malları bahanesi ile Rumlar tarafından Mal Tazmin Komisyonunda açılan dava dosyaları kapatılamayacak, “ileriye götürülecek” diyor… (Maraş açılmadan bu tip kararlar siyasi tasarruflar olmakta, masadaki Maraş kozunun elini zayıflatmaktadır!)
Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Nitekim altını bir daha çizeyim: “Neden iki toplumlu ilişkilerin çoğu Kuzey’de yer almakta ve neden Güney’den Kuzey’e STÖ adına her hangi bir yöneliş, teklif gelmezken, Kuzey tarafı Güney Rum’unun nasıl gönlüne gireceğinin heyecanlarında ha bire o taraflara taşınmakta, yalvar yakar olmakta, iğneden ipliğe de tüm alışverişlerini o taraftan yapmaktadır! Ve o “büyük vergi gerçeği” görülmesin, konuşulmasın, tartışılmasın diye de gündemden kaçırılmaktadır! Nitekim:
VERGİ SORUNU: Geçen hafta Havadis gazetesi 2014 yılında hangi Kurumların ne kadar vergi ödediğini listeler halinde yayınladıydı ki yine “zararlardan” geçilmiyordu! Gelecek yıl her halde 2015’inki yayınlanacak ama yaşanan ekonomik krizden dolayı artık vergisini verenler de mayna edeceklerdir!
Kısaca diyeceğimiz şudur: “Rum’la ticari ve diğer alanlarda aşık atacaksak Akıncı’nın da söylediği gibi KKTC’yi (devleti) güçlendirmek gerekir. Bu da “Rum’la ticari veya öteki alanlardaki işbirliğinden önce, bu işbirliğinden kârlı çıkmak için kendi bünyemizde üzerimize düşen görevleri bir tamam yapmamızdan geçer…
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (TERÖR ABD İLE BM’LERİN ESERİDİR!)
Geçen hafta dünyanın dört bir yanında “lanetlerin” yine havalarda uçuştuğu Paris’teki terör olayı yaşandıydı. Yine “İslam dini” kınanırken, dolayısıyle Hristiyanlık bu vesile ile ve bir kez daha takdis edildiydi! Kısaca “2 bin yılı milenyum” ve sonrası 15 yıl hatırlandıkça akla hep büyük felaketler gelecek. Ne var ki şimdilerde yine Allah yolunda cihat olayına bağlanan “terörizmin” aslında tek nedeni din iman değildir. Avrupa ile Amerika dünya nimetlerini paylaşıp refah içinde yaşarlarken, bu ülkelerin çöllerde dağlarda kendi yoklukları ile sefaletlerini yaşamak zorunda kalmalarından doğan “nefret ve intikam duygularıdır!” Cehaletleri değil, cahil bırakılmalarıdır! Ve cesaretleri değil, “var olmak için büyük çaba harcarlarken, var olamayacaklarının korkularıdır! Onları pervasız ve gaddar yapan da bu “kadersizlikleridir.” Çünkü kalkınmış ülkeler asla zayıf ülkelerle paylaşmaya yanaşmadılar! Aksine onları ekonomik yönden alabandalarına alarak, ikili ilişkilerle sömürerek ve sürekli borçlandırarak kulları köleleri durumuna getirdiler!
Sonra bir şey daha yaptılar: Ülkeleri içlerinden yıkmak için “terörist” yetiştirdiler! Eğittiler hatta! İşid bu politikanın sonucudur! Ne var ki bumerang gibi döndü kendini yaratanları vurdu!
Yabana atılamayacak laftır: “Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar!” O kıyamet kaçtır kopuyor. Sonuncusu da olmayacak. Bir İşid giderse öteki gelecek!
































