Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜZAKERELER: (GELİŞMELER SABAHTAN AKŞAMA ESKİYOR!)

Müzakerelerle ilgili türlü çeşitli haberler  küçücük gök kubbemizde renkli maytaplar gibi patlayıp açıldıkça bizim gibisi seyirciler de  “Ooo,  Aaa nidalarıyla  hayretlerini koyuveriyorlar! Çünkü her biri diğerinden daha renkli daha sürprizli!
MESELA: Dün Dışişleri Bakanımız Emine Çolak’ın iki yıllık bir çalışmanın sonucu olan mülkiyet sorununa ilişkin açıklamalarını aktarmış “neden olmasın”  demiştim… O haber soğumadan ardından bir yenisi arzı endam etti. Bu kez çözüm yolunu açacağı söylenen  planın sahibi BM’ler ile KKKT idi. Pişirip kortaran ise Eroğlu dönemi Müzakerelerinde mülkiyetten sorumlu Serden Hoca. Alaköprü’de su için kazmalar vurulurken, bu plan da hazırlanmış.      ÇOK KISACA OLAY ŞU:  “KKTC’ye billur sular akacak, topraklardan bereket fışkırırken Kuzey bir anda zenginleşecek..  Mülk fiyatları ile milli gelirde artış olacak. Dolayısıyle masada Türk tarafının eli güçlenecek. Ve Rum tarafının talep ettiği topraklarla taşınmazların  uluslar arası hukuk kurallarına göre iadeleri zorlaşacak!”  (Yani dobra yazmak gerekirse, TC’den akacak su Rum’a karşı koz olarak kullanılacak.)            Tabi ekleyelim. Bu plan aslında çok gizliymiş ama Rum istihbaratı 50 kişilik özel bir teknik ekip oluşturarak İtalya merkezli “Hacker Team” adlı bir korsan örgüt tarafından internet üzerinden bilgisayarlarla cep telefonlarına sızdırmış… (Bu bilgileri Hürriyet gazetesinin KKTC muhabiri  Ömer Bilge’nin gazeteye geçtiği haberinden aktardım.)
YÖRÜNGEDE SAPMA VAR:  Ben suyun KKTC’ye bu gizli plan nedeniyle akıtıldığına inanmıyorum! (Türkiye’nin inşaat sektöründe nasıl devleştiğini biliyoruz. Bu mühendislik harikası su  olayı da TC’nin bu alanda nelere muktedir olduğunun bir yansıması olmalıdır.) Buna karşın suyun artık KKTC’nin değerini büyük oranda artırdığı gerçek. Türk tarafı bu gerçeği masada neden kullanmasın? Kısaca bundan sonrası pazarlıklarda Rum tarafı umduğuyla değil, bulduğuyla yetinebilir!          **********      HÜKÜMETLERİN İCRAATLARI: (ALİ’NİN KÜLAHINI VELİ’YE…)
Dün ne dedik? Eskiden her iki buçuk yılda bir erken seçim yapılırdı. Şimdi her iki buçuk ayda bakanlar değişiyor.  Ki Sennaroğlu bu konuda serzenişte bulunurken haklı. “Ne oldu yani diyor, 57 yaşında Bakan olduktu, 58 geldiğimizde mi yaşlandık!” Tabi erzenişlere karşın bu  “değişimi” hükümete katacağı dinamizmle   CTP’nin bünyesini  “yenileme tazeleme” operasyonu olarak değerlendirebiliriz.
ÇELİŞKİ. Ne var ki CTP ağırlıklı hükümetin cevvaliyet kazanması için düşünüldüğü sanılan genç Bakanları göreve getirme olayı  ile artık yaşını almış olan Ömer Kalyoncu’nun  “Başbakan ve Bakanlar” olarak birbirlerini pek de tamamladıkları söylenemez!  Sorun değildir!  Partinin  kendi içlerinde “sıra ayarlaması” da olabilir, “eskimişliğine” yeni makyajı da olabilir. Sorun bu da değildir.
ASIL SORUN: Çoktandır gelip giden koalisyon hükümetlerinde hem performans   hem de icraat kısırlığı görülüyor. Tepeden baktığımızda gördüğümüz en net resim ise şu oluyor: Hükümetler “icraatlarda bulunmak” için değil, “Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını da Ali’ye giydirmek” için görev yükleniyorlar!
Mesela:  Hükümetlerin en önemli görevi vergi almaktır! Gelen hükümetler bu “asli”  görevlerini yerine getiremedikleri dolayısıyle devletin cari işlem ve  ötesi finansal gereksinmelerini çözemediklerinden bu kez “harçlara, dolaylı vergilere yumulmaktadırlar!”  Yani “kazanandan” alamadığı vergiyi  “sabit ücretli, asgari ücretli  ve memur kesiminden” toplamakta kısaca özel sektörü boşlarken, diğer sabit ücretlilerin cebine saldırmakta, Ali’nin külahını  Veli’ye giydirmektedir.
Mesela: Çiftçiyi, hayvancıyı, üreticiyi, imalatçıyı  “doğrudan  destek” paraları  yahut “primleriyle” ayakta tutmaya çalışmakta, üretimlerine yaptıkları zamlarına  gözlerini kapattığı için de piyasada pahanın pahası katmerlenmektedir! Ve ne olmaktadır:  Ali’nin külahını Veliye giydirme politikasında, bu kez de bu pahanın faturasını mağdur duruma düşürülmüş sabit ücretli insanlar ödemek zorunda kalmaktadırlar! 
Mesela: Hangi mesleki kesim Bakanlık yahut Meclis kapısına dayansa anında “talebi” yerine gelmekte, bunun da faturası “halka yazılmaktadır!”
Mesela: Belediyelere parasal katkıda bulunulmakta, sigortalar batmasın diye para akıtılmakta, Kıp-Tek’e halel gelmesin diye “her istediğini yapma özgürlüğü” tanınmakta… Fakat tüm bu Kurumlar yine de bataktan kurtulamadıkları için elleri yurttaşın boğazında habire  sıkmakta! Yani hükümet Ali’nin külahını Veli’ye giydireceğim derken sonuçta Kurumlarla halkı karşı karşıya getirmektedir!
GİDİŞAT BU. Eğer bu gidişat değişmezse üç yeni  ve genç   Bakan neyi değiştirecek?       *********
KISACA TAKILDIĞIM: (Sn. YETKİLİLER. TRAFİK SORUNUNDA  NE ZAMAN SORUMLU OLACAKSINIZ?)  

Bitmeyen trafik kazaları!  Veya arabaların yollarda sürekli çarpışmaları! Aşırı sürat deniyor,  anlıyoruz!  Dikkatsizlik deniyor,  anlıyoruz! Saygısızlık deniyor onu da anlıyoruz. Fakat:
Düzgün ve kazasız belasız trafik olması gereken yolların olmamasını anlayamıyoruz!    Yeterince yol yok! Olanlar da “trafik işareti yoksunu!”
Trafiğin akışını sağlayacak “planlama” yok, düzenleme yok! Üzerlerinden binlerce araba geçen o yollara yansıtılacak akıllı ve sağlıklı tedbirler yok! Çünkü:
Kimseler “sorumluluk” yüklenmiyorlar! Ama en “yukarıdan” en aşağılara kadar “yetkilidirler!” Üstelik “yetkili”  olmak için kavgalar kıyametler kopartırlar.
Eee soralım. Mesela Mağusa diyelim: Siz “Trafik’le ilgili yetkililer! En tepede Bakan! Altında Kaymakam, Belediye, Trafik asayişinden sorumlu birimler! Kaç defa koltuklarınızdan kalkıp da kendi kullandığınız araba ile artık o çarpışmaların olmamasına mucize olarak bakılan ana yollarda, mahallelerde, hatta kaldırımlardaki TRAFİK keşmekeşini bizzat izlediniz? Trafik işaretleri yete4rsizliğinin, alınmayan tedbirlerden dolayı yaşanan sahipsizliklerle her gün onlarca kişinin çarpışan arabalarını  bizzat gördünüz mü? Nedenleri bizzat tespit ettiniz mi?  Görev sorumluluğunuzdan ne kadar uzak olduğunuzun vicdan sızısını duydunuz mu! 
Sn: Yetkili sorumsuzlar.  Mesela şu Mağusa’da, şu Girne’de, şu Lefkoşa’da ne zaman adına ciddi denecek bir trafik düzenlemesine gideceksiniz? Ne zaman “sorumlu” olacaksınız? Dört gözle bekliyoruz!