Ankara Kuzey’e nasıl bakıyor? Müzakerelere yaklaşımı nedir? Türkiye’nin çıkarlarını da gözetecek nasıl bir çözüm tasavvur etmektedir? Garantiler konusundaki siyasi tutumu nedir? Vesaire…
Yukarıdaki sorulara “dahası” ile birlikte yeni sorular ulamanız mümkündür. Mesela Ankara’yı boş böğründen vurabilecek şöyle bir soru: “Eğer olası çözüm sonucunda Türkiye ile büyük oranda Türkiyeliler’i hem siyasi hem de ekonomik yönden dışlayacak ve Türkiyesiz bir Kıbrıs yaratma hedefinde bir federal çözüm ikame edilirse Ankara’nın tepkisi ne olacaktır? “Kabul” diyerek Kuzey’deki tüm haklarından feragat mı edecektir yoksa başta mevcut Garantörlük hakkı olduğu halde adadaki varlığını sürdürmek siyasetinde böylesi bir çözüme kafa mı tutacaktır?”
ANKARA NE DİYOR? Önce söyleyelim: “Çözüm kapının arkasında değildir!” Ne de basittir! Buna karşın “yukarıdaki ‘meraklı’ sorularımıza karşın anladığımız kadarı ile Ankara’nın şu andaki tavrı Şudur: “Çözümü biz değil, Kuzey’deki sizler yapacaksınız” “Bu konuda yeterli beyin gücüne de sahipsiziniz potansiyele de sahipsiniz.” “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti sizin devletinizdir. Gelecekte de var edecek olan yine sizsiniz!
Tabi Anavatan Türkiye olarak biz her zaman yanınızda olacağız ama olası çözümde bu “bağlılık ve ilişkiler” “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” gerçeğinde iki ayrı devlet ilişkileri içinde sürdürülecektir.
Bu nedenle “nasıl bir çözüm” sorusuna “nasıl olursa olsun” dememelisiniz çünkü çözümü sağlasanız da kaybeden taraf olursunuz!
BUNLAR SÖYLENDİ Mİ? Hayır! Ankara ile “müzakerecilerimiz” arasında konuşuldu mu? Hayır? Bir gün Rum’un karşısında yalnız ve çaresiz kalmamak için müzakere masasında hangi “kırmızı çizgilerimizin” ısrarlı savunucusu olmamız gerektiği konusunda Ankara ile bir strateji saptandı mı? Hayır!
“HAYIR’DA HAYIR VARDIR!” Diyorsanız müzakerelerde çok hayırlı yolda ilerliyorsunuz demektir! Fakat gidişat ve Anastasiadis’li Rum liderliği canınızı sıkıyorsa, çareniz yoktur: “Masada bildiğinizle anladığınızı değil, Ankara ile oluşturduğunuz ortak politikalarda ve desteğinde hareket etmek zorundasınız!” Yoksa bir gün “sağlanan çözüm” yerine “çözümsüz günleri” arar olursunuz!” ********** GERÇEKLEŞMEYEN VAATLER: (KKTC’YE YANSIMALARI YARALAR AÇMAKTADIR!) Sendikalar, Kurumlar, Birlikler “çözüm arayışları içinde masada ter döken bir KKTC’yi değil, “Milletvekili, Bakan dolayısıyle İktidar olmak için her iki yılda bir erken seçime giden KKTC’yi görüyorlar!”
Gördükleri bir diğer olay ise “seçim kazanmak için propaganda dönemlerinde yapılan vaatlerse, hükümet olduktan sonra o vaatleri yerine getirmek bir yana yanlarına bile yaklaşamamalarıdır!
Eh, seçim öncesi propagandalarla hükümet olduktan sonrası icraatlar birbirlerine tükürürcesine zıtlıkları yaşar ve bunu halka da yaşatırlarsa ülkenin STÖ’leri de kendi “yetkisel iradelerini bitmeyen eylemleri ile ortaya koyarlar!” Son yıllarda artık devlet bu minval üzere yol almaya çalışmaktadır!
NİTEKİM: Seçime aday olarak katılan Yenierenköy Belediye başkanı seçim sathı mailine düştükte, “ey ahali beni seçerseniz para bittiğinde belediye çalışanlarını aylarca ödemeyeceğime söz veririm” demediydi! Fakat şimdi bu söylemediğini yapmaktadır!
Mesela Hükümete taze kan olarak pompalanan Bakanlardan birisi olan Erkut Şahali Milletvekili seçildikten sonra bir gün Tarım Bakanı olacağını tabi ki bilemezdi! Oysa hem oldu hem de “önümüzdeki yıl 215 milyon TL olmalıdır” dediği Tarım bütçesinin karşısında başını eğerek, “fakat böylesi bir radikal artışın sağlanabilmesine imkân yoktur” demek zorunda kaldı!
Mesela Eğitim Bakanı ile Sağlık Bakanı da Bakanlıklarını yüklendikten sonra başlarına nasıl katmerli sorunlar saracaklarını büyük olasılıkla bilmiyorlardı! Sardıktan sonra ise mutlaka karınlarından konuşmuşlardır: “Amma derde bulaştık haa!”
Hatta Yorgancıoğlu’ndan sonra görevi devralan Kalyoncu “Başbakanlığın” bu kadar netameli , makam koltuğunun da bu kadar iğneli olacağını tabi ki bilmiyordu! Öğrendikten sonradır ki ayaklarına vuran çaresizliğe sarılı düşünceleri, kendilerini hastanelik ediverdi!
SIKINTI TABİ Kİ BÜYÜK. Fakat devlet kademelerinde bu sıkıntıyı yaratanlar “yaratmayacağız” vaadi ile seçimlere katılıp iktidara gelenlerdir!
KKTC’nin Kurumlaşmasını engelleyen de “siyasilerin” plansız programsız laf ola beri gele politik tutumlarıdır! Gitgide de yozlaşıyor, mesleki kesimler ve sendikalarla kavga ede ede yıpranırlarken hukuğun üstünlüğünü de tepelemek zorunda kalıyorlar! Örnek. İşte CTP işte UBP!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: ZAT’I MUHTEREMİN ÇALIŞMALARI SONUÇ VERMEYE BAŞLADI! Ne zamandır aklımdadır: Bundan bir süre önce Baş Papas Hrisistomos “çözüm sonunda yalnız TC kökenliler değil, çocukları da adayı terk etmelidirler” açıklamasını yaptıydı. Ve tabi hatırlattıydı:
Hani bizim ikide birde Kıbrıs’ın olanca dini liderlerini toplayarak barışa ve çözüme katkıda bulunduğunu sanan Din İşleri Dairesi Başkanımız zat’ı muhterem Atalay’mız vardır ya! İyi iş çıkarıyor. Uğraşı sonucunda Hrisostomos aldığı feyizle güneş görmüş karlar gibi eriyor, Türk düşmanlığı ile kararmış yüreği ak pak oluyor! Hz. İsa’ya bile nasip olmayan mucizeler yaratılıyor ve sonunda ikrara varıp TC’liler için diyor ki “bir teki kalmasın çocuklarını da alıp gitsinler!” Bizim “muhterem” Slovakya Büyükelçisinin başaramadığını da başarıyor! Tebrikler!
Tabi öteki STÖ’leri de tebrik etmek gerek! Çözüm uğruna iki toplumlu etkinlikleri sürdürmeye başladıklarından bu yanadır, Anastasiadis’in Kuzey’den istemediği tek bir şey kaldı! NE OLDU O SU? Akmasına ne sevindiniz ne sevindirdiniz! Ne güldünüz ne güldürdünüz! Nihayet vanayı da kapattırdınız ve rahata huzura erdiniz! Tebrikler!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























